Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Deniz Siyaseti-6
Osmanlı Devletinin Doğuşu
Paşmakçızâde Abdullah Efendi
Hanefi Efendi
Kütahya Meydan Camii - Arslan Bey Camisi
Sultân Orhan
MÜRUR TESKERESİ
Klasik Dönem Osmanlı Mimarisi
İlim Hareketlerinde İki Etkin Ekol
Bostanzâde Mehmed Efendi

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Osmanlı Beyliğinin İlk Teşkilâtı

Hudutları genişlemeye başlayan beylik esaslı bir kurul vücuda getirmek istediğinden artık yavaş yavaş aşiret usul ve kaidelerinden ayrılarak bir devlet mahiyetini almak yolunu tutmuş; bünyesine göre idarî, adlî, askerî teşkilât yapmak zaruretini hissetmişti. Bunun için ulema sınıfından gelmiş olan vezir Alâaddin Paşa ile Bursa kadısı Cendereli Kara Halil Efendi faaliyete geçmişlerdir.

İlk defa olarak Orhan Bey'in cülusunun üçüncü senesine tesadüf eden 727 H./1327 M. de hükümdarlık alâmetinden olarak Bursa’da akçe yani gümüş sikke kestirilmiştir. Bu sikkesinin bir tarafında kelime-i şahadet ile ilk İslam halifeleri olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali'nin isimleri ve diğer tarafında Orhan bin Osman ve basıldığı yeri gösteren Bursa ismi ve daha altında da siyakat rakamı ile üç adedi ve kenarlarında da paranın basılmış olan 727 senesi ve bir de Osmanlıların mensup oldukları Kayı boyu damgası vardır.

Küçük Osmanlı beyliği ilk devlet teşkilâtında Anadolu Selçukluları ile îlhanlıları örnek yaparak bir hükümet mekanizması kurmuştur. Bunun esası beylik merkezindeki divan, Bu divana devlet reisi olan hükümdar riyaset ettiği gibi icabında hükümet reisi olan vezir de riyaset ederdi.

Elimizdeki sınırlı kaynaklara göre ilk Osmanlı veziri, Hacı Kemaleddin oğlu Alâaddin Paşa'dır. Ulema sınıfından olan Alâaddin Paşa'dan sonra vezir olanlar epey zaman hep ilmiye sınıfından o mevkie gelmişlerdir; yani Osmanlı divanı reisliği on dördüncü asrın sonlarına kadar ulemadan olanlara verilmiş, böylece İlhanlılar’ı takliden askerî sınıf haricinden tâyin olunmuştur. Fakat bunlar daha sonraları görüldüğü üzere askerî işlere karışmazlardı; askerî işler subaşı ve daha sonraki tâbirle beylerbeğiler tarafından görülürdü.

Osmanlı divanında vezirlerle askerî sınıfına mensup beylerin giyecekleri elbise ve başlarına saracakları sarığın şekli tesbit olunmuş ve bu suretle hükümet erkânı ve askerî sınıf ile halk, kıyafet cihetiyle birbirlerinden ayrılmışlardır.

Divan, bütün memleket işlerinde birinci derecede en yüksek merci idi; hükümler hep buradan verilirdi. Çandarlı Kara Halil'in vezirliğine kadar askerî işler buradan ayrı idi. Askerî muamelât subaşı ve beylerbeyiler tarafından pâdişâha arzedilip müsaadesi alınmak suretiyle tedvir olunurdu. I. Murad zamanında vezir Halil Hayreddin Paşa'dan itibaren bu askerî işler de vezirlere verildi; çünkü Halil Hayreddin Paşa aynı zamanda ordu kumandanlığını da ele alarak bu cihetten de mühim başarılar göstermişti.

Osman Gazi zamanından itibaren elde edilen Şehir ve kaza idareleri, oraları zabtetmiş olan beylere verilmiş ve daha sonra buraları sancak itibariyle muharebede asker başbuğu olanlara tevcih edilmişti. Yine bu sancak ve daha küçük mıntıkayı havi kazaların askerî kısımlardan hariç idarî, adlî muameleler kadı denilen hâkimlere bırakılmıştı. Bu ilk devirde en yüksek ilmiye makamı Bursa kadılığı olup bütün kadıların tâyin ve azilleri Bursa kadılığına aitti; bu usul I. Murad zamanında kazasker makamının ihdasına kadar böyle devam etti; sonra kadılar için en yüksek mercî kazaskerlik oldu.

İlk fütuhatı yapanlar aşiret kuvvetleri olup hepsi de atlı idiler. Bu kuvvetler uzun zaman muhasara hizmetlerinde kalamadıklarından dolayı muvaffakiyetler gecikiyordu; her zaman vaktinde muharebeye gelemeyen bu kuvvetlerin yerine Türk gençlerinden daimî ve esaslı yaya ve atlı kuvvetlerinin teşkiline karar verildi ve hemen faaliyete geçildi. Bu fikri ilk defa olarak meydana koyan ve tatbikatına da memur edilen Bursa kadısı Cendereli Kara Halil idi. Alınacak atsız askere yaya ve atlı askere de müsellem denildi.

Tertip edilen program üzere harbe yarar güçlü kuvvetli Türk gençlerinden atlı ve yaya olarak ilk defa biner kişi alındı. Bunlar muharebe zamanlarında evvelâ birer ve daha sonra ikişer akçe gündelik ile hizmet edecekler ve muharebe olmadığı zamanlarda ise kendilerine gösterilen toprakları işleyip vergiler¬den muaf olacaklar ve kendilerine verilen arazinin hazineye veril¬mesi lâzım gelen öşrü kendilerine bırakılacaktı. Bu askerî hizmete tâyin edilenlerin miktarı tertip edilen kadroyu çok geçtiğinden bunların nöbetle sefere gitmeleri ve sefere gidenlere, gitmeyenlerin yamak olmaları ve onlara seferden dönünceye kadar muayyen harçlık vermeleri kanun oldu.

Yaya askerler onar, yüzer kişilik manga ve bölüklere ayrıldılar. On kişiye onbaşı ve yüz kişiye yüzbaşı zabitler tâyin edildi, bin mevcutlu kuvvetin kumandanına da binbaşı ismi verildi. Bu kuvvetler daha sonraları ihtiyaca göre arttırıldı.

Müsellem denilen bin kişilik süvari kuvvetinin de otuz neferi bir ocak itibar olunmuştu; içlerinden beş neferi nöbetle muharebeye giderdi.

İşte piyadelerine yaya ve atlılarına müsellem adı verilmiş olan bu Türk kuvvetleri Kapıkulu ocaklarının teşkiline kadar elde edilen muvaffakiyetlerde başlıca âmil olmuşlardı. Daha sonraları bunların bilfiil harbe iştiraklerine lüzum kalmayınca ordunun geri hizmetlerinde kullanılmışlardır. Bu suretle yaya ve müsellem teşkilâtının Pelekanon muharebesi ve İznik fethinden evvel yapılmış olduğunu gösteren kayıtlar mevcuttur.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz