Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Ocağın vazifesi
Eğitim Sistemi
Necip Fâzıl Kısakürek
Ziya Paşa
Osmanlı Sultanlarının ahlakı
Bunları Biliyor muydunuz -VIII
Kütahya Lala Hüseyin Paşa Camii
İstanbul'un İncisi: Bedesten
Ebussuûd Efendi
Osmanlı'yı da yıkan komünist kale

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Osmanlı Kıyafetleri ve Fenerci Mehmet Kıyafetnamesi

Sayfadaki Başlıklar


Kıyafetnamelerin Doğuşu ve Fenerci Mehmed Kıyafetnamesi

Kıyafetnamelerin Doğuşu ve Fenerci Mehmed Kıyafetnamesi

Fenerci Mehmed Kıyafetnamesi'nin değerlendirmesini yapabilmek için 15. yüzyılda ilk temelleri atılan Osmanlı Portreciliği ile 17. yüzyılda Osmanlı Kitap Sanatında ayrı bir kol haline gelen Albüm Yapımcılığının gelişmesini gözden geçirmek gerekir.

Fatih Sultan Mehmet zamanında Osmanlılar ile Avrupa devletleri arasında siyasî ve ticarî ilişkiler yanında kültürel ilişkiler de gelişmiştir. Avrupalılar, yeni doğmuş olan ama hızla gücü artan Osmanlılara hem ürküntü, hem de ilgi ile bakıyorlardı. Doğu kültürü ortamı içinde yetişen Fatih, topraklarında büyük başarı kazandığı batı kültürüne de büyük bir ilgi ve merak duyuyordu. Sultan Mehmed'in isteği üzerine Napoli kralı Aragonlu Ferdinand 1478'de Costanza da Ferrara'yı İstanbul'a gönderdi. Costanza Fatih'in madalyonunu ve muhtemelen de, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki bir albümün içinde bulunan Fatih portresini yaptı. Gene Osmanlı hükümdarının arzusu üzerine Venedik dükü tarafından İstanbul'a gönderilen Gentile Bellini 1479-80 tarihlerinde bir yıla yakın bir süre içinde, aralarında duvar resimleri de bulunan bir çok resim yaptı. Günümüze gelmemiş olan bu eserler hakkında da maalesef bilgimiz yoktur. Bu süre içinde yapmış olduğu Fatih Sultan Mehmetin yağlıboya tablosu günümüze gelen tek eseridir. Üzeri tekrar boyandığı için orijinalliğinden çok kaybetmiş olan bu portre, bugün Londra'da National Gallery'de bulunmaktadır. Sanatçının İstanbul'da edindiği izlenimleri memleketine döndükten sonra yaptıkları eserlerinde buluyoruz. Türklere karşı duyulan ilginin birçok sanatçının eserlerinde Fatih devrinden başlayarak çeşitli sanat alanlarında yüzyıllar boyu süreceği görülecektir.

Fatih devrinde İstanbul'a gelen bu sanatçıların yerli sanatçıların üslûbu üzerinde yaptığı etkinin yanında, bunların Osmanlı sanatında yeni bir resim kolunun doğmasına yol açmaları Türk Minyatür Sanatının gelişmesi açısından da çok önemlidir. Bu resim kolu Osmanlı portreciliğidir. Sinan Bey'in yaptığı Fatih portresi, İtalyan ustaların gelişi ile Osmanlı sanatçılarınca yakından izlenme imkânı sonucu tanıdıkları Batı resim sanatı üslûbu etkisinin nasıl yansıdığını ortaya koyar. Sinan Bey, Fatih'i bu portrede otururken ve yüzü hafif dönük olarak ele almıştır. Vücut oranları başarılı değilse de hacim kazandıran üç boyuta yaklaşmıştır. Sultan burada, sanatçı tarafından fizyonomik özellikleri kadar ifade bakımından da tam bir portre anlayışı ile resimlendirilmiştir. Onun büyük kumandan oluşu değil güzel sanatlara ve kültüre ilgi gösteren duygulu, barışçı yanı elindeki çiçeği tutuşu, gözlerinin ileriye bakarken dalışı ile ifade edilmiştir.

Aslında bir denizci olan ve nakkaş olarak Nigarî mahlasını kullanan Haydar Reis'in (1494-1574), Barbaros ve Kanuni Sultan Süleyman portreleri, sultan II. Selim'i gösteren eseri, portre sahiplerinin fizyonomik özellikleri yanında içinde bulundukları psikolojik durumlarını da canlandırır. Kanuni'nin portresinde sultan artık yaşlanmış, yılların yıpratmış haliyle gösterilmiştir.

Avrupalı sanatçıların getirdiği portreciliğin iki eserinden biri Washington Freer Gallery'de ve diğeri Boston'da Gardner koleksiyonunda bulunan, elindeki kağıda portre resmi yapmakta olan genç sanatçı portreleridir.

III. Murat döneminde ise bu portreciliği bir padişah albümü halinde buluyoruz. Bir çok tarihî eserin sahibi olan Şehnameci Seyyid Lokman el Aşurî tarafından 1579 da yazılan eser devrin ünlü üstadı Nakkaş Osman tarafından, herbiri bir bütün sayfayı kaplayan 12 padişah portresi ile resimlendirilmiştir. Bu eser gerek ilk yazıldığı yıllarda ve gerek daha sonraları pek sevilmiş olduğundan bir çok kopyaları yapılmıştır. Topkapı Sarayı kütüphanesinde (H. 1563 ve R. 1264) ve İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesinde (T.6087) bulunan nüshalar en güzel ve ilk hazırlananlardır. Başka nüshalarından olduğu anlaşılan, dağınık sayfalar halinde padişah portrelerine değişik koleksiyonlarda rastlamaktayız. Edwin Bihney Kolleksiyonu (40a, 40b) bunlara bir örnektir. Daha sonraki kopyalarının bazılarında Sultan Murad'dan sonra gelen hükümdarların portreleri de eklenmiştir.

Şehnameci Seyyid Lokman eserine Sultan III. Murad'a dua ve onu öven şiirle başlar. Bunu, yazarın bilginleri seven vezir-i âzam Sokullu Mehmet Paşa'yı öven şiirleri izler. Giriş bölümünde eserin yazılış sebebi olarak, "Sultanların şemaillerinin bulunmamasından dolayı çok zorluk çekilmesi" gösterilir. Seyyid Lokman bunların tesbiti için saray ressamlarından "eşsiz üstad" Osman ile birlikte araştırma yapmış ve bazılarının portrelerini ele geçirmiştir. Diğerlerinin ise Frenk üstadlarda bulunduğunu öğrenince durumu Sadrazama arz edip onun himmeti ile o resimleri de ele geçirmişlerdir. III. Murad döneminden beri bulunan resimlerle karşılaştırıp gerçeğe uyduklarını gördükten sonra, örnek olarak kullanmışlardır. Her sultanın elbisesi, görünüşü ve hallerini de eski tarihlerden tesbit eder etmez vakit geçirmeden çalışmaya koyulmuşlardır.

Seyyid Lokman'ın Sultan portrelerinin tasvirine geçmeden önce yaptığı açıklama, portrelerin gerçeğe uygun olması gayretini aksettirmesi yönünden ayrı bir değer taşımakta ve Türk minyatür sanatında portrecilik anlayışını ortaya koymaktadır. Padişah portrelerinin böyle bir albüm haline getirilmesi bir yenilikti. Bundan dolayı yazar işe hemen Osmanlı hükümdarlarının anlatımıyla başlamamış, önce insanların görünüşlerinden mizaç ve karakterini okuma ilmî, yani belirli alâmetlerle gizli olan şeyleri gösteren ilm-i feraset ile ilgili bölüme yer vermiştir. Feraset ilmini Kıyafet, Riyafet ve Iyafet olmak üzere üç kola ayırmıştır. Kur'an'dan bazı âyetlerle bunun ilmen günah olmadığını ve kumar gibi kötülükleri cezalandırma ve düzeltme imkânı verdiği için faydalı olduğunu ileri sürmüştür. Bu ilim sayesinde insan görünüşünden mesleğini anlamanın, sözde Müslüman görünenleri ayırt etmenin ve insanların kendi yaradılışlarındaki alâmetlerden kusurlarını anlayıp ibadet vs. ile ıslah olmalarının gerçekleşebileceğini anlatmıştır.

Yazar; yüz şekli, benler, yüz rengi, göz alâmetleri, baş biçimleri, alın, kulak, zülüf, burun, ağız, dudak, diş, çene, gerdan, sırt, karın gibi vücut kısımlarına bakarak insan mizaç ve karakterini okuma yollarını öğretmektedir.

Fakat Seyyid Lokman, bu ilmi padişahlara uygulamaktan kaçınmakta ve bunun sebebini şöyle açıklamaktadır: Ona göre padişahlar herkesten üstün olduklarından sıradan halkla bir tutulamazlar. Çünkü devlet sahipleri İlahî ilham almaktadırlar. Bu açıklama Osmanlı dünyasında padişahların halk gözünde nasıl görüldüğünü aksettirmesi açısından da çok önemlidir.

Bu görüşün ışığı altında yeni bir bölümde sultanlar hakkında açıklama başlamaktadır. Çeşitli kitapları okuyup, karşılaştırarak edindiği bilgilere göre, Sultan Osman'dan Sultan III. Murad'a kadar 12 Osmanlı hükümdarını sırayla ele alan Seyyid Lokman, önce bunların hayat ve saltanatlarına ait tarihî bilgi vermekte, bunu görünüşlerinin tarifi izlemektedir.

Bu padişah portreleri birer kalıp haline gelerek madalyonlar içinde ve çeşitli boylarda daha başka eserlerde çok sayıda tekrarlanmıştır. 1580'lerde yapılmış Zübdetü't-Tevarih (TİEM 1973) ve Silsilenamelerde rastlandığı gibi.

Minyatüre üçüncü boyutu sokma denemeleri getiren Nakşî de eserlerinde figürlerine portre karakteri kazandırmıştır. III. Ahmet döneminde, ise Levnî padişah portreciliği geleneğini sürdüren bir Silsilename hazırlamış ve burada padişah portrelerini geliştirdiği üslubuyla canlandırmıştır. Daha sonraki dönemde III. Ahmet'ten sonra gelenlerin portrelerinin eklenmesi ile genişletilen bu Silsilename yanında Levnî, daha sonra üzerinde duracağımız bir albüm hazırlamıştır.

18. yüzyıl sonunda portrecilikte Levnî geleneği sürdürülmektedir. Ahmet Taib'in 1786-87 yılında yaptığı Tevarih-i Al-î Osman'da III. Mustafa, Levnî portreleri gibi tahtta oturur. Fakat cepheden gösterilmesi yeni bir denemedir.

III. Selim devrinde padişah portrelerinde yeni bir kalıp oluşturulmuştur. III. Selim'in Kapıdağlı Kostantin'e yaptırdığı portrelerde padişahlar ayakta ve oval bir çerçeve içinde yarım boy olarak görülürler. Bu çerçevenin altında ince uzun bir dikdörtgenin içi o devrin önemli yapılarını içeren bir manzaraya ayrılmıştır. Young albümü olarak tanınan bu padişah portreleri II. Mahmut zamanında Londra'da Tesavir-i Hümâyûn adı altında basılmıştır. Padişahlardan başka elçiler ve önemli devlet adamlarının da portreleri yapılmıştır. Bu diziden olmak üzere Hoca Sadeddin'in Tacü't- Tevarih'i, Ahmed Taib'in Tevarih-i Al-î Osman'ı, Hadikatü'l-Mülûk, Şefik'in Tasvir-i Selatin-i Osmaniye'si, Mehmed Hamdanî'nin Tasvir-i Selatin-i Osmaniye'si bulunur. Nüshalarına İstanbul Belediye Kütüphanesi, Tercüman Gazetesi Kütüphanesi gibi bir çok yerde rastlanır.

Bu çeşit padişah portreleri albümlerinden Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki nüshada, Sultan Aziz döneminde artık fotoğrafçılık İstanbul'da bilindiğinden, son sultanın portresi yapılmamış, padişahın görünüşünü daha iyi yansıtacağı için fotoğrafı konmuştur.

Türk Minyatür Sanatı ana karakterini 16. yüzyılda ortaya koymuştur. Diğer İslam ülkelerinde sevilen ilmî ve edebî konuları Türk minyatürü nde de buluyoruz. Fakat bunlara paralel olarak yapılan tarihî konulu eserlerle kendine has bir üslûp geliştirilmişti. Bu eserlerde sultanların tahta çıkışları, yaptıkları seferler, savaşlar ile devleti yönettikleri süre içinde yaşanan önemli olaylar resimlendiriliyordu. Bunlarda herşeyin merkezi padişahtı. Olaylar ve içinde yaşanan çevre gerçekçi bir tavırla gösteriliyordu. Padişah portreleri de Batı etkisi ile birlikte bu tarihî gerçekçiliğe bağlı olarak gelişmiştir.

Kıyafetnamelerin doğuş sebeblerinin kökleri Avrupalıların Türkler hakkında bilgi edinme isteklerine dayanır. 1453 yılında Hristiyanlığın eski, İslamiyet'in yeni kalesi, Doğu'nun esrarlı şehri İstanbul'un fethi Avrupalıların gözünde dehşet uyandıran bir olaydı ve Türklerin her hareketi dikkatle izlenmeliydi. Avrupa topraklarında hızla ilerleyen Türklerin yaşayış, giyiniş tarzları, mimarileri, hatta inançları, ibadet şekilleri, hükümdarları, orduları, sarayları hakkında bilgi alma isteklerini körüklemiş ve birçok gezgini de Osmanlı İmparatorluğu topraklarına, bilhassa İstanbul'a çekmiştir. Böylece Türklerle ilgili seyahatnameler grubu oluşmuş, gelen ressamlar da Türkleri tanıtmayı amaçlayan resimler yapmışlardır.

Türkler, Hristiyanlığın karşısında büyük bir düşman güç olarak görüldüklerinden bunların birçoğu önyargıyla, düşmanlıkla yapılmış ve Türkleri korkunç insanlar olarak göstermek isteyen hayali resimlerdir. Bir kısmı ise ilk elden gözleme dayanır. Gentile Bellini gibi İstanbul'a gelen sanatçıların izlenimlerini yansıtan desenlerin kitap olarak biraraya getirildiğini ve başvurulan kaynaklar oluşturduklarını da görüyoruz. Yüzyıllar boyu kullanılan bu kaynaklar sanatçıların hayal gücü ile zenginleşmişler, değişikliklere uğramışlar egzotik motifler haline gelmişlerdir. Başta resim heykel, tiyatro, bale ve dekoratif sanatlar olmak üzere bir çok sanat dalında bu motiflere rastlanır. Kanuni Sultan Süleyman için yapılmış olan bir taç, Doğu zevki ve geleneklerinin Avrupalılarca yanlış tanınmasının bir örneğidir; Ünlü Venedikli kuyumcu Caorlini'ye sipariş edilmiş ve devrin kudretli sultanına satmak ümidiyle yaptırılmıştır. Çok değerli taşlarla süslenmiş olmasına ve sultan tarafından da 11600 düka'ya alınmasına rağmen hiç kullanılmamıştır. Bu tacı giymiş olarak gösterilen Kanuni Sultan Süleyman portresi Agostina Veneziano tarafından 1535'de yapılmıştır.

Flensburglu Melchior Lorichs, Mukaddes Roma İmparatorluğu elçilik heyeti ile birlikte Ogier de Busbeq'e eşlik ederek İstanbul'a gelmiş, beş yıl İstanbul'da kalan Lorichs Osmanlı hayatının her yönünü, bilhassa Avrupa'nın büyük korkusu olan askerî konuları inceleyip resimlendirmeyi görev ve amaç bildi. Türk askerî gücünü, disiplinini yansıtan resimlerin yanında Türklerin yaşayış tarzları, mezarları, giyimleri, mimarîleri hakkında çok eser vermiştir. Tek figürler halinde ise yeniçeri, sipahi gibi askeri tipleri, ayrıca halktan kişileri de ele almıştır. Kanuni'nin de bir portresini yapmıştır.

Gravürlerini içeren iki kitabı ve tek yaprak halinde birçok eseri Avrupalı sanatçılara yüzyıllar boyu örnek desen kitabı hizmeti görmüştür.

Fransa'dan II. Henry'yi temsilen 1549 yılında elçi Gabriel d'Aramon'un elçilik heyeti ile birlikte İstanbul'a gelen Nicolas de Nicolay'ın "Les Quatre Premiers Livres dese navigations et peregrinations orientales..." (Lyons, Guillaume Rouille, 1568) adlı eserindeki gravürleri daha başka sanatçıların kendilerine en fazla örnek aldıkları eserlerdir. Bazı değişikliklerle tekrar tekrar kopya edilen bu gravürlerin arasında, arkasında hizmetçisi ile hamama giden Türk kadını en çok sevilenidir.

Elçilik heyetleriyle İstanbul'a daha bir çok sanatçı gelmiş ve yaptıkları eserler daha sonrakilere kaynak olmuştur. 17. yüzyıl başlarında Fransız elçisi de la Haye ile gelen "George de la Chapelle"nin "Receuil de divers portraits des principales dames de la porte du grand Turc" adlı eseri 1648'de yayınlanmıştır. Seyahatnameleri dolduran gravürlerin yanında gene elçilik heyetleriyle İstanbul'a gelen bazı ressamlar da batıya bilgi kaynağı oluşturan yağlıboya tablolar yapmışlardır. 1655 yılında İsveç elçisi Claes Ralamb'ın heyeti ile İstanbul'a gelen bir sanatçının yaptığı, bugün Stockholm Nordiska Musset'de bulunan, Osmanlı sarayındaki törenleri, yüksek rütbelileri canlandıran 15 tablo vardır. 1699 yılında Fransız elçisi Marquis de Ferriol ile birlikte İstanbul'a gelen Jean Baptiste Vanmoor'un yaptığı ilk resimler "Recueil de Cent Estampees, representant differentes nations du Levant" adlı kitapta gravür halinde Paris'te yayınlandı. Çeşitli ülkelerde taklitleri yayınlanan bu kitaptan sonra Vanmoor'u gene İstanbul'da buluyoruz. Kendisi elçi Ferriol ile birlikte geri dönmemiş ve İstanbul'a gelen diğer elçilerin himayelerinde kalarak yağlı boya tablolar yapmıştır. Bir çok tören ve Türk yaşamına ait tabloları bugün Amsterdam'da Rijkssmuseum'da "Türk Tabloları" adı altında bir koleksiyon oluşturmaktadır.

Yabancı sanatçıların eserlerindeki gözlem hataları ve bunların güvenirlilik derecelerini iyi değerlendirebilmek için 1553-1555 tarihleri arasında İstanbul'da kalan Dernschwam'ın Atmeydanı, Dikilitaşın kaidesindeki kabartmalar ve üzerindeki yazıları tarif eden sözleri çok açıklayıcıdır. Fırsat bulduğu zaman hiç okuyamadığı kitabeleri bile gayet güzel kopya edebilen Dernschwam bu işi öylesine başarılı bir şekilde yapmıştır ki, kopyasını hatıratına eklediği bir duvara gömülü olan bir kitabeyi, günümüzde bilim adamları çözebilmişlerdir. Ancak bu başarıyı sanatçıların eserlerinde her zaman bulamıyoruz. Bu garip çelişkiyi Dernschwam'ın, Dikilitaşın üzerindeki hiyeroglifler hakkındaki sözleri açıklar; "Ben bu şekilleri şöyle böyle kopya edebilir veya çizebilirdim ama Türklere göre böyle bir şeyi yapmak yasaktır. Onun için hiçbir ressam İstanbul'da en ufak bir şeyin resmini yapamaz. Böyle bir şey yapmak isteyeni hemen casus sayarlar, döverler ve para cezası alırlar." Dernschwam'ın bu sözleri Batılı sanatçıların elinden çıkan resimlerin çoğunlukla niçin yanlış ve büyük ölçüde hayal ürünü olduğunu da açıklar. Ayrıca yabancıların Türk aile hayatına girememelerini, Türk kadınını sokak kıyafeti dışında görmesinin söz konusu olamayacağını ve bu gibi konularda Batılı sanatçıların kendi hayal güçlerine başvurmaktan başka yolları olmadığını da gözönünde tutmak gerekir. Sanatçılar bütün bu zor şartlar altında, gördüklerini kaldıkları yere döndükten sonra hatırladıklarına göre çizmişlerdir. Kapalı yerden yapılmış cami, manzara gibi resimler veya şehir panaromalarının güvenilirliği ve doğruluğundaki başarı ise sanatçıların bazen odalarının penceresinden veya tenha tepelerden rahatça etrafı seyrederek çalışmış olmalarındandır.

16. yüzyılda albüm, yani murakka yapımına geçmeden önce İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi ile İstanbul Üniversite kütüphanelerinde bir grup oluşturan ve içlerinde daha erken devir eserleri olan albümlere bir göz atalım. Orta Asya, Çin, Japon resimleri ve desenleri, İran minyatürleri, hat örnekleri, hatta bazı mektup gibi evrak birarada tutulup muhafaza edilmek ve bunların birer örnek defteri gibi kullanılabilmelerini sağlamak üzere yanyana, karışık olarak sayfalar üzerindeki boş alanlara yerleştirilip yapıştırılmış ve albüm haline getirilmişlerdir. Bazı desenlerin ve minyatürlerin, kopyalarının yapılmak üzere iğnelenmiş olması bu albümleri örnek defteri olarak kullanıldığını açıkça ortaya koyar. Bunlara benzer albüm yapma fikri aynı devirde İran'da albümlerin moda olmaya başlaması ve İranlı sanatçıların da İstanbul'da çalışmaları ile iyice gelişmiştir. Herhangi bir metne bağlı kalmaksızın tek sayfa olarak düşünülen, melek, peri, savaşçı, derviş, doğancı, genç erkek ve kadın gibi motiflerden oluşan kompozisyonlar ile portrelerden oluşan albüm yaprakları çeşitli kütüphane ve koleksiyonlarda bulunmaktadır.

Osmanlı portreciliğinde Nigarî daha önce bu konuda bir adım atmış bulunuyordu. Nigarî portrelerini bir metne bağlı olmaksızın ve portrelerini yaptığı kişileri günlük yaşamı içinde ele almıştı. Kanunî'yi arkasında silahtarları olduğu halde yılların yorgunluğu üzerinde hissedilen yaşlı haliyle gezerken, II. Selim'i doğancıbaşı'nın elinde hedef olarak tuttuğu aynaya ok atarken veya elindeki küçük kaseden kahve veya içki içerken göstermişti.

Viyana'da Österreichische National Bibliothek'de bulunan ve III. Murad'a ithaf edildiğinden bu sultanın adı ile anılan 1572-3 tarihli albüm, (Cod. mixt. 313) daha sonraki tarihlerde yapılan eklere rağmen o devrin albümcülük anlayışını yansıtan hatlar, kat'ılar, desenler ve tek figürlere sahiptir.

İstanbul'da bir yabancı sanatçı tarafından yapıldığı anlamlan ve III. Murad devrinde İstanbul'daki sosyal hayat hakkında değerli bilgiler veren bir eser de Oxford'da Bodleian Library'de (Or. 430) bulunmaktadır. 1588 yılında İstanbul'da bulunan bir Alman veya İngilize ait olduğu anlaşılan yazma 62 resme sahiptir.

Aralarında III. Murad'ı at üzerinde gösteren resim, albümün hemen başlarındadır. Osmanlı toplumunun çeşitli kesimlerinden tipleri gösteren tek figürlerin arasında Atmeydanı, obelisk, yılanlı sütun, Boğaziçi, Süleymaniye Camii'nin resimleri de bulunmaktadır. Oxford'daki ikinci eser ise All Souls College'de (MS. 314) bulunmaktadır ve 1590 tarihlerinden olmalıdır.

Adeta gravürlü kitaplardan tek tek resimlerin alınıp albüm haline getirildiğini düşündüren bu çeşit eserlerden Viyana National Bibliothek'de 16. yüzyıla ait üç yazma vardır. (1574 tarihli: Cod. Vindob 3325; 1586 tarihli: Cod. Vindob 8615 ve 1590 tarihli: Cod Vindob 8626). 20 Bunlardan birinin kopyası da Kudüs'te Meyer Memorial Library'de bulunmaktadır. 1587 tarihli, Türk kağıdı üzerine yapılmış bir kopyası da Veste Koburg koleksiyonunda bulunmaktadır. Gene İstanbul'da yaşayan bir yabancı ressam tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir ve Rubensin çalışmaları bunun sonucu olan karakalem desenlerin bugün British Museum'da bulunduğuna işaret edelim.

1582'lerden bir kıyafet albümü de Dresden'de (Saechsische Landesbibl MS. Dresd. I); 16. yüzyıl sonlarına ait bir başkası da Kassel'de (Landesbibl. MS. hist. 4° 31) 1590'lardan biri de Leningrad'da da (Hermitage env. no. 152891) bulunmaktadır. 22

Dublin Chester Beatty Library'de bulunan (MS 439) albüm ise 16. yüzyıl sonu 17. yüzyıl başına ait olmalıdır ve içinde bulunan kahvehane resmi ile tanınmıştır. Sıradan halkın buluştuğu, kahve içip sohbet ettiği, eğlendiği, tavla oynadığı kahvehanenin yerli sanatçılar tarafından minyatürlemek için konu olarak seçilmesi 17. yüzyılda Türk Minyatür sanatının gelişimindeki bir özelliktir. Yerli sanatçıların kısmen İran sanatının etkisiyle ayrı bir kol olarak albümü geliştirmesi yanında yabancıların eserleri de onlara yeni kavramları tanıtıyordu. 17. yüzyılda yabancıların dönüşlerinde götürmek üzere Türk kıyafet albümleri siparişleri, kendilerinin içine giremedikleri veya iyi anlayamadıkları konuların doğru olarak resimlendirilmesini amaçlıyordu. İşte yerli sanatçılar, arkalarındaki portrecilik ve albümcülük gelenek ve deneyimlerini yabancılardan öğrendikleri şekilde ve onların meraklarını doyuracak biçiıpde birleştirerek 19. yy. sonuna, hatta 20. yüzyıl başlarına kadar giden bir dizi kıyafetnameler hazırladılar.

Paris Bibliotheque Nationale'de bulunan Kıyafet-name (c.d. Estampes Od. 6) bunlardan biridir. 49 resimli olan eserde tek tek figürler vardır ve altlarında Fransızca ve Türkçe açıklama yapılmıştır. Aynı kütüphanedeki diğer nüsha 60 resimlidir ve 1688 tarihlidir, (c.d. Estampes Od. 7). 24

Varşova'da da 17. yüzyıldan bir Kıyafetname vardır. İlki Sultan İbrahim'i gösteren 100 resme sahip olan albüm (Biblioteke Narodowa BOZ 165) Paris nüshaları ile benzerlik gösterir. Yukarıdakiler gibi yerli sanatçılara yaptırılmış olmalıdırlar.

Son sahibi ve yayınlayıcısının adı ile tanınan ve II. Dünya Savaşı sırasında kaybolan Taeschner albümünün dördü renkli, diğerleri siyah-beyaz yayınlanmış resimlerinden tanıyoruz.

İçinde üç padişah portresi olan albüm IV. Mehmet zamanında yapılmış olmalıdır. İstanbul bu albümde sosyal yaşamı ile çok iyi bir şekilde canlandırılmıştır. Genç Osman'ın Bayram tebriklerini kabulü; Avret Pazarı; Okmeydanı; Mevlevî seması; minarede müezzinin ezan okuyuşu; dilenciler; hokkabazlar, güreşçiler, matrakçılar, okçularla Kağıthane; meyhanecinin cezalandırılması, dergâh; gelin alayı; sünnet yatağı; dönme dolap; fakirlere bir imarette yemek hazırlanması; cenaze, okulun içi; nalbant; hamama giden kadınlar gibi.

Taeschner albümüne benzer bir başka albüm Venedik'te (Museo Civico Correr. Ms. Cicogna 1971) bulunmaktadır. Belki de Taeschner albümü sanatçısı tarafından yapılmış olabilir. Bu da IV. Mehmed zamanında yapılmıştır ve hem saray yaşantısı, hem de ev içi ve spor, eğlence hayatına, İstanbul'da yangınlara ait sahneleri işlemiştir. Gene Venedik'te Marciana kitaplığında (CL IV 491 5578) 65 resimli, Foggi diverse del Vestire de Turch başlıklı albümden başka Floransa'da da Laurentiana kitaplığında (8132/272710) bir tane daha vardır. 28

Oxford Bodleian Library'de de 17. yüzyıla ait bir albüm bulunmaktadır. (Douce Or. c.l). Leiden'de Rijksmuseum voor Volkenkunde (360)'de bulunan albüm 59 resimlidir. Stockholm Kugliga Biblioteket (Ralamb 8:0, 10) albümünde 120 resim vardır ve İsveçli Baron Claes Ralamb tarafından 165 7'de İstanbul'a geldiği sırada alınmıştır. 29

1600'lerden 28 resimli, Osmanlıca açıklamalı olarak hazırlanmış olan ve British Library'de bulunan (Or. 2709 no.'lu albümden) başka Londra'da British Museum'da bu tür bir çok albüm arasında en önemlilerden birisi "A briefe relation of the Turckes, their Kings, Emperours or grandsigneurs" isimli olanıdır. (1974-6-17-013; önceki no.su add. (23880). 1618'de, muhtemelen Peter Mundy için yapılmıştır. 59 resminin altında Türkçe ve İngilizce yazılar vardır. Resimlerin arasında I. Süleyman, II. Selim, II. Osman'ın portrelerine rastlanır. 1620-22'lerden olduğu tahmin edilen ve içinde IV. Murad'ın portresi bulunan albümdeki (1928-3-23-046) saray görevlileri ile çeşitli tiplerin toplam 122 resmin açıklamaları İngilizce ve Fransızca'dır. Ayrıca Arap harfleri ile Türkçesi de vardır. Bu British Museum'dan British Library'ye giden iki albümün bir parçasıdır. (Harleian 5500 ve Sloane Add. 3584).

l7. yüzyıl albümlerinden dağılmış bir çok yaprak Binney Koleksiyonunda (no. 39, 47, 50, 59, 60 ve 61) ve diğer bir çok koleksiyonda bulunmaktadır. Topkapı Sarayında ise 17. yüzyıla ait çok sayıda albüm vardır. Bunlardan bir kısmında sulandırılmış mürekkeple yapılmış desenler bulunur (H. 2135; H. 2165; H. 2163; H.2162; H.2145; H. 2168 gibi); Konuları; melekler, periler, genç erkek ve kadın figürleri, ejderler, içki içenlerdir. Bir kısmı Veli Çan'ın imzasını taşır. 2169 ise muhtemelen Nakşî tarafından 1618'de yapılmıştır. Bu albümde II. Osman at üzerinde ve Sultan I. Ahmet önünde cüceler tarafından tahtında oturmuş eğlendirilirken görülmektedir. 17. yüzyılın sonundan olan H. 2148 no.'lu albümdeki savaşçı ve IV. Murad'ı tahtta gösteren sahnelerden başka, su kenarında çadır kurup konaklayan yolcuları gösteren sahne hem konu bakımından, hem de perspektifle ele alınmış manzara bakımından Türk minyatür sanatının 17. yüzyılda nereye geldiğini yansıtır. Sultan I. Ahmed albümü diye tanınan albüm ise bu yüzyılın başında Kalender Paşa tarafından I. Ahmet için hazırlanmıştır. 17. yüzyıl Türk albümcülüğünün en güzel örneklerinin başında gelir. Yazı örneklerinin yanında yer alan tek tek figürleri, halkın eğlenceleri, hamamın havuzunda yüzüşleri, tımarhanede delilerin bakıcılarına saldırıları gibi sahneler devrin sosyal yaşantısını yansıtır.

18. yüzyıldan bir önceki yüzyılda tamamen ayrı bir kol haline gelen murakka-albüm yapımında üslupta yeni gelişmeler, Batı etkisinin artışını gösterir, konu bakımından aynı konuların benzerlerine gene rastlanırsa da bunlara yenileri de eklenmektedir. III. Ahmed dönemi ünlü nakkaşı Levnî de albüm hazırlamıştır. 1710-20 tarihlerinde yaptığı anlaşılan albümce 43 portre vardır. Bunlarda figürleri; bir iş yaparken göstermeyi tercih eden Levnî saraylıyı kahve taşırken, bir kadını başına çiçek takarken, bir adamın sarığını sararken, genç kızlar çalgı çalarken, dans ederken, çiçek tutarken tasvir etmiştir. Albümdeki 9b ve 18b'deki resimler ise Buharî imzalıdır.

Levnî tarafından yapılmış başka albüm yapraklan daha vardır (Topkapı Sarayı Müzesi H. 2155; H.2146; Paris Bibliotheque Nationale, arabe 6076 39 , British Museum 1960-11-12-01; 1960-11-12-02 gibi). 40

18. yüzyılın diğer ünlü ustası Abdullah Buharî de tek figür nakkaşı olarak dikkati çeker. Büyük bir cesaretle alışılmamış konuları işlemiştir; 1741 tarihli Yıkanan Kadın (Topkapı Sarayı Müzesi Y.Y. 2143), 1741 tarihli Aşk Sahnesi (Topkapı Sarayı Müzesi Y.Y. 1086) Yün Eğiren, Pencereden Bakan Kadınlar (İstanbul Üniversite Kütüphanesi T. 9364) 41 gibi. Topkapı Sarayı Müzesinde bulunan bir başka albümde (H.2143) 1744 tarihli bir türbanlı kadın ile elinde tabak tutan kadın Buharî imzasını taşır. 25 değişik teknikte yapılmış diğer resimler arasında Kostantin ve Refail imzalı olanlar da vardır. Binney koleksiyonunda 18. yüzyılın başından sonuna tarihlenebilecek tek sayfa halinde bir çok albüm resimleri vardır (62, 65,66, 67, 68, 69,

43

*7

Batılılara Türk tiplerini ve kıyafetlerini tanıtmak amacı ile 18. yüzyılda yapılmış iki büyük albümden biri İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsünde "Les Portraits de differents habillements qui son en usage â Constantinople et dans tout Turquie de la Bibliotheque de Kappus Pichelstein" isimli olanıdır.

Varşova Üniversitesi Kütüphanesinde bulunan Kıyafetname (T. 171) 18. yüzyılın ikinci yarısında Lehistan Kralı Stanislas Auguste için Alman ressam Jean Kamsetser tarafından yapılmıştır.

Oxford'da Bodleian Library'de 30 resimli (Douce Or. c.2) ve 57 resimli (Bodl. Or. 430) olmak üzere bu devre ait iki Kıyafetname albümü daha bulunur.

Bu tür kıyafet albümlerinin 19. yüzyıl boyunca yapımı devam etmiştir. II. Mahmud döneminde ise daha çok sayıda yapılmıştır.

Diez albümü diye anılan ve British Museum'da bulunan iki ciltlik Kıyafet albümü 18. yy. sonunda Sultan I. Abdülhamid'in emri ile İstanbul'da bulunan Prusya elçisi Diez için yaptırılmıştır. 114 resmin alt yazıları Fransızca hazırlanmıştır (BM 1974-6-17-012: daha önceki no. Add. 22367). İkinci cildinde 11 resim vardır (BM 974-6-17-012 (2). Çeşitli kesimden kıyafetlerin tasvirlerini gayet güzel veren bu eserden başka, bugün British Library'de bulunan Hadikatü'l-mulük (veya icma-i menakıb-i âl-i Osman) Osman-zâde Ahmed Taib ve Seyyid Abdussamed tarafından hazırlanmış padişah albümüdür. İçinde 32 padişah portresi bulunur. 19. yüzyılın ortasında hazırlandığı anlaşılmaktadır. (BL Orb 9505).

İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsündeki Kıyafet-namenin benzerleri 19. yüzyılda da yapılmıştır. II. Mahmud zamanında yapılmış Kıyafetname Paris'te özel bir koleksiyonda bulunmaktadır. 49

Dört sayfası Edwin Binney Koleksiyonunda bulunan Kıyafetname üslup bakımından Paris Kıyafetnamesine oldukça benzer (Binney 87). 50 Aynı albümden iki yaprak da Kudüs'de Meyer Momerial kütüphanesindedir. İçindeki III. Selim portresinden 19.yüzyıl başında yapıldığı anlaşılan ve 97 suluboya resime sahip olan Kıyafetname (Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi A.3690)'nın Elbise-i Atike-i Osmaniye isimli 32 suluboya resme sahip bir kopyası ise İstanbul Üniversite Kütüphanesinde bulunmaktadır (T.9362). Ankara Etnografya Müzesinde bulunan II. Mahmud devri albümü 256 suluboya resmi ile içinde çok sayıda esnaf tiplerini de alan çok zengin bir Kıyafetname'dir (No. 8283). Klasör içinde muhafaza edilen eserin açıklamaları Fransızca olarak yazılmıştır, imla hataları ile doludur. Başlığı şudur: "Cataloque des Costumes Turcs Numerotes Avec la Denomination Turques et Francaise". İlk sayfasında V. Paketeprov No. 428 kaydı vardır. Son sayfasında ise 1818 tarihi vardır. Aynı müzede bulunan diğer bir Kıyafetname'de 21 guvaj resim vardır. Bir İngilizin Manheim'da 1839 tarihinde yazdığı şiirlere sahip olması eserin tarihi hakkında bilgi verir. Resim alt yazıları gene Fransızca'dır.

19. yüzyıl ortalarından yukarıdakilere daha az benzeyen 13 resimli bir Kıyafetname Münster'de bir özel koleksiyonda bulunmaktadır.

Atina, Gennadius Library, Kıyafetnameler bakımından çok zengindir.

Ayrıca Türkiye ve yakındoğuya gelmiş gezginlerin seyahatnameleri de kitaplığın zengin bir koleksiyonunu oluşturur. Bunlar genellikle gravürlerle ve geç olanlar da bu bölgede çekilmiş fotoğraflarla resimlendirilmiştir. Bunların arasında 19. yüzyılda basılmış turistik rehber kitapları bile vardır.

Sulandırılmış mürekkeple 38 levha halinde hazırlanıp ketene geçirilmiş 35'e katlanan uzun bir şerit halindeki padişahın resmi geçidini gösteren resme sahip olan eser (A.167q) 16. yüzyılın sonlarına ait olmalıdır. Alt yazılar Fransızcadır. Belki Nicolay'dan kopya edilmiştir. Arkasında yapıştırılmış üç kağıttan biri asılıdır ve şöyledir: "Maggs Bros 34x34 Conduit Street, London W. Panaroma of Constantinople, 1533 447 Koeck (Peter), Turkey to Constantinople, A Series of engra-vings on wood by Peter Koeck, joined together and forming one long Panaroma... of caravan traversing the country outside Constantinople... 1533". Ancak bu yazının bu resimle doğrudan ilişkisine şüphe ile bakmak gerekir. Eserin Başıbozuk, Kürt, Bulgar, Sofyalı, Bursalı Türk, Müslüman atlı, Giritli, Bursalı Köylü, Zeybek, Arnavut tiplerini canlandıran resimleri ise çok daha sonraki bir tarihe ait olmalıdır. Türk kıyafetlerini göstermek üzere hazırlanmış olan ve içinde III. Selim'in bir portresinin bulunduğu 50 resimli eserin sonuna uzun bir şerit halinde (37x131 cm) hazırlanmış bir gelin alayı eklenmiştir ki bunun 1574'lerden olduğu tahmin edilebilir. (B.A.986). İzmir'de 1769 da George W. Graf von Rumpf tarafından kara kalemle hazırlanmış 112 desen, sulu boya ile boyanmış ve kitaba yapıştırılmıştır. Ayrıca 44 adet de bitmiş suluboya resim vardır. Bunların arasındaki Sultan resmi herhalde III. Mustafa olmalıdır (A. 984 q). Orijinal 89 suluboya resimle Osmanlı saray ve dışından tiplerin ele alındığı albüm 1790 tarihlidir (A. 989). Diğer bir suluboya resimli Kıyafet albümü ise 17 resimlidir. Resim alt yazıları Hollanda dilinde yazılmıştır, ikinci elden edinilen bilgi ile yapılmış olmalıdır, çünkü kıyafetler hakkında güvenilir bilgi verememektedir. (A. 985 q). Ayrıca figürlerin yüzlerinin sonradan koyu renge boyanmış olduğu anlaşılmaktadır.

18. yüzyıldan olduğunu tahmin ettiğimiz bir eserde de 31 suluboya resim gene Türk kıyafetlerini tanıtır. Altlarında Fransızca, Almanca ye Hollanda dillerinde de açıklama vardır (A. 1024.4). İçinde "Dame Turque" diye açıklama yapılan bir taçlı kadın figürünün bulunduğu resmin eski bir seyahatname gravüründen kopya edilmiş olduğunu tahmin ettiğimiz bir başka eserin siyah beyaz çizilmiş diğer resimleri, üslupları açısından değişiktir. 1812'de yapılmış bir eser de "Armand Charles Caraffe" isimli sanatçının imzasını taşır (B.A. 1025).

19. yüzyılın birinci çeyreği özellikleri gösteren 50'den fazla suluboya resimde çeşitli Osmanlı tiplerini yansıtan Kıyafetname'nin takdim sayfasında şu yazılıdır: 'Costumes du Sultan, de la Sultane, et des officiers du Serail..." (A. 1024.1). Sultan II. Mahmud dönemine ait, 1857 tarihli Kıyafetname'nin başlığı Mısır ve Filistin kıyafetleri ise de bütün Osmanlı İmparatorluğundan tipleri canlandıran resimlerden oluşur. Bunların, arasında İstanbullu, İzmirli vb. tipler çoktur (A. 994.1). İstanbul'da yaşayan ve pek çok eser veren ünlü sanatçı Preziosi'nin 113 orijinal sulu boyasından oluşan koleksiyonda, resimlerin çoğu sanatçının imzasını taşır. İki ciltlik albümdeki resimlerin bazılarında da 1852-1857 tarihleri vardır (A. 987).

19. yüzyılın başına ait olduğunu düşündüren ve içinde muhtemelen II. Mahmud'a ait, Young albümlerine benzer bir de padişah portresi bulunan 45 suluboya resimli, fligranında Gior Magnani damgası okunan albüm Osmanlı kıyafetlerini takdim etmektedir (A. 989.1). Gennadius Kütüphanesine girmeden önceki sahibinin notundan 1880 yıllarında satın aldığı ve dağılmış ve kirlenmiş durumda olduğu için 1908 de temizlenip yeniden ciltlendiği anlaşılan albümde, gene Young albümü tipinde Sultan Mahmut'a ait olduğunu tahmin ettiğimiz bir padişah portresi ile 77 suluboya Osmanlı Kıyafeti bulunmaktadır. Kağıdında "Gelder Zonen" fligranı vardır. Tam boy olarak gösterilen figürlerin aralarında mürekkep tüccarı, meyvacı, kuşçu, pilavcı, tavukçu, dilenci, damat, yahudi gibi Osmanlı toplumunun çok çeşitli, günlük hayattan tipleri bulunmaktadır (A. 989.2). Abdülhamid'in şehzadelik portresi ile başlayan ve gene eski sahibinin notundan 1808'de satın alındığını ve 1908'de tamir edilip ciltlendiğini anladığımız suluboya resimli Kıyafetnamede ise dervişler, saraylılar yanında askeri tiplere de yer verilmiştir. (A. 1024.2). Gennadius Kütüphanesi koleksiyonunun A. 166 q ve A.996 no.'lu Kıyafetname albümleri de 19. yüzyılın sonlarına ait olmalıdırlar. A. 1006 no.'lu albüm de bunlar gibidir, Leon Sault tarafından hazırlanmıştır. "L'art du travertissement, Costumes nationaux, Turquie et Egypte, Deuxieme serie huitieme Livraison..." başlığını taşır. Paris'te basılmıştır. Resimlerin bazıları renklidir. Kütüphanede içinde Osmanlı dünyasından kıyafetleri gösteren, aralarında Arif Paşa, ve Thommas Allom'un çok tanınan eserleri gibi (a. 164; A.991) basılı bir çok kitaptan oluşan zengin bir koleksiyon vardır. Zamanında bunlar, Osmanlı dünyası içinde Yunanlıların yerini, kıyafetlerini araştırıp bulunması için biraraya getirilmiş olmalıdır.

17. yüzyılda iyice farkedilen ve 18. yüzyılda ise yoğunlaşan Batı sanatının etkisi Türk minyatür sanatında bunu izleyen yüzyılda bazı resimlerin sanatçılarının orijinleri hakkında kesin bir tahmin yapılamaması sonucunu doğurmuştur. Bu tereddüt 19. yüzyıl Kıyafetnamelerinin bulunduğu kütüphanelerin, müzelerin ve koleksiyonların kataloglarında açıkça görülür. Bu konuda katalog yazarları eserin sanatçısının Avrupalı mı yoksa yerli mi olduğu hakkında hiçbir şey söylemeden geçme yolunu bundan dolayı seçmişlerdir.

19. yüzyılda Avrupa'da Türk kıyafetlerinin büyük ilgi çekmesi, egzotik kıyafetler için Türk kıyafetlerinden esinlenen elbiselerin, şapkaların, sarıkların yapılması, tiyatro ve balede bunların daha da yoğun olarak kullanılmaları Kıyafetname siparişlerini hızlandırmıştır. Orientalizm akımı ise bunu daha da körüklemiştir. Çok sayıda yapılan Kıyafetnamelerde sanatçıların bir kıyafetnameyi örnek olarak kullanmayı ve burada bazı figürlerin kıyafet, duruş gibi bazı detaylarında değişiklik yapmakla yetindiklerini görüyoruz. Bunlar, bu şekilde kısa zamanda siparişi kolay ve çabuk hazırlanmış olmalıdır. Çoğu yabancıların siparişi üzerine hazırlanan bu kıyafetnamelerin bir kısmının İstanbul'da yaşayan yabancı sanatçılar tarafından yapılmış oldukları üsluplarından anlaşılabilmektedir. Bir grubun da yerli sanatçıların elinden çıktığını söyliyebiliriz. Bazıları için ise kesin bir tahmin yapmak gerçekten zordur. Bir bakıma bunların Avrupalı sanatçılar tarafından Batılıların daha çok ilgisini çekmek ve yaptıkları kopyaya egzotik ve Türk minyatürü havası vermek gayreti içinde çalıştıklarını veya usta ressam olmaktan uzak olduklarını da düşünebiliriz. Bu kıyafetname resimlerinin doğuşunda rol pynayan gelişmeyi gözden geçirirken de göstermeye çalıştığımız gibi bunların örnekleri 16 ve 18. yüzyılda İstanbul'a gelmiş Avrupalı sanatçıların yaptıkları eserlerdir.

Yerli sanatçılar kıyafetlerin nüshalarını hazırlarken Batılı sanatçıların üslubuna böylesine yaklaşmalarının altında geçmişteki Türk portreciliğinin deneyimleri yatar. Bunlar ek olarak yerli sanatçıların, İstanbul'da kalan sanatçıların atölyelerinde üretilen batı üslubundaki çalışmalara yabancı kalmayışları düşünülmelidir. Geçici olarak elçilik heyeti ile gelip sonra dönmeyerek İstanbul'da kalıp çalışan; pek çok eser veren ve 1737 de İstanbul'da bulunan Vanmoor'un Fransız elçisi Marquis de Feriol'in isteği üzerine hazırladığı kıyafet resimlerinin bir çok yerli sanatçıyı etkilememiş olmasını düşünmek zordur.

Teknik açıdan da çok çeşitlilik gösteren 19. yüzyıl kıyafetnamelerinin tam bir listesini yapmak bugün için mümkün değildir. Çünkü hiç akla gelmeyen memleket ve kütüphanelerde bile karşımıza çıkmaktadırlar. Atina Gennadius Kütüphanesi buna bir örnektir. Nitekim Berlin Kunst Bibliothek'in bir bölümü olan Kostüm-bibliothek'de Türkiye'ye gitmiş seyyahların hatıralarını içeren zengin bir koleksiyonun yanında orijinal kıyafet resimleri de vardır. 1650'lerde yapıldığı tahmin edilen kıyafetname (Lbl7) 160 kıyafet resmi Doğu minyatürlerinde kullanılan boya ile yapılmıştır. Resim alt yazıları İtalyancadır. 1819-20 yıllarında Büyükdere-İstanbul'da Carl von Pritzehvitz'in iki cilt halinde yaptığı kıyafetler birincisinde 15, ikincisinde 10 suluboya halindedir (Lb47). Aynı kütüphanede bulunan iki suluboya kıyafetnameden birisi 1820'lerdendir, II. Mahmud devrine aittir ve 30 resme sahiptir. (Lb48); diğeri gene aynı tarihlerindendir. İçinde 38 resim vardır (Lb. 49).

Bu çeşit albümler bakımından İstanbul Belediye Kütüphanesi de zengindir. (265, 26, 266 sadece üç örnektir). Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi ve İstanbul Arkeoloji Müzesi Kütüphanesinde de bir çok Kıyafetnameler vardır. İstanbul'a gelmiş gezginlerin seyahatnameleri ile Brindesi, Leblanc, Preziosi gibi yabancı sanatçıların orijinal veya baskı eserleri koleksiyonları oluşturur. Ancak bunlardan birkaç tanesi üzerinde duracağımız esere benzerlikleri açısından önemlidir. İstanbul Belediye Müzesinde 318 numara ile kayıtlı olan eserden başka, daha önce hakkında bilgi vermeye çalıştığımız İstanbul Üniversitesi (T.9362) ve Topkapı Sarayı Müzesi kütüphanelerindeki (A.3690) nüshalar arasında üslup bakımından çok yakınlık vardır. Figürlerin desenleri aynı kalıptan çıkmış gibidir. Bazı figürlerde aynı kalıbın kullanıldığı çok daha açık görülür: Zaman zaman el, kol hareketlerindeki hafif değişikliğe veya elbiselerinin kıvrımlarında bile büyük bir değişikliğin yapılmasına gerek görülmemiştir. Suluboya olarak yapılan bu resimler genellikle pastel renklerle boyanmışlardır.

Aralarında bulunan padişah portreleri daha sonraki padişah portrelerindeki kalıplaşacak madalyon biçiminin ilk örneklerini oluştururlar. Bunlarda yüzleri çeneye doğru sivrilmektedir, burun çok ince ve uzundur, gölgelemenin yanında çizgi ile daha belirginleştirilmiştir, kaşlar burun çizgisiyle birleştirilmiştir. Gözlerin ele alınışı da kendine has bir özellik gösterir. Göz çevresi, gözün yuvarlaklığı, hem gölgelendirme, hem de etrafına çekilen çizgi ile kuvvetli bir şekilde hissettirilmektedir. Çizgici üslup elbise draperilerinde de renkli gölgelendirme ile birlikte kullanılmıştır.

Bütün bu özellikler bunların aynı atölyeden çıktığını gösterecek kadar kuvvetlidir. Bu grup kıyafetnamelerin arasındaki İstanbul Üniversitesi nüshasının bazı sayfalarının arkasında (4b, 31b, 32b) Yunan harfleri ile Türkçe kıyafet isimleri yazılıdır. Bunlar, bu kıyafet albümleri grubunun yapıldığı resim atölyesinde bir Rum ressamın da çalışmış olabileceğini düşündürmektedir.

Gayrimüslimlerin, bilhassa yabancı sanatçıların Pera'da kaldıkları, atölyelerinin orada olduğu gözönünde tutulduğunda bu yazıların bulunduğu kıyafet-namenin Pera'da bir resim atölyesinde yapıldığı tahmini yürütülebilir, ressamlarının Gayrimüslimler olduğu düşünülebilirdi.

Halbuki Fenerci Mehmed Efendi nüshası bir çok noktayı açıklamaktadır. Sanatçının "Beyazıd" diye çalıştığı yeri belirtmesi, atölyesinin yabancı sanatçı atölyeleri ile ilişkisi olmadığını; belirli bir tip oluşturan kıyafetnamelerin yapımında yalnızca İstanbul'a gelen yabancı sanatçıların veya İstanbul'daki azınlıklardan olan nakkaşların değil, saray dışında yerli halkın veya İstanbul'u ziyarete gelen yabancıların siparişlerini karşılayan Türk sanatçıların faaliyetini de kesin bir biçimde ortaya koymaktadır.

Fenerci Mehmed nüshasının ortaya çıkışı ile aynı atölyeden çıkmış dört kıyafetname bir grup oluşturmaktadır. Sanatçı ismi, yapıldığı yer ve tarihi hakkındaki bilgi ile bu grup kıyafetname kadar Türk minyatür ve resim tarihinde bir çok problemleri çözmeye yardımcı olacak nitelikte olan bu kıyafetname anahtar değerindedir ve bu açıdan yayınlanarak bilim dünyasına kazandırılması da önem taşımaktadır.

Bu konu ile ilgili önemli araştırma ve yayınlar yapmış olan değerli meslektaşlarım Prof. Dr. Günsel Renda ve Prof. Dr. Metin And'ı burada, ellerindeki çalışma malzemelerinden her zaman faydalanmama izin verdikleri için şükranla anmak isterim. Çeşitli konularda yardımlarını esirgemeyen arkadaşlarım Dr. Filiz Çağman, Dr. Hüsamettin Aksu, Nur Taviloğlu,Selamet Taşkın'a, bu yazıyı okuyup gözden geçiren Dr. Gül İrepoğlu'na teşekkür borçluyum. Yıllardır elimde birikmiş not ve incelemelerimi kısa bir zamanda yazı haline getirmem ancak Öğretim üyesi, sanatçı İlhami Turan'ın dostluk, sabır ve desteği ile gerçekleşebilirdi, kendisine minnettarım.

----------------------

Bu makale Osmanlı Kıyafetleri Fenerci Mehmed Albümü / Koç Vakfı / 1986 adlı kitaptan alınmıştır.


Prof. Dr. Nurhan Atasoy

İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Profesörü

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz