Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
osmanlı foto arşivi için açıklama
Osmanlı Kültür ve Uygarlığı
Osmanlıının Büyük Değer Verdiği Şehir:Kudüs
XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna Kadar Beşliler
Kütüphaneler
Topçu kışlası ve imalâthanesi
Filistin'e 1 Milyon Dolar
XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna Kadar Geri Hizmet Ocakları
Divan Şiiri Örnekleri
Osmanlı Kıyafetleri

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Osmanlı Su Tesisleri Özellikleri

Fatih Sultan Mehmet ve II.Bayezid devirlerinde, su teşkilâtının başlı başına bir memuriyet olduğuna dair bir bilgi yoksa da, 16.asrın ikinci yarısına doğru (Kanunî devri) su nazırlarından bahsedilmekte olduğu görülmektedir. Bunlara dair bilgiler Sadi Nazım Nirven'in kitabında vardır.

Çeşitli kaynaklardan verilen bilgilere göre, Osmanlılar su tesislerine verdikleri önem dolayısıyla, ayrı bir Su Nezareti kurmuşlar ve uzun süre bu Nezareti devam ettirmişlerdir. Su Nezareti tarafından yapılmış çeşitli su yolu haritaları, müze ve diğer müesseselerimizde bu güne intikal etmiştir. Uzun zaman bu şekilde devam eden Su Nazırlığı, sonradan Şehremaneti yani Belediye içerisinde bir memuriyet haline gelmiştir.

Vakıf olan sular, Vakıflar Nezareti'nin idaresi altında Vakıf Sular Müdürlüğü halinde devam ederken, sonradan bu müdürlük de Sular idaresi içerisinde Vakıf Sular Müdürlüğü şekline dönüşmüştür.

Vakfın esas kaidelerinden biri de,vakfedilen şeyin vakfı yapanın koyduğu amaçtan başka bir şekilde kullanılamayacağıdır. Vakfedilen su başka bir yere akıtılamaz ve satılamaz. Padişah tarafından yaptırılan isale hatlarına, vatandaşların buldukları kaynakları katmaları ancak müsaade ile mümkün kılınmıştır. Bu şekildeki sulara, katma ismi verilmiştir. Katma, esas menbadan ayrı olarak katılan sulara verilen genel bir isimdir. Suyun katılmasına müsaade edildiği takdirde debisi ölçülür. Ana mecra vasıtasıyla şehre gelen bu suyun bir kısmının esas isale hattına terkedilmesi zorunludur (Hakk-ı mecra). Vatandaş geri kalan bu su ile vakıf çeşme yaptırabileceği gibi, kendi evi ve bahçesi için de kullanabilir. Böyle bir kaide ana mecralara binlerce katmanın eklenmesine sebep olmuş, vatandaşları yeni sular bulmaya teşvik etmiştir. Vakıf, genellikle mütevelli tarafından idare edilirdi (Mütevelli şurût-ı vakfiyye, umûr ve mesalih-i vakfı idare ve ru'yet etmek için tayin olunmuş kimsedir).

Kanunî devrinde yapılan büyük su tesisleri, tam bir mükemmellik göstermektedir. Su, genellikle derelerden veya menbalardan alınmıştır. Derelerden alınan suların bugün bağlama dediğimiz sekilde, küçük bir bent yaparak seviyeleri kabartılmış savak yükünü artırmak için ise savaklanan kısım daraltılmıştır. Bu kısım genellikle harçlı kârgir duvar olarak yapılmıştır. Yan tarafta, bugün yandan su alma sistemi dediğimiz bir şekilde, su alma ağzı yapılmış, dal vesaire gibi yüzen cisimlerin girmemesi için ızgara konulmuştur. Bu şekildeki su almaya, ızgara denmektedir. Yine bugünkü anlayışa tamamen uygun bir şekilde, her ızgaradan sonra bir çökeltme havuzu yapılmıştır. Çökeltme havuzları genellkle dairesel olarak inşa edilmiştir. Bunun sebebi, derin olarak yapılma zorunluğunda olan çökeltme havuzlarında, toprak etkisini daha kolay karşılamak olsa gerektir. Nitekim yapılan tesislerin hiçbirinde, dört yüz seneden uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen, en ufak bir arıza görülmemiş,duvarlar yıkılmamıştır. İsale kanalı üstü kapalı olarak inşa edilmiş, galerilerin içerisi örülmüş ve sıvanmış, vadiler kemerlerle geçilmiş, kemerlerin baş ve sonuna muayene bacaları konulmuştur, ayrıca kum tutucuları ve kum boşaltma tertibatı yapılmıştır. İki ayrı kolun birleştiği yerde tekrar bir çökeltme havuzu tertiplenmiştir. Çökeltme havuzlarında tabana yığılan kum, yıkama kanalları yardımı ile boşaltılmaktadır. Kaptaj sahası yakınlarında iskâna izin verilmemiş ve suyun kirlenmesi önlenmiştir. Şehre getirilen suların çeşitli bölgelere ayrılacakları yerlerde maksemler inşa edilmiştir. Maksemler, büyük su dağıtma tesisleridir. Sanduka ve lüleler yardımı ile suların debisi ölçülerek, şehir içi şebekelerine dağıtılmaktadır.

Bugün en büyük iki maksem, Taksim Maksemi ile Eğrikapı Maksemi dir. Bu tesislerden sonra daha küçük dağıtma yerleri, kubbeler veya küçük ayırım yerleri, su terazileri vardır. Kubbelerdeki damıtma yerleri de aynen maksemlerinkine benzer. Su terazileri , iki ayrı görev yaparlar. Bunlardan birincisi, su basıncını ayarlamak, ikincisi,suyu ölçmek ve dağıtmaktır. Terazilerin üstünde bir sanduka vardır. Suyun basıncı, bu kısımda atmosfer basıncına eşit olacaktır. Bu yüzden suyun kullanılmadığı zamanlarda isalede basıncın artması önlenmiş olur. Aynı zamanda su terazileri civarlarına nazaran yüksekte olduklarından, her tarafa suyun damıtılması da kolaylaşmış olur. Sanduka kenarlarına konan lüleler ile de debi ölçülür ve vakıfta belirtildiği miktarda dağıtılır.

Dağıtım şebekesi genellikle künk veya kurşun boru olarak yapılmıştır. Son zamanlarda pik boru da kullanılmıştır. Osmanlılarda su ölçme sistemi lülelerle yapılırdı. Geniş ve uzun dikdörtgen şeklindeki taş bir havuzun üzerine bir dolu savak tertiplenir, su bu savaktan ancak bir saman çöpünü sürükleyecek kadar savaklanır (yaklaşık 1 mm yükseklik). Bu şekilde sandık içerisindeki su seviyesi sabit tutulur. Eksenleri su seviyesinden 96 mm aşağıda olan değişik çaplı kısa pirinç borular sandığın bir kenarına yerleştirilir, iç yüzeyleri sandığın iç yüzü ile aynıdır. Debi,boru çapına göre belirlenir. Meselâ 26 mm çapındaki bir borunun akıttığı su, l lüle olarak tarif edilmiştir (36 lt/dakika). Borular iç çaplarına göre lüle, kamış, masura, çuvaldız ve hilâl gibi çeşitli adlar alırlar. Akıttıkları debiye göre de dörtlü lüle, sekizli lüle denir.

Çeşitli kaynaklarda bir lülenin debisi hakkında verilen delerler birbirini tutmamaktadır. Galip Ata'nın yaptığı araştırmaya göre, Evkaf Nezaretinde ve Mehmet Rifat Efendi'nin lâyihasında şu kayıtlar bulunmuştur: Mehmet Rifat Efendi :

Lüle = 2 yarım lüle = 8 Masura, 1 Kamış = 2 Masura diye tarif etmiş, ayrıca lülenin çapı için aşağıdaki bilgiyi vermiştir : "Bir lüle derunundan otuz dirhem şişhane kurşunu, nısf-ı lüle derunundan onbirbuçuk, ve kamış derunundan dörtbu-çuk, masura derunundan birbuçuk dirhem, nısf-ı masura derunundan iki buçuk denk ve çuvaldız derunundan bir denk kurşun geçtiği surette vezn ve ayar tam olacağı H.1140 (1727) tarihinde İbrahim Usta'nın ifadesi üzerine kayd ve zabtolunmustur." Bu ifadeyi kontrol etmek amacıyla, yalnız lüle için bir hesap yapmak daha doğru olur. Zira cap küçüldükçe hesaptaki hata yüzdesi de artacak ve kurşun küre ile kontrol güçleşecektir.

-------------------------------

Bu yazı İstanbul'da Osmanlı Devrindeki Su Tesisleri / Prof. Dr. Kazım Çeçen kitabından alınmıştır.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz