Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Muid Ahmed Efendi
Osmanlı'nın 'tılsımlı' gömlekleri
İstanbul'u aldıktan soma Fatih ilk iş olarak Ayasofya'ya
Halid Fahri Ozansoy
Yakub Kadri Karaosmanoğlu
Kul Himmet
Hâlide Nusret Zorlutuna
Fatih Sultan Mehmet'in Şahsiyeti
Kemaleddin Kâmi Kamu
tih çölü

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

On sekizinci Yüzyıl Başından Ortasına Kadar İdarî Vaziyet

Sayfadaki Başlıklar


Karlofça Antlaşmasından Sonra
İskân İşleri
Leventlerin Faaliyetleri
Zorba Ayanlar
Hıristiyan Tebaaya Karşı Yapılan Âdilâne Muamele

Karlofça Antlaşmasından Sonra

1699'da Karlofça Antlaşması imzalandıktan sonra sadrâzam Amcazâde Hüseyin Paşa on altı seneden beri pek bozulmuş olan idarî, adlî, malî, askerî ve ekonomik durumu düzeltmeğe çalışmış ve beş sene süren sadareti zamanında bu işleri mümkün mertebe düzenlemişti.

Osmanlı Devleti 1711 de Azak kalesini ve 1714'de Mora'yı Rus ve Venediklilerden almağa muvaffak olarak Karlofça Antlaşması'ndaki mülkî zayiatın bir kısmını telâfi etmişken Şehit Ali Paşa'nın açtığı Avusturya seferi Tameşvar eyaleti ile Osmanlı'nın Balkanlar'da kapısı olan Belgrat'ı ve Batı Eflak'ı elden çıkartmış ve Osmanlı Devleti'nin Rumeli'deki vaziyetini tehlikeye sokmuştur (1718). Ancak bundan yirmi iki sene sonra Belgrat ve Batı Eflak'ın kurtarılması Rumeli'de emniyeti iade etmiştir (1739).

Amcazâde Hüseyin Paşa'dan sonra Damat İbrahim Paşa, sadaretine kadar gelen sadrâzamlar arasında Şehit Ali Paşa teşkilâtçı ve faal bir hükümet reisi idi. Sadareti esnasında işlerin teferruatına kadar nüfuz etmiş, bütün devlet adamlarının nasıl hareket etmeleri lâzım geleceğini, ahlaken ne gibi vasıflan haiz olmaları îcabettiğini, devleti yıkan rüşvetten uzak kalınmasını, vilâyetler halkının âdilâne idaresini, toprağın işletilmesine çalışılmasını, yolsuzlukların önlenmesini, hudut kalelerinin ve askerî sınıfların icaplarını, maliye ve arazi işlerine, hülasa mühim devlet vazifelerinin tertip ve tanzimine dair bir talimatname kaleme almış (558) ve sadarette kaldığı müddetçe bunun tatbikine çalışmıştır.

Şehit Ali Paşa, ilim ve fazilet sahibi olduğundan ilmiyye yani müderris ve medrese işlerini de gözden uzak tutmamış ve zencilerin hadım edilmemesi hakkında Mısır valisine ferman gönderterek bu gayrı insanî hali önlemek istemiş ise de kendisinden sonra bu cinayet devam etmiştir.

Damat Nevşehirli İbrahim Paşa sadrâzam olunca 1718'de Pasarofça Antlaşması'nın imzalanmasından sonra harpler delayısıyla bozulan devlet teşkilâtının düzeltilmesine teşebbüs olundu; Anadolu ve Rumeli'deki asayişsizlik bertaraf ve leventlik ilga edildi; para ayarı düzeltildi; hudut kaleleri ve bilhassa Avusturya sınırında olan Niş kalesi yapıldı, kapıkulu ocakları, zeamet ve tımarlı süvari teşkilâtları ve humbaracı ve lâğımcı ocakları tanzim ve ıslâh olundu; divân-ı hümâyun nizamı yoluna konup vezirlik adedi tahdid olunarak bu yüksek rütbenin ehil ve lâyıkine verilmesine dikkat edildi.


İskân İşleri

Bu XVIII. yüzyılın ilk yarısında hükümeti yoran ve bilhassa Güney Anadolu'da yani Antalya, İçel, Adana, Maraş ve Urfa'da asayişi bozan meselelerden birisi de Türkmen ve Kürt aşiretlerinin iskânları işi idi; bu aşiretlerin bir kısmı iskânı kabul etmeyerek ya doğrudan doğruya şakavete veyahut iskân edildikten sonra yerlerinden kaçmak suretiyle muhalefete başlayarak asayişi bozuyorlardı; bilhassa hükümetin Avusturya muharebesiyle meşgul olduğu sırada yani 1716'da bunların faaliyetleri pek artmıştı.


Leventlerin Faaliyetleri

Damat İbrahim Paşa'nın on üç sene sürmüş olan sadareti zamanı İstanbul için bir eğlence devri olmuş ise de memlekette sükun ve asayiş de takarrür etmişti; fakat İbrahim Paşa'nın sırf şöhret için açtığı İran seferi kendisinin düzelttiği asayişin uzun seneler bozulmasına ve bilhassa Anadolu eşkiya ve asker kaçaklarının yağma ve tahrip sahası olmuştur. Bu arada İran muharebeleri sebebiyle yeniden ihyasına lüzum görülmüş olan leventler ise halkın ve hükümetin başına bela kesilmişti; bunlar herhangi bir valinin maiyyetinde bulundukları zaman maaşları verilmek suretiyle şöyle böyle iş gören bir kuvvet olup fakat çok zaman faydalarından ziyade zararları görülmüştür; maiyyetinde levendi olan bir vezir azledildiği zaman bunlar kapısız kaldıklarından çete halinde gezip köyleri soyup şakavet yaparlardı; levendlerin her zaman ocaklarının ilgasına ve tenkillerine dair vilâyetlere fermanlar yollanmış ise de faaliyetleri yine önlenememişti.

Avusturya harbi sırasında (1715-1718) Çorum, Zile, Bozok taraflarında ve Bolumdan itibaren Tokat'a, kadar Kadıbeli, Sarmaşık Direkli, Çengel ve Tokat'tan doğuya doğru Tozanlı, Niksar ve Sivas'a doğru Yıldızeli (Yeuihan) ve havalisinde bulunan kapısız yani bir vezir ve beylerbeyi maiyetine kapılanmamış olan levendlerin şakavetleri haddi aşmıştı. Her ne kadar bunların tedipleri için bazı kuvvetler sevk ediliyorsa da asker muharebede olduğundan haklarından gelinememekte idi. İşte bu emniyet ve asayişsizlik ve buna inzimam eden tekâlifin ağırlığı, angaryanın hâd bir şekle gelmesi köylülerin yerlerini terk ederek şehir ve kasabalara ilticalalarını ve bu suretle noksan mahsul alınarak iaşe darlığı ve aynı zamanda tımarlı sipahilerin mahsullerinin noksan alınmasını mûcib oluyordu; bundan dolayı köklünün yerlerine dönmeleri müteaddid fermanlarla emrolunuyordu.

İran seferinin uzaması derme çatma da olsa levendliğin ihyasına lüzum gösterdiğinden hükümet (mirili levend) adiyle maaşlı olarak bunları istihdama mecbur olmuştu. Revan civarında Nâdir Şah'a karşı tam galebe edileceği sırada levendlerin muharebe meydanını bırakarak çekilmeleri kazanılmak üzere olan zafere mâni olduğu gibi bu hal İran kuvvetlerini de hayrete düşürmüştü; bundan dolayı Osmanlı padişahı aldığı bir fetva üzerine bunların katil ve mallarının öldürenlere ait olduğunu îlân eylemiş ve takip ve tenkilleri de Hekimoğlu Ali Paşa'ya verildiğinden bu sayede mühim temizlik yapılmış tabii bu suretle ocakları da kaldırılmıştır (1158 Şevval 1 1742 Kasım).


Zorba Ayanlar

Şehir, kasaba ve köylerdeki halka baskı yaparak devlet otoritesini kıran bir zümre deayan denilen mahallî zorbalar idi; bunların bir kısmı hükümete itaat perdesi altında halkı soyar ve hükümet de bilhassa bu gaileli zamanlarda bir hadise çıkarmamak için bunlara karşı göz yumardı; bir kısmı da —bilhassa Trabzon ve kazalarında— birbirlerine rakib olarak çarpışan ve derebeyi denilen yerli ayanlardı. Bunlar hakkındaki hükümet icraatı oraya tayin edilen valinin idarî kudret ve dirayetine veya herhangi bir taraftan elde edeceği menfaatine bağlı idi; bu on sekizinci asır ortalarında valiliği zamanında Trabzon vilâyeti ayanlarını sindirip başkaldırtmayan Hekimoğlu Ali Paşa idi.

Anadolu'daki mütegallibeler arasında âyanlık ile hükümete hizmet eden ve bundan dolayı şımararak vaziyetten de istifade ile ferman dinlemez olanlar da vardı; bunlardan birisi on bin kadar kuvveti olan Sarı Beyoğlu idi. Aydın taraflarında bulunan Sarı Bey oğlu, ordunun İran ve Rusya-Avusturya seferlerinde meşgul olmasından istifade ile ferman dinlemez olmuş üzerine sevk edilen Rakka valisi vezir Ahmed Paşa'nın gelmesi üzerine kaçarak Honaz kalesine sığınmıştı. Ahmed Paşa bunu kalede muhasara etmiş ise de bir gece ansızın gafil bulunan Ahmed Paşa kuvvetleri üzerine baskın yapıp Ahmed Paşa'yı bozmuş ve bu hal bütün bütün cüretini arttırmıştır (1151 H. / 1738 M.).

Sarı Beyoğlu işi ehemmiyet kesbedince rikâb-ı hümayun yani sadaret kaymakamı Şehla Ahmed Paşa o tarafa gönderilmiştir. Şehla Ahmet Paşa Alaşehir'e geldikten sonra maiyyetindeki kumandanlarla görüşüp doğrudan doğruya Sarı Bey oğlu üzerine gitmeden evvel bunun kolu kanadı olan Birgi kazasının Bademiye nahiyesinden Kara Ali oğlu ve Kelez'de Geyik oğlu Abdullah ve Aydın'da Bıyıklı Kadı oğlu Musa gibi kuvvetli mütegallibeleri geride bırakmayarak evvelâ onları tenkil ettikten sonra Honaz üzerine gitmiştir. Honaz'da tutunamıyacağını anlayan Sarı Bey oğlu oradan başka tarafa kaçmış ise de nihayet yakalanarak katlolunmuştur (1152 Safer / 1739 Mayıs).

Hükümet, memlekette zorbalıkları ve isyan hareketlerini önlemek için zaman zaman valilere ve îcabedenlere fermanlar göndererek halkı zorbalıktan ve eşkiyadan muhafaza ve asayişi temin eylemelerini yolsuzluk ve haksızlık yapılmamasını ve bu gibi hallerde kendilerinin mesul tutulacağını emretmekte ise de bu işlerin önlenmesi vali ve sancak beylerinin nüfuz ve kudretlerine ve hâdiselerin ehemmiyetine bağlı idi.

Rus-Avusturya seferinden sonra Birinci Mahmut tarafından neşredilen adalet fermanının baş tarafına pâdişâh bizzat: — Allah'ın emaneti olan reayaya kanun ve şer'-i şerife aykırı muamele yapılmasına kat'iyyen rısası olmadığını, halka zulüm ve fenalıktan son derece hazer edilmesini ve buna muhalif hareket edenlerin şer'an cezalarının verileceğini beyan etmiştir (1153 Rebîulâhır / 1740 Haziran).


Hıristiyan Tebaaya Karşı Yapılan Âdilâne Muamele

Osmanlı hükümetinin tebeası hakkındaki âdilâne muamelesi hem-hudut olan diğer devletlerde görülmediğini elden çıkıp yine geri alınan yerler halkının gösterdikleri heyecandan anlıyoruz; nitekim Mora'nın Venedik cumhuriyetinin eline geçmesinden sonra bunların Mora'daki Rumlara karşı göstermiş oldukları fena muamele ve onları mezheplerinden döndürmek için yaptıkları baskı, suimuamele, taarruz ve vergi ağrlığı, Mora halkının nefretine neden olup bunlar istirdat esnasında Türk ordusunu kurtarıcı olarak karşılamışlardır. Yine böylece Pasarofça Antlaşması'ndan sonra Belgrat ve havalisinin Avusturyalılara terki üzerine Türk hududu dışında kalan halk Avusturya idaresini istemeyerek akın halinde Niş taraflarına gelmeye başladıklarından dolayı bu hal hudut kumandanları tarafından hükümete bildirilmiş ve bunun üzerine Osmanlı hükümeti bu mültecileri kabul ederek üç sene cizye, öşür ve vergilerden muaf tutmuştur (1132 H. /1720 M.).

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz