Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Salankamin (Slankamen) Savaşı
Topkapı Sarayı 'nın İnşası
Çivizâde Muhyiddin Mehmed Efendi
Osmanlı Hukukunun Mahiyeti Ve Kaynakları
2. Abdülhamit Osmanlı'nın En İyi Padişahlarından
ERTUĞRUL FIRKATEYNİ
Topal Recep Paşa
XVI. Yüzyılın İkinci Yarısında Osmanlı Donanması
Tanzimatın Kendisinden Önce Yapılan Düzen Çalışmalarına Göre Önemi
Hicviye

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Namık Kemal

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı

21 Aralık 1840'ta Tekirdağ'da doğan Namık Kemal, annesini pek küçük yaşta kaybettiği için, çocukluğunu anne tarafından dedesi ve valilerden Abdüllâtif Paşa'nın yanında geçirdi. İlk öğrenimini İstanbul'da yaptıktan sonra, özel dersler almağa başladı. Dedesi ile birlikte, Kars ve Sofya'da bulundu. 1857'de, İstanbul'a döndü. Özel olarak tamamıyle klasik bir edebiyat öğrenimi görmüş olan Kemal'in bu tarzda yazdığı şiirlerin sayısı da, bu sırada, oldukça kabarıktı. Batı dünyası ile henüz hiçbir teması olmadığı için, eski edebiyatı devam ettirenlerin çevresine girdi ve Leskofçalı Galib Bey ile çok yakın dostluk kurdu. 1861'de, aynı şairin şefliğinde kurulmuş olan Encümen-i şuarâ adlı özel bir şairler topluluğunda da yer aldı. Fakat 1862 yılı başlarında Şinasi ile tanıştıktan sonra, eski edebiyat çevresi ile ilgisini keserek, Tasvîr-i Efkâr'da calışmaya başladı. 1865'te Şinasi Paris'e gidince, gazeteyi tek başına çıkarmağa devam etti. Bu sırada, hükümetin politikası aleyhine yazdığı yazılar gözden kaçmıyordu. Aynı tarihte, Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin kurucuları arasına da girdi. 1867 mayısında, cemiyetin hükümetçe haber alınması üzerine, Paris'e kaçtı ve Mustafa Fazıl Paşa'nın maddî yardımını gördü. Kısa bir süre sonra Londra'ya geçerek, orada Ziya Paşa ile birlikte Hürriyet gazetesini çıkardı ve (1868) siyasî muhalefetine devam etti. 1870'te, Sadrazam Âli Paşa ile barışıp İstanbul'a döndü. Onun ölümünden sonra, İbret gazetesini çıkararak (1872), tekrar muhalefete başladı. 1873'te, ilk piyesi Vatan yahut Silistre'nin oynanması üzerine, Kıbrıs'ta Mağosa kalesine hapsedildi. Otuz sekiz ay süren bu kalebendlik hayatı, onun edebî çalışmalarının en verimli zamanıdır. Diğer beş piyesi ile birlikte, ilk romanını İntibah ve bazı tenkid eserlerini de bu sırada yazdı. 1876'da, V. Murad'ın tahta çıkması üzerine, serbest bırakılarak İstanbul'a döndü. II. Abdülhamid'in ilk zamanlarında, Ziya Paşa ile birlikte, Kanun-ı Esasî Encümeni (ilk Türk Anayasa'sını hazırlayan komisyonu)’nde çalıştı. Fakat, padişahın aleyhinde bulunduğu yolundaki bir ihbarla, tevkif ve muhakeme edildi (1877). Beraat etti ise de, İstanbul'da bırakılmayarak, aynı yıl, Midilli adasında önce ikamete memur ve sonra da oraya mutasarrıf tayin edildi. Rum ahalinin şikâyetleri üzerine Rodos'a (1884), oradan da Sakız'a (1887) nakledildi ve 2 Aralık 1888'de orada öldü. Mezarı Bolayır'dadır.

Namık Kemal, şiirlerini sağlığında bir araya toplayıp yayımlamıştır. Ölümünden çok sonra yapılmış olan baskıları arasında en iyisi şudur: Rızâ Nûr, Namık Kemal (Arab harfleri ile ve daha tam bir baskı), Türk Revübilik dergisi, İskenderiye 1936.

Namık Kemal'in Şinasi ile tanışmasına kadar yazdığı şiirler edebiyat kültürünün tesiriyle, tamamıyle divan nazmı çerçevesindedir. Gerek şekil ve gerekse şiir anlayışı ve muhteva bakımından divan nazmının bütün özelliklerine ve hatta o zamanlar divan nazmını sürdürenlerce büyük bir rağbet gören tasavvuf felsefesine de uygundur. Ancak, kendinden çok daima çevresine yönelik ve kayıtlardan asla hoşlanmayan yaratılışı, onun ne divan şiirinin müsamahasız kaidelerini ve ne de bu felsefeyi samimiyetle ve uzun süre benimsemesine elverişli değildi. Nitekim, Şinasi'nin tesirinde kalmağa başlayınca, divan nazmının özelliklerinden ve tasavvuftan sıyrılarak büyük bir hızla hayata, çevreye ve bu arada Batı dünyasına yöneldi. Bövlece Namık Kemal'in sanat hayatında ikinci ve asıl mühim dönem baslar.

Bu dönemde o, düşünüşçe tamamıyle Batılıdır. Hisce kendi çevresinin ve İslâmiyet’in geleneklerine bağlı bulunmakla beraber, hislerine kapılmamasını bilmiştir. Bunun içindir ki, Ziya Paşa gibi dönüşler yapmamış ve Türk edebiyatının Batılılaşması lüzumunu sonuna kadar savunmakla kalmayarak, bütün edebî türlerde başarılı örnekler de vermiştir. Tanzimat hareketinin getirdiği sosyal prensiplere de uygun olarak, "cemiyet için sanat" formülüne bağlı bulunduğunu bildiğimiz Namık Kemal'in bu ikinci dönemdeki şiirleri birinci dönemdekilerden sayıca çok daha az ise de, genellikle, sosyal bir muhtevadadırlar. İşlediği temalar "hürriyet, vatan, kanun, hak, adalet, ahlâk" kavramlarıdır. Bu şiirlerinde, şekil bâzen yeni ve bazen de eskidir. Fakat bu eski şekiller, Ziya Paşa'da olduğu gibi, Basık durumlarını korumayarak, değişikliklere uğrarlar. Buna rağmen, şiirlerindeki hâkim vezin aruzdur. Heceyi pek az kullanmıştır. Yine Ziya Paşa'da olduğu gibi, onun da ününü sağlayanlar sosyal konulardaki bu sayılı şiirleridir. Bunların bilhassa Vaveyla ve Hilâl-i Osmânî gibi yeni şekillerle yazılmış olanlarında, gerek dil ve gerekse üslûb bakımından, büyük bir değişiklik göze çarpar. Dil, konuşma diline yaklaşmakla kalmamış söyleyiş de klasik üslûbdan tamamıyle ayrılmış ve, Şinasi'nin üslûbundaki kuruluk da giderilerek, canlı ve sevimli bir hale getirilmiştir. Bir hitabet edası, samimi ve pervasız bir erkek sesi bu üslûbun en belli özellikleridir. Düşüncelerine tam bir samimiyetle bağlandığı için, bu samimiyetten gelen bir sevimlilikle, fikrî muhtevadaki şiirlerini bile kuru bir didaktizmden kolaylıkla kurtarabilmiştir. Gazellerinde ise, kelime sanatlarına sık sık başvurmakla beraber, oldukça kuvvetli bir lirizme erişmiş, Fransız şiirinden yeni hayaller, yeni duygular da getirmiştir. Zamanını ve kendisini takip eden aydın nesilleri hürriyet ve vatan sevgisinin heyecanı ile dolduran Namık Kemal, Batılı Türk şiirinin kurulmasında en mühim rolü oynayan Recai-zâde Ekrem ve Abdülhak Hâmid'e de şiddetle tesir etmiştir.


Kaynak: Akyüz, Kenan,Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri 1860-1923, İnkılâp Kitabevi, İstanbul 1995.

Şiirleri

Kaside (Hürriyet Kasidesi)

Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten
Çekildik izzet ü ikbâl ile bâb-ı hükümetten
Usanmaz kendini inşân bilenler halka hizmetten
Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez iânetten
Vücûdun kim hamîr-i mâyesi hâk-i vatandandır
Ne gam râh-i vatanda çâk olursa cevr ü mihnetten
Hakîr olduysa millet sânına noksan gelir sanma
Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten
Muîni zâlimin dünyâda erbâb-ı denâettir
Köpektir zevk alan sayyâd-ı bî-insâfa hizmetten
Hemen bir feyz-i bakî terk eder bir zevk-i fânîye
Hayâtın kadrini âlî bilenler hüsn-i şöhretten
Nedendir halkta tûl-i hayâta bunca rağbetler
Nedir insâna bilmem menfaat hıfz-ı emânetten
Cihanda kendini her ferdden alçak görür ol kim
Utanmaz kendi nefsinden de âr eyler melâmetten
Felekten intikam almak demektir ehl-i idrâke
Edip tezyîd-i gayret müstefîd olmak nedametten
Durur ahkâm-ı nusret ittihâd-î kalb-i millette
Çıkar âsâr-ı rahmet ihtilâf-i re'y-i ümmetten
Eder tedvîr-i âlem bir mekînin kuvve-yi azmi
Cihan titrer sebât-i pâ-yi erbâb-ı metanetten
Kaza her feyzini her lûtfunu bir vakt için saklar
Fütur etme sakın milletteki za'f ü betâetten
Değildir şîr-i der-zencîre töhmet acz-i akdâmı
Felekte baht utansın bî-nâsîb erbâb-ı himmetten
Ziya dûr ise evc-i rif'atinden ıztırârîdir
Hicâb etsin tabîat yerde kalmış kabiliyyetten
Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-yi Osmâniyânız kim
Cihan-gîrâne bir Devlet çıkardık bir aşîretten
Biz ol ulvî-nihâdânız ki meydân-ı hamiyyette
Bize hâk-i mezar ehven gelir hâk-i mezelletten
Ne gam pür-âteş-i hevl olsa da gavga-yı hürriyyet
Kaçar mı merd olan bir cân için meydân-ı gayretten
Kemend-i can-güdâzı ejder-i kahr olsa cellâdın
Müreccahtır yine bin kerre zencîr-i esaretten
Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin
Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten
Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler
Ki ednâ zevki a'lâdır vezâretten sedâretten
Vatan bir bî-vefâ nâzende-yi tannâza dönmüş kim
Ayırmaz sâdıkan-îıaşkını âlâm-ı gurbetten
Müberrâyım recâ vü havften indimde âlîdir
Vazîfem menfaatten hakkım ağrâz-i hükûmetten
Civân-merdân-ı milletle hazer gavgadan ey bî-dâd
Erir şemşîr-i zulmün âteş-i hûn-ı hamiyyetten
Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhâ-yi hürriyyet
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyyetten
Gönülde cevher-i elmasa benzer cevher-i gayret
Ezilmez şiddet-i tazyîkten te'sîr-i sıkletten
Ne efsun-kâr imişsin âh ey dîdâr-ı hürriyyet
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten
Senindir şimdi cezb-i kalbe kudret setr-i hüsn etme
Cemâlin tâ ebed dûr olmasın enzâr-ı ümmetten
Ne yâr-i cân imişsin âh ey ümmîd-i istikbâl
Cihanı sensin âzâd eyleyen bin ye's ü mihnetten
Senindir devri devlet hükmünü dünyâya infaz et
Hüdâ ikbâlini hıfz eylesin her türlü âfetten
Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahralar
Uyan ey yâreli şîr-i jiyân bu hâb-ı gafletten


Gazel

Sana senden gelir bir işde ancak dâd lazımsa
Ümîdin kes zaferden gayrdan imdâd lazımsa
Hayâtından neden hiç iştibâh etmezsin ey gafil
Acâyib gördüğün her hâli istib'âd lazımsa
Çocukluktan niçin dûr eylemiş inşânı isti'dâd
Eğer her matlabın tahsiline feryâd lazımsa
Tefevvuk-yâb-ı irfan eylemek ahfadı lâzımdır
Hamiyyet mesleğinde gayret-i ecdâd lazımsa
Umûmu müstefîd etmez hususun hakkım ibtâl
Sakın bir ferdi ezme gayret-i efrâd lazımsa
Senin İblîs’ten farkın nedir indimde ey gaddar
Hûda'nın ni'metinden herkesi ib'âd lazımsa
Ne cür'etle edersin haksız işde Hak'tan istimdâd
Yed-î Kudret mi olsun âleme cellâd lazımsa
Benî nev'in halâs et âteşîn kayd-i esaretten
Cihanda bir de firdevs eylemek îcâd lazımsa
Tevazu' ayn-i rif'at hizmet-i millet siyâdettir
Olunsun hulk-ı Peygamberle istişhâd lazımsa
Selâh ümmîdine düşme mevâîd-i ekaribten
Zevâl-i cehle bak maksûduna mîâd lazımsa
Zekâ bir şu'ledir kim sânı âlîdir tenezzülden
Bulursun ehl-i istiğnada isti'dâd lazımsa
Kapılma dehrin iğfâlâtına ahlâk bahsinde
Sana ol fende vicdanın yeter üstâd lazımsa
Denir tab'-ı beşerde ictimâ-i acz ü nahvettir
Cihanın tavrnı bir hikmete isnâd lazımsa
Emîn ol haşre sürmez hasret-i erbâb-ı isti'dâd
Biraz sabr eyle dehr-i dûndan almak dâd lazımsa
Ne rütbe bezi edersen artar ol nisbette mahsûlü
Maâriftir cihanda bî-mefâd îrâd lazımsa
Benim sabrımla seyr et ıztırâb-ı ehl-i ikbâli
Sana ger hüsn ü kubhu keşf için imdâd lazımsa
Bize vâcib Kemâl efzâyiş-i sabr ü metanettir
Felek de her cefâsın eylesin müzdâd lazımsa


Murabba

Sıdk ile terk edelim her emeli her hevesi
Kıralım hâil ise azmimize ten kafesi
İnledikce eleminden vatanın her nefesi
Gelin imdada diyor bak budur Allah sesi

Bize gayret yakışır merhamet Allah'ındır
Hükm-i âtî ne fakirin ne şehinşâhındır
Dinle feryadını kim terceme-yi ânındır
İnledikçe ne diyor bak vatanın her nefesi

Mahv eder kendini bülbül bile hürriyyet için
Çekilir mi bu belâ âlem-i pür-mihnet için
Dîn için Devlet için can çekişen millet için
Azme hâil mi olurmuş bu çürük ten kafesi

Memleket bitti yine bitmedi hâlâ sen ben
Bize bu hâl ile bizden büyük olmaz düşmen
Dest-i a'dadayız Allah için ey ehl-i vatan
Yetişir terk edelim gayri hevâ vü hevesi


Kıt'a

Kimse takdîr edemez âlemde
Kendi mâhiyyetini re'yi ile
Münferid vâsıta-yi ru'yet iken
Göremez kendisini dîde bile

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz