Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Oruç ve Hızır Reisler
Almanya
Osmanlıda Tasavvuf ve Tarikatler
Arabacı Kadı Ali Paşa
Çivizâde Muhyiddin Mehmed Efendi
Seyyid Feyzullah Efendi
Edebî Akımlar
XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı-Milano Dukalığı İlişkileri
Süleymaniye Camii'nden Görüntüler
Osmanlı Devleti'nde Ticarî Yerler ve Kurumlar

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Osmanlı Askerî Teşkilatı ve Kapıkulu Askerleri

Sayfadaki Başlıklar


Kapıkulu Askerleri
Kapıkulu Süvarisi

Padişahlar öteden beri Osmanlı İmparatorluğu Ordusunun Başkomutanlık görevini yapmışlardır.

Kanuni Sultan Süleyman Han Hazretlerinin Saltanatı zamanına gelinceye kadar "vezir-i evvel" adıyla anılan Sadrazam sivil işlerde Padişah tarafından kendisine bağışlanan salt vekaleti taşıdığı gibi, eskiden askeri kuvvetlerin de amiri idi. Böylece savaşta "Serdar-ı Ekrem" adı ile Padişah ordusunun başına geçerek savaş alanına doğru gitmek karariyle sefere çıkardı.

Deniz işlerine bakmak konusu Kaptan Paşa 'ya verilmişti ve O da seferde Padişah donanması komutanlığını üzerine alırdı.

Padişah ordusu aslında kapıkulu ve eyalet askerleri adları ile başlıca İki bölüme ayrılmıştı. Deniz kuvvetleri son bir ikinci bölümdü. Bu bölümlerin her biri de çok sayıda ocaklardan oluşurdu.

Özel bir ad ile anılan veya özel bir görevle çalıştırılan muvazzaf askerlerin tümüne "Ocak" denir, ocağın da en büyük subayına "Ocak Ağası" adı verilirdi.

Padişah Sarayının (Enderunun) iç hizmetleri de ocaklara bölünmüştü. Bu uçaklar arasında da askeri sınıflardan say ilebilenler de bulunurdu.

"Bostancı Başı" adındaki bir kişinin komutasında olarak Padişah saray ve bahçelerinin korunmasına ve daha sonraları Boğaziçi'nin de disiplini İşleriyle görevlendirilen bostancılar, "Müteferrika Ağası" adı verilen bir kişinin yönetimine verilirdi. Asillerden ve büyük kişilerin çocuklarından oluşan ve sürekli olarak silah altında tutulan ve Padişahın sefere gitmesi halinde beraberinde hizmet alan "Muteferrikalar"ı da, Padişah Sarayının (Enderunun) "Asker Ocakları" arasında sayılabilir. Hazine, kiler ve seferli adlarında üç koğuştan oluşan "Enderun okulu" da önceleri Osmanlı Ordusunun Harp Okulu yerine geçerdi. Her koğuşun öğretim süresi birkaç yıldan oluşurdu.

Askeri sınıfların ocak ağalarına "Dış ağaları" ya da "Birun ağaları" ve Padişah Enderun ocakları ağalarına da "Enderun ağaları" yada "İç ağaları" denir; tüm olarak subaylara da "Ağa" adı verilirdi.


Kapıkulu Askerleri

Kapıkulu diye adlandırılan askeri sınıf bugünkü askeri terimimizce Hassa askerlerinden oluşur, devletten "Ulufe" adı ile ve gündelik hesabı ile maaştan başka tayinat da alırdı. Daha önceleri yalnız İstanbul'da kışlada yaşarken, sonraları sınır boylarında bazı kalelerle önemli mevkilerin korunmasıyla görevlendirilerek, taşraya da yerleştirildiler.

Bunlar aslında piyade ve süvari olmak üzere başlıca iki sınıftan oluşurdu.

Kapıkulu Piyadesi

Bu piyade askerleri aşağıdaki 7 ocaktan Kurulu idi:

Yeniçeriler

Acemioğlanları

Cebeciler

Topçular

Top arabacıları

Humbaracılar

Sakalar

Yeniçeri Ocağı

Yaya beyler, bölükler, sekbanlar denilen üç bolümden meydana gelirdi. Yaya beyler birden yüz bire kadar 101 ortadan, bölüklüler birden altmış bire kadar 61 ortadan, sekbanlar da 34 ortadan kurulu idiler.

Yaya beylere cemaat, bölüklere ağa bölükleri yada sadece bölük, sekbanlara da yanlış terimle seymenler de denirdi.

Kuruluş tarihine göre birbirlerine önceliği bulunan bölümler bazı farklı üstünlükler elde etmişlerdi.

Yeniçeriler yukarıda sayılan üç bölümden, korucular, oturaklar ve fodlahavaran (Fodla: Yassı pide şeklinde bir çeşit ekmek) adlarıyla üç kısma daha ayrılırlardı.

Korucular bütün yeniçeri ortalarının erleri arasından seçimle ayrılarak, İstanbul, Edirne ve Bursa'da bulunan Padişah saraylarını korumakla görevlendirildi.

Oturaklı da denilen oturaklar emekli askerlerden meydana gelirlerdi. Bunlar muvazzaf hizmetten her ne kadar bağışık idiyseler de, disiplinlerinin sağlanması için kendilerine ayrılmış olan subayların maiyetlerine verilerek eski görevlerine ödül olarak belirli sürelerdeki ödeneklerini alırlardı.

Fodlahavaran denilen topluluk devlete hizmetleri geçmiş olan yeniçerilerden ölenlerin yetimleridir. Bunların geçimlerini sağlamak için ocaktan az bir ödenek verilirdi.

Bütün yeniçeri ocağı, yeniçeri ağası adında bîr kişinin komutasına verilmişti. Yeniçeri ağasından başka ocağın: Sekban başı, kul kethüdası ya da kethüdabey, zağarcıbaşı, tornacıbaşı, mahzar ağa, büyük ve küçük hasekiler, başçavuş, kethüda piri, katip ya da yeniçeri efendisi adlarındaki büyük subaylardan olurdu. Bugünkü piyade bölük yada taburlarının karşılığı olan yeniçeri ortalarından her biri de "çorbacı" adında bir bölükbaşının komutasında bulunurdu. Her ortanın da odabaşı, vekilharç, bayraktar, baş eski ve aşçı ustadan oluşmak üzere bir subaylar topluluğu bulunurdu.

Her ortanın ya da birkaçının; imam, zağarcı, tornacı, talimhaneci, solak gibi bir özel ve ortaklaşa ismi ile ikinci bölümün tuğ ve alem bahsinde anlatılacağı gibi yine ortak bir işaretleri vardı.

Acemi Oğlanları

Düşmandan tutsak alınan ya da devşirme yasası na göre her üç ya da her beş yılda bir 7—8 yaşlarındaki Osmanlı uyruklu Hristiyan çocukların toplanmasından oluşurdu.

Bunlar acemi oğlanları ocağında yedi yıl görevlendirilerek her çeşit zorluk, yorgunluk ve ağır silahları kullanmaya alıştırıldıktan, dinin koşullarıyla eğitilerek Türkçe öğretildikten sonra; yeniçeri ocağı İle kapıkulu ocaklarında açık bulunan boşlukların yerini doldurmak üzere "yeniçeri kapısı" yahut "çıkma" terimleri ile eğilim ve heveslerine göre ocaklara dağıtılırlar. Böylece acemi oğlanlar, Osmanlı Ordusu erlerinin özel bir okulu durumunda idi.

59 ortadan oluşan bütün acemi oğlanlarının amiri yeniçeri ağası idi; fakat birçok işi gücü bulunmasından ötürü ağanın bunlara bakmaya vakti bulunmadığından, "İstanbul ağası" ağaya vekaleten bunlarla ilgilenirdi. Bundan başka her ortanın da çorbacı, meydan kethüdası ve kapıcı adlarında üç subayı bulunurdu.

Acemi oğlanları ocağı 1640 (Hicri 1048) yılına kadar sürdü. Ondan sonra devşirme yasası uygulanmadığından bu ocak kaldırıldı.

Cebeci Ocağı

Piyade silahlarıyla mühimmatını onarım, dağıtım ve korumakla görevlendirildiğine göre, Cebeciler bugünkü tabur tüfekçileri yerindedir. Tümü de "Cebeci başı" adında bir kişinin komutasına verilir; Maiyetinde "Cebeciler katibi" adında bir muhasebeci bulunurdu.

Savaşta ordu komutanları eşliğine uygun miktarda cebeci verilir, barışta ise askeri mevkilerde gereği kadar bulundurulurdu.

Topçu Ocağı

Kısmen top doldurmak hizmetlerini yerine getiren, kısmen de top namluları dökümünde ve kundak yapımıyla patlayıcı madde hazırlanmasında çalıştırılanlardan oluşan ve "Topçubaşı" namında bir kişinin komutasında bulunan bir sınıftı. Topçu başının yönetiminde top dökümhanesi müdürü olarak "Dökücü Başı" bulunurdu. Ocağın nazır, topçular katibi, kethüda piri adlarında üst rütbelileri de vardı. Bu ocak birkaç ortalara bölünmüş, her ortanın da çorbacı, odabaşı ve daha başka adlarda subayları bulunurdu.

Topçu ortası denilen birlik bugünkü terimle topçu bölüğü veya bataryası demek ise de, her ortanın oluştuğu topların çap ve sayıları bugünkü topçu bataryalarında olduğu gibi belirli ve sınırlı değildi. Top atmaya ve top arabalarını kullanma ve sürmeye memur olan erler bugünkü topçu bataryalarında olduğu gibi bir kıt'ada toplu olarak bulunmazdı,

Arabacı Ocağı

Top arabalarını çalıştırmak ve sürmekle görevli ve "Arabacıbaşı" adındaki birinin komutasına verilmiş olan sınıftı. Arabacıbaşından başka topçu ocağına benzer büyük yöneticileri olan bu ocak da birkaç orta'ya bölünürdü.

Humbaracılar

Yabancı ordularda eskiden "Bombardiya" denilen askerlerin karşılığı olan ve kale ve mevki muharebelerinde gözle görülmeyen hedefler üzerine "havan" denilen ateşli silah ve "Humbara" atmakla görevli idi. "Humbaracıbaşı" adında birinin komutasında öteki ocaklarda olduğu gibi büyük rütbeli subaylara sahipti ve çeşitli ortalara bölünmüştü.

Bugünkü Padişah ordusunda humbaracıların çalışma ve görevleri sonradan kurulan topçu obüs alaylarına çevrilmişti. Humbara işini görmekte olan obüslerle atılan mermilere "humbara" değil "dane" adı verilirdi.

Lağımcılar

Kalelerin sarılma ve savunmasında toprak altında yollar (Dehlizler) kazarak ve lağım bağlayarak "lağım savaşı" yapmakla görevli mühendislerden oluşurdu. Bunlar öteki ocaklar gibi ortalara bölünmüş değillerdi.

Bununla beraber bağımsız bir ocak sayılarak "lağımcıbaşı" denilen bir subayın yönetiminde bulunur ve erleri arasına Osmanlı uyruklu Hristiyanlar da alınabilirdi.

Saka Ocağı

Yeniçeri çorbacılarından "saka başı" adında bir kişinin gözetiminde bulundurulan kapıkulu ocaklarının en aşağı sınıfı sayılırdı.

Sakaların "saka başı"ndan başka subayları yoktu. Kapıkulu ocaklarını oluşturan ortalardan herbirine erlerin her çeşit gereksinmeleri için gerekli suyu sağlamak üzere birkaç saka eri görevlendirilirdi.

Kapıkulu Süvarisi

Sürekli olarak silah altında bulundurulan bu süvari askerinin İstanbul'da kışlaları yoktu. At beslemekte kolaylık olmak, fakat saltanat başkentine yakın bulunarak gerektiğinde hızla toplanmalarına olanak sağlamak için İstanbul, Edirne ve Bursa kentleri arasındaki köy ve kasabalarda yerleşmelerine izin verilirdi. Bu süvari askeri;

Silahtar

Sipahi

Sağ ulufeciler

Sol ulufeciler

Sağ gureba bölüğü

Sol gureba bölüğü

adlarıyla altı bölükten oluşurdu. Her bölüğün bir "bölük ağası", bundan başka Kethüda Bey, Kethüda Piri, Katip ve Kalfa adlarında bir topluluk erkanı, başçavuş, çavuş isimleriyle de küçük rütbeli subayları vardı.

Bu bölüklerin sırasiyle ikisine baş, ikisine orta, son ikisine de aşağı bölükler denirdi. Baş bölüklerden silahtar bölüğüne "Sarı Bayrak" Sipahi bölüğüne "Kırmızı Bayrak", Osmanlı tarihinde "Bölükat-ı Erbaa" denilen diğer dört bölüğe de ayrıca "Alaca Bayrak" da denilirdi.

Silahtar bölüğü savaş zamanı yolların ve geçitlerin onarım ve yapımında çalıştırılan müsellem ve yörükleri toplayarak onlara nezaret ederdi. Sipahi bölüğü Padişah ordusunun hareket yolu üzerinde geriden gelecek askeri kıt'alara işaret olmak üzere her iki fersahta bir "Ordu Tepesi" adında küçük tepeler kurulmasına büyük çaba gösterirdi.

Bölükteki Erbaa ise "Liva-yı Şerif" koruyuculuğunda olarak din adamlarının başı ile beraber sadrazamın maiyetinde bulunurdu. Yukarıda saydığımız altı bölük erlerinden ayrılan üç yüz süvari de savaşta verilen emir ve yazıların bildiri ve ulaşımında bir tür yaverlik hizmetinde bulunurlardı. Bunlara mülazım adı verilirdi. Barış zamanı ise kiraya verilen devlet arazisinin yönetiminde Hristiyanlardan alınan vergileri toplamakla görevlendirilirdi.

-------------------------

Bu yazı Osmanlı Askeri Teşkilatı ve Kıyafeti / Mahmut Şevket Paşa / KKK / 1983 kitabından alımıştır.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz