Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
XVIII. Yüzyılda Osmanlı-İran İlişkileri
Osmanlı Dönemi'nden Kalma Kütahya İli Camileri Türbeleri Medreseleri Tekkeleri
Dolmabahçe Sarayı
Şinasi
Sadrazam Sinan Paşa
Abaza Siyavuş Paşa
2. Silâhtar Mehmet Paşa
Erdel Voyvodalığı
Osmanlıda Tasavvuf ve Tarikatler
Osmanli Tarihi 1800-1924 Yillari Arasi Onemli Olaylar

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Nişancı İsmail Paşa

Ayaşlı'dır. Saraydan yetişmiş ve tahsil görmüş, kiler kethüdası olup Hasoda'da çuhadarlığa kadar çıkmış ve oradan Rumeli beylerbeyliği payesi ve günde iki yüz akçe ile emekli edilmiş olup 1089 Muharrem ve 1678 Mart'ta Abdi Paşa'nın İstanbul kaymakamlığına tayini üzerine onun yerine nişancılığa getirilmiştir. Siyavuş Paşa'nın katli üzerine sadrâzamlık Özi muhafızı Bozoklu Mustafa Paşa'ya verilip İsmail Paşa, sadraet kaymakamı tayin olunmuşken Bozoklu'dan vazgeçilerek mühr-i hümayun buna verilmiş ve zamanında sancağ-ı şerif çıkarılarak isyan bastırılmıştır (1099 Rebiulevvel 1688 Ocak). İsmail Paşa nişancılığında yumuşak bir vezir iken sadrâzam olunca ocaklının terbiye edilmesindeki muvaffakiyeti sebebiyle burnu kabarıp saltanat atabeyi tavrını takınmış ve bizzat ordu ile cepheye girmeyerek Yeğen Osman Paşa gibi bir zorbayı serdar tayin ettirmek hatasında bulunmuştur.

II. Süleyman halim bir hükümdar olup hocası Arapzâde Abdülvahab Efendi ile Dârüssaade ağası, rüşvetle iş gürdükleri için İsmail Paşa, bunların bu rüşvetçilikten el çekmelerini tavsiye ettiğinden her ikisi ile de arası açılmıştı. Bunlar fırsat kollayarak, ocaklıya karşı sancağ-ı serif çıktığı sırada sadrâzam tarafından şeyhü'l-islâm olmasına itiraz edilen Debbağzade Mehmed Efendi'yi de kendilerine uydurarak daha bazılarının da iltihakiyle sadrâzam aleyhinde pâdişahı ikna ederek İsmail Paşa'nın azline muvaffak oldular (1099 Receb ve 1689 Nisan). İsmail Paşa azlinden sonra Kavala kalesinde hapsedilip oradan da Rodos adasına gönderildi.

İsmail Paşa, Köprülü hanedanı aleyhdarı olduğundan dolayı kendi sadareti zamanında Köprülüzâde Fazıl Mustafa Paşa'yi Boğazhisar (Çanakkale boğazı) muhafazasından kaldırıp Hanya'ya göndermiş ve meclislerde her zaman Koca Köprülü ve Fazıl Ahmed Paşa'lar aleyhinde bulunarak pâdişâhı sabi bulup istedikleri gibi alıp vererek Rumeli ve Anadolu'da, mahsuldar havass-ı hümayunı (hazineye ait gelirli yerleri) kendilerine temlik ettirdiklerini ve vakıflar yaptırdıklarını söylendiği için Fazıl Mustafa Paşa buna karşı kin besleyip fırsat kollamakta idi.

Zaman değişip Fazıl Mustafa Paşa vezir-i âzam olunca Siyavuş Paşa'nın zevcesi olan hemşiresi Edirne'ye gelip Siyavuş Paşa hazinesinden yağma olan beş yüz kese nakit ile cevahirini İsmail Paşa bulup kabzetti. "şer-i ile eşyamı isterim" diye şikâyette bulunmuştu; bundan başka Arnavut Zeynelâbidin Paşa'nın haksız olarak idam edildiği iddiasıyla onun veresesinin kısas istemesi de buna inzimam edince bunu fırsat bilen veya tertip ettiren sadrâzam Fazıl Mustafa Paşa, İsmail Paşa'nın bu eşyayı iade etmesini ve etmediği takdirde katlini havi bir hatt-ı hümayunu bir tahriratla ve kapıcıbaşılardan biri ile Rodos'a göndermiştir.
Kapıcıbaşı Rodos'a gidip İsmail Paşa'ya :
"-Pâdişâh senden miri mal ve yetimlerin (Siyavuş Paşa çocuklarının) cevahirini ister" deyince İsmail Paşa:
"-Altmış bir günlük vezaretimin muhasebesini gördüm; ne bende miri mal var ve ne de cevahire vaziyet ettim. Kız Hüseyin Ağa ve yeniçeri ağası Hasan Ağa cevahiri beyaz ehrama sarılı mühriyle getirdiler, baktım ve yine mühürleyip sahiplerine verin deyu tenbih ve teslim ettim; onlardan sual edin; mal ıtlak olunursa ancak bir adet rahtım (at takımı) yüz kuruşa satıp ramazan harcını gördüm" cevabını verdi. Bunun üzerine kapıcıbaşı:
"-Vezaret ettiniz; bazı saklı paranızdan kırk kese kadar verin müsterih olsunlar" deyince İsmail Paşa:
"-Vezir-i âzam değil babası Koca Köprülü mezardan gelse yine sözüm sözdür; ne akçem var ne miri yedim ve ne vermeğe kadirim ve ne olsa da veririm, işte kelâmullah emrine razıyım" diye cevab verince kapıcıbaşı Kara Bayram, getirdiği katil fermanını İsmail Paşa'nın eline verdi.
Fermanı okuyan İsmail Paşa gülüp:
"-Bunda pâdişâhımızın sun'ı yok; bu fermanı Çelebicik yazmış. Allah emaneti şu mushaf-ı şerif büyük oğlumundur götürüp ver ve beni şu dolapta Kâbe'den getirdiğim zemzemle kefene sarıp defn eyle" dedikten sonra Rodos'un ileri gelenlerini çağırıp eşyaya müteallik şeylerine dair takrir verip yazdırdı ve helallaşıp ölüme başını eğdi ve cesedi Rodos'ta defnedilip başı İstanbul'a, getirildi (1101 Receb ve 1690 Nisan). Kendisi vezir-i âzamlığının altmış bir gün aldığını söylemekte ve Hadikatü'l-vüzera'da da altmış dokuz gün kaydedilmektedir; Hadikatü'l-vüzera sadaret kaymakamlığı ile sadaretini karıştırarak sekiz gün fazla göstermiştir.

Hadikatü'l-vüzera, "haris ve gazabı galip bir şahs-ı kesirü'lmeâyib" demektedir. Hâdiseler tetkik edilecek olursa Fazıl Mustafa Paşa ile düşmanlığının kurbanı olduğu görülür; kendisinden ümit edilen servet çıkmamıştır, İstanbul'daki zorbaları ve Rumeli'deki eşkiyayı temizlemesi itibariyle hizmeti vardır. Ölümünde yaşı yetmişi geçmişti. Raşid Tarihi ve Zübdetü'l-vekayi müellifi Rumeli beylerbeyi Zeynelâbidin Paşa'yı nahak yere saray önünde katlettirdiğinin cezası olarak kısasen idam edildiğini yazmaktalarsa da hâdise, o devri bilen ve gören Fındıklılı tarihine göre yukarıda yazdığımız şekilde cereyan etmiştir.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz