Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
İbşir Mustafa Paşa
İshak Paşa
Ali Mümtaz Arolat
Mehmed Celâl
SULTAN VAHÜDİDDİN'İN İTALYA KRALI'NA CEVABI
İsmet Paşa aslında Osmanlı gibi hilafet yanlısı mıydı
Gülhane Hatt-ı Hümayunu
XVIII. Yüzyılda Resim ve Musavvir Denilen Ressamlar
Vahdettin'e hain yaftası yapıştırılabilir mi?Tabii ki HAYIR
OSMANLIDA TUĞRA

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

OSMANLIDA TUĞRA

Sayfadaki Başlıklar


Tuğra Metni

Tuğra, Osmanlıda, Padişahların kullandıkları ve kendi isimlerinin yazıldığı bir imzadır. osmanlı'da tuğranın yeri şüphesiz tartışılamaz. şöyle ki yaptıkları mimari eserlere, fermanlara vb. yerlerde kullanılmıştır. Tuğra bize Osmanlının hat sanatıyla, estetikle ve zerafetle ne kadar içli dışlı olduğunun bir kanıtıdır.

Tuğra dört bölümden ibarettir. Bunlara çeşitli isimler verilmiştir.

1- Tuğranın Sere’si (Kürsüsü): Tuğranın alt tarafında bulunan ve asıl metnin yazılı olduğu kısmın adıdır. Buraya kürsü adı da verilir Sere padişah III. Mehmet’in tuğralarında belirlenmeye başlamıştır.

2- Tuğranın Beyzeleri: Tuğranın sol tarafında bulunan ve genellikle Han ve Bin kelimelerindeki nün harflerinin bazen de başka bir kelimedeki dal harfinin teşkil ettikleri kavislere verilen isimdir. Bazı tuğralarda beyzeler tuğra şeklini tamamlayan işaretlerdir.

3- Tuğranın Tuğları: Tuğranın üst tarafındaki elif harfi şeklindeki çizgilerin adıdır. Bunlar, bir tuğra dışında her tuğradan üç adet olarak görülmektedir. Tuğlar bazı tuğralarda hiçbir harf- ifade etmeyen ve sadece şekli tamamlayan işaretlerde olabilir. OSMANLI DEVLET DÜZENİNE ÜÇ TUĞ HÜKÜMRANLIK alametidir. Tuğralarda bulunan,üç tuğ geleneği de bu alametin Tuğralarda yansıması olarak da düşünülebilir.

4- Tuğranın Kolları: Beyzelerin devamı olan ve "muzaffer" kelimesinin üzerinden geçerek sağa doğru paralel uzanan kısımlara verilen isimdir. Bunlara hançere adı da verilir.

Tuğrada metin ile ilgisi olmayan bazı işaretler de bulunmaktadır. Bu işaretler, tuğranın şeklini tamamlamak için ilave edilmişlerdir. Hiçbir kelime veya harf değillerdir. Bir mana taşımazlar.

Tuğranın gelişmesi incelendiğinde, her tuğranın bir evvelki padişah tuğrasına mümkün olduğu kadar benzetilmek için gayret sarf edildiği görülür. Tuğraya giren yenilikler bile çok defa bu benzetmeyi sağlamak için yapılmıştır.

Tuğralar genellikle iki beyzeli ve üç tuğludur. Her yeni tuğrada bu unsurların da bulunması gerekir. Eğer metindeki harfler bir tuğ, bir beyze veya her ikisi birden tuğraya ilave edilir. Tuğrası haricinde bütün padişah tuğralarında yer almıştır.

EL MUZÂFFER DAİMA tabiri: Daima Muzaffer olan, galip gelen anlamında Arapça bir tamlamadır. II. Murat'tan sonra bütün tuğra metinlerinde görülmektedir.

TUĞRALARDA NOKTALAMA ve İŞARETLER:

Tuğralarda harfler noktasız yazılır. İlk tuğralarda bazı harflerin noktaları belirli biz düzen olmadan konulmuştur. Hatta bazı harfler noktasız, bazı harfler noktalı yazılmıştır, iç ve dış beyzeleri meydana getiren nün harfi için ilk tuğra örneklerinde bazen tek bazen çift nokta konmuştur. Ortadaki tek nokta zamanla süs halini almış ve Fatih’in tuğralarında metne "daima" kelimesinin girmesi ile nokta kalkmıştır.

Tuğra Metni

1- Padişah ve Babaların İsimleri:

Tuğra, padişahın yazılı alameti, bir çeşit imzası olduğuna göre metindeki en önemli kelimeler, padişahın kendi adıyla babasının adıdır. Bu ikisinin okunması çok defa tuğranın hangi padişaha ait olduğunun anlaşılmasına yetmektedir. İlk tuğralarda metin sadece bu iki isim ile oğlu manasına gelen "bin" kelimesinden ibaret idi (Orhan bin Osman gibi.). İsimler tuğranın seresinde yer alır. Tuğra metni genellikle aşağıdan yukarıya doğru okunacak şekilde istif edilir. Tuğra sahibinin adı altta, babasının ki üstte bulunur. Bazı tuğralarda bu isimler iç içe girmiş, bazılarında ise bir satır halinde yazılmıştır.

2- Bin Kelimesi:

Arapça oğul manasına gelen bir kelimedir. Tuğralarda padişahın babasının isminin önüne gelir (Orhan bin Osman "Osman oğlu Orhan" gibi-).

3- Han Kelimesi:

Han, eski Türklerde hükümdara verilen bir unvandır. Osmanlı padişahları da bunu kullanmışlardır. Han unvanı ilk defa I. Bayezit'in tuğrasında görülmektedir. (BAYEZİD BİN MURAD HAN gibi)

4- Şah Kelimesi:

Şah kelimesi bir unvan olmakla birlikte tuğralarda ilk defa bir isim eki olarak görülür. Şehzade Selim’in kendi tuğrasına koyduğu şah kelimesi, isminin Selim Şah olduğundandır. (Kardeşleri Şehin Şah ve Alem Şah gibi). Kanunî Sultan Süleyman da asıl ismi Süleyman Şah’tır.

Selim'in isminde Şah yoktur. Şehzadeliğinden çektirdiği tuğralarda Şah unvanını kullanmıştır. Padişah olduktan sonra tuğra metnine Şah unvanı girmiş, "Şah" kelimesi iki defa tekrar edilmiştir. (Selim Şah Bin Süleyman Şah Han El Muzaffer Daima gibi)

I. Selim'den itibaren (1512 - 1520)

Nişancılık: Osmanlı Devlet teşkilatındaki "Kalemiye" sınıfının en yüksek altın makamlarından biri nişancılık idi. Bu memuriyette bulunanlara Nişancı, Tevki, Muvakki veya Tuğra denilirdi.

18. asrın başına kadar nişancılar, devletin eski ve yeni kanunlarını ve merasimlerini en iyi bilen, şeriat ve hukuk kanunlarım telif edebilen ve Divan’da bu konuda fikir ve görüşlerinden faydalanılan kimselerden seçilirlerdi.

Diğer devletlere ve hükümdarlara Name-i Hümayunların yazılması da nişancılara ait bir görevdi. Nişancılar bir tür resmi evrakları kontrol ederek, padişahın imzası olan tuğrayı çekerlerdi. Bu onlara bir çeşit teftiş hakkı da kazandırıyordu.

İlk devirlerde padişahların kendi tuğralarını kendilerinin de çektikleri biliniyor. Sonradan devletin büyümesi ve işlerin çoğalması bu vazifenin nişancılara verilmesini gerektirmişti.

Padişahlar birine sevgi ve iltifat olsun diye tuğrasını meşketmeyi (tuğra çekme alıştırmaları) emrederlerdi. Bu bir teveccüh idi. Vezir tayin edilenlerin tuğra çekmeyi mest etmeleri usuldendi ve buna "Meşk-i Tuğra" denirdi.

Sahte tuğra çekmenin cezası çok ağırdı. Bu suçu işleyenlere elini kesme ve ömür boyu hapis cezası verilirdi.

Sadrazam, vezirler ve kazaskerler gibi nişancılar da Divan-ı Hümayun üyesi idiler.

Sınır eyaletlerindeki vezirlere aradaki mesafenin uzunluğu ve çabuk karar verme gereği düşünülerek, tuğra çekme izni verilmiş, bu usul 17. yüzyılda kaldırılmıştır.

Serdar-ı Ekrem yani padişah adına ordu başkumandanı olarak sefere giden sadrazamlarada mecburen Tuğra çekilmiş kağıtlar verilir, gerektiğinde bunları doldurmalarına müsaade edilirdi. Bu uygulama diğerlerinden farklı olup, ferman yine padişah adına çıkardı. Bununla birlikte daha sonra bu usul de terk edilmiş, Serdar-ı Ekrem’lere padişah adına olmak şartıyla tuğra çekme izni verilmiştir.

Mahlas:

Tuğraların sağ üst köşesine buradaki boşluğu değerlendirmek ve güzel görünmesini sağlamak maksadı ile estetik bir kaygı ve denge için yaprak veya çiçek resmi konurdu. Bilhassa 2. Süleyman ve 3. Ahmet’ten sonra bu bir gelenek halini aldı. Bu resimler süs olarak konduğu için evrak üzerindeki tuğralara çiçek veya yaprak konmazdı. Bu tür süslü tuğralar paralar üzerinde daha çok görülür.

İlk defa 2. Mahmud tuğralarında çiçek ve yaprak konan boşluğa Adlî mahlasın konduğu görülmektedir. 2. Mahmud Adlî mahlasını tahta çıktığı ilk günden itibaren kullanmıştır.

Osmanlıların ilk sultanları harbe gider ve dönüşlerinde Gazi unvanı alırlardı. Şeyh-ül İslâm fetvası ile verilen gazilik unvanı son dönemlerde sultanlara kazanılan bir harbin şerefine verilmiştir.

2. Abdülhamid, 3. Plevne savaşından sonra bu unvanı almış ve de çıkartılan ”Rusya Muharebesi” madalyaları üzerindeki tuğraların sağ ve üst köşelerine ”El Gazi” mahlası konmuştur.

2. Abdülhamid, El Gazi mahlasını resmi evraklarda tuğra ile birlikte daima kullanmıştır.

Sultan 5. Mahmud mahlas kullanan üçüncü sultandır. Tahta çıkışının ilk günü kendisine sunulan tuğrada sağ üst köşede Reşadmahlası bulunmaktadır. Bu mahlasını resmi evraklarda, binalarda, paralarda ve tuğranın kullanıldığı her yerde tuğrası ile birlikte kullanmıştır.

Çanakkale Zaferinden sonra, paralarda ve resmi evraklardaki tuğralarında reşad yerine ”el gazi” mahlasını kullanmaya başlamıştır.

Şehzade Tuğraları:

Osmanlı padişahlarının erkek çocuklarına kimden doğmuş olursa olsun. Çelebi Mehmet zamanına kadar Çelebi, bundan sonra da Şehzade denmiştir.

İlk Osmanlı Şehzadeleri küçük yaştan itibaren önemi olan Sancak ve vilayetlerde valilik ederlerdi. Bu suretle idari işlerde yetişmeleri sağlanırdı.

Şehzade sancaklarından hemen hepsi Anadolu Beyliklerinden alınan yerlerdi. Şehzadeler bu birliklerin başşehirlerini kendilerine merkez yapmıştı.

Şehzadeler, isimleri ile tuğra çektirirler, emirler yazdırırlar ve bu suretle kendi idareleri altındaki bölgelerde bir padişah gibi hüküm sürerlerdi. Yalnız kendi adlarına para bastıramaz ve namlarına hutbe okutamazlardı. Bu iki imtiyaz yalnız padişahlara aittir.

Şehzade tuğraları da, aynı usullerle tertip edildiğine göre şekil, istif ve metin bakımından diğer tuğralardan farklı değillerdir. Şehzade, şayet tahta çıkarsa tuğrası değişmez, şehzadenin saltanatı süresince Şehzadeliğinde kullandığı tuğrayı kullanırdı.

i böyle bir DEVLET-İ ALİ OSMANİYE'YE böyle bir imza yakışırdı.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz