Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Çandarlı Halil Hayreddin Paşa
Sultân Orhan
XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı-Rus İlişkileri
Osmanlılar'ın Balkan Devletleri ve Prenslikleri ile İlişkileri
Genç Murat'ın Aşkı
Kütahya Deveyatağı (Deve Yatağı) Camisi
ABDÜLHAMİT HANIN DEMİRYOLU SIRRI
Yeniçerilerin cezalandırılmaları
MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI
Osmanlıların Akdeniz ve Avrupa Devletleriyle İlişkileri

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Osmanlı düşmanlığına birkaç örnek

Osmanlı düşmanlığına birkaç örnek
Sual: Mısırlı bir yazar, "Osmanlıların savaşlarda kazandığı zaferler, İslam’a şeref vermiştir. Ancak Osmanlı elinde İslam, manasından çok şey kaybetmiş, gelişmesi durdurulmuş, ilme gereken önem verilmemiş, ictihad durdurulup fıkıh ilmi de dondurulmuştur. Nihayet İslam, Osmanlıların bağlayıcı kaydından kurtulup bağımsızlığını kazanmıştır" diyor. Bir cevap verir misiniz?
CEVAP
İslamiyet’e şeref verilemez. Ondan şeref alınır. Hazret-i Ömer, (Biz, zelil, aşağı kimselerdik. Allahü teâlâ, bizleri Müslüman yapmakla şereflendirdi) buyuruyor. İslamiyet’in, her çeşit fazilet ve şerefler kaynağı olduğunu bilmeyen, İslamiyet’e şeref verilecek zanneder.

İstanbul’dan Viyana’ya doğru giden İslam ordusu, Belgrad yakınlarında, bir su başında, mola verir. Çeşme, abdest alan, kablarına su koyan askerlerle doludur. Yakındaki kilisenin papazı, bir hile düşünür, güzel kızları süsler, ellerine birer kab verip, çeşmeye gönderir. Papaz gizlice seyreder. Kızlar gelince, askerler hemen çekilirler. Kızlar rahatça doldurup kiliseye dönerler. Papaz, İslam askerlerinin bu güzel ahlakını, edebini ve merhametini görünce, haçlı kumandanlarına, (Bu ordu hiç yenilemez, boş yere kan dökmeyin) diye haber gönderir.

Hadimül-Haremeyn
Yazar, İngiliz Lord Davenport’un kitabını okumuş olsaydı, (İslam ordusu gittiği her yere, adalet, fazilet ve medeniyet götürmüştür. Boynu bükük mağlup düşmanı daima af ile karşılamıştır) bilgisini öğrenir de, biraz edepli davranırdı. Abbasilerden sonra, halifelere zindan hayatı yaşatanlar, hutbelerde kendilerine, Sultanül-haremeyn demekten çekinmiyorlardı.

Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı fethedip, hilafeti esaretten kurtarınca, alışkanlıkla kendine de Sultanül-haremeyn diyen hatibe, (Benim için, o mübarek makamların hizmetçisi olmaktan daha büyük şeref olamaz. Bana Hadimül-haremeyn deyin) buyurmuştur. İslam ahlakını, Osmanlılar mı, yoksa Mısırlılar mı dondurmuş, buradan da anlaşılmaktadır.

İkinci Abdülhamid Han, siyasal bilgileri birincilikle bitirene, her sene sarayda görev verir, böylece, gençleri çalışmaya teşvik ederdi. Katip seçilen Esad bey, Hatırat-ı Abdülhamid Han-ı Sani kitabında diyor ki:

Bir gece yarısı şifre yazdım. İmza için, sultanın yatak odası kapısını çaldım. Açılmadı. Bir daha vurdum. Yine açılmadı. Üçüncüyü vuracağım anda, kapı açıldı. Karşıma çıkan sultan, havlu ile yüzünü siliyordu. (Evlat, seni beklettim. Kusuruma bakma, ilk çalışta kalkmıştım. Gece yarısı, mühim bir imza için geldiğini anladım. Abdestsiz idim. Bu milletin hiçbir kağıdını abdestsiz imzalamadım. Abdest almak için geciktim) dedi. Besmele çekerek imzalayıp, (Hayırlı olsun inşaallah) dedi. İşte Osmanlı sultanları İslamiyet’e böyle bağlı, böyle saygılı idi.

Eyyup Sabri Paşa Mirat-ül Haremeyn kitabında diyor ki:
(Sultan Abdülmecid Han, Mustafa Reşit Paşanın mason olduğunu, İslamiyet’e aykırı bir yol tuttuğunu anlayınca, üzüntüsünden hastalandı. Yatakta oturamıyor, hep yatıyordu. Yalnız, mühim şeyler okunup irade-i şahane alınıyordu. Sıradaki bir yazı için, Medine halkının bir dilekçesi okunacak denildi. (Durun, okumayın, beni oturtun) buyurdu. Arkasına yastık konup, oturtuldu. (Onlar, Resulullah efendimizin komşularıdır. O mübarek insanların dilekçesini yatarak dinlemekten haya ederim. Ne istiyorlarsa, hemen yapınız! Fakat, okuyunuz da, kulaklarım bereketlensin!) buyurdu. Ertesi gün vefat etti.)
İşte, Osmanlı sultanlarının ahlakı, hayası ve dine saygıları böyle idi.

Osmanlı, İslamiyet’i dondurdu sözünde, sinsi bir İslam düşmanlığının habis kokusu duyulmaktadır. Molla Fenariler, molla Hüsrevler, Hayaliler, Gelenbeviler, İbni Kemaller, Ebüssüudlar, Birgiviler, İbni Abidinler, Abdülgani Nablüsiler, Mevlana Halid-i Bağdadiler, Süveydiler ve Abdülhakim Efendiler ve Abduhu rezil eden Mustafa Sabri Efendi ve daha nice fıkıh ve kelam âlimleri, hattatlar, Mimar Sinanlar, Sokullular, Köprülüler, hangi devlette yetişti?

Osmanlı âlimlerinin yazdıkları yüzbinlerce ilim kitapları, her vilayetteki milli kütüphaneleri doldurmuştur. İslam âlemine altıyüz sene fetva veren, her müşkülü çözen, Hıristiyanlığa ve sapık fırkalara reddiyeler yazarak, onları rezil eden, Osmanlı Şeyh-ül-islamları değil mi idi?

Hayali’nin ilm-i kelam haşiyeleri, Molla Hüsrev’in Düreri, Halebi’nin Mültekası ve İbni Abidin’in Redd-ül-muhtarı ve Ebüssüud’ün tefsiri ve Şeyhzade’nin Beydavi haşiyesi bugün, İslam âlemine ışık tutmaktadır. Mecelle ise, dünyada benzeri bulunmayan bir hukuk abidesi oldu. (Faideli Bilgiler)


Fatih Sultan Mehmed’e iftira
Sual: Okuduğum bir romanda, Fatih Sultan Mehmed’in namaz kılmadığı, içki içtiği ve daha başka çirkin işler yaptığı yazılıdır. Bu iftiralar niçin yapılıyor?
CEVAP
İftiraların kaynağı Hıristiyanlardır. İstanbul’un fethine tahammül edemiyorlar. Yerli maşaları ile bu büyük sultana hücum ediyorlar.

Peygamber efendimiz, İstanbul’un fethedileceğini evvelden haber vermiş ve bu şehri zapteden kumandan ve askerleri için, (Ne mutlu onlara) buyurmuştu. Bu hadis-i şerif imam-ı Süyuti hazretlerinin Camiussagir isimli hadis kitabının 444. sayfasındaki 7227 numaralı hadistir. İmam-ı Süyuti, bu hadisin sahih olduğunu, imam-ı Ahmed’in “Müsned”inde ve Hakim’in “Müstedrek”inde bulunduğunu bildirmektedir. Mezkur hadis-i şerifin meali şöyle:
(İstanbul elbette fethedilecektir. Bunların kumandanı ne güzel bir emir, askerleri ne güzel askerdir.)

Peygamber efendimiz, İstanbul’u fethedecek kumandanın iyi bir zat olduğunu bildirirken, Hıristiyanların ve onların yerli maşalarının Fatihi kötülemeleri, Resulullah efendimizin hadis-i şeriflerini inkâr etmek için sinsi bir oyundur.

İstanbul’u fethederek tarihte yeni bir çığır açan Fatih Sultan Muhammed Han, bunu bütün dünyaya ilan için Hıristiyanlığın sembolü olan Ayasofya’yı, cami haline, yani Müslümanlığın sembolü şekline koymuştu.

Fatih camii, Yedikule camii, Kireç İskelesi camii, Şehremini camii ve Rumeli-hisarı, Fatih Sultan Mehmed’in Türklere bıraktığı yadigârlardandır.

Molla Gürani hazretleri, Bursa kadısı iken Evkafa dair bir fermana, (Şeriate mugayirdir) diye bildirince, Fatih Sultan Muhammed Han, özür dilemiştir. Altı dil bilen Fatih, âlimlerle istişare ederek, ahkam-ı şer’i şerife uygun kanunlar hazırladı. Bu kanunlar, Kanuni Sultan Süleyman tarafından ikmal olunarak, devletin anayasası son şeklini aldı. (Tarih-i devlet-i Osmaniye)


Fatihin bir emirnamesi
Sual: Fatih Sultan Mehmed Hanın namaz kılınması hakkında Rum vilayetlerine gönderdiği bir fermanı varmış. O ferman nasıldır?
CEVAP
Elimize Fatihin fermanı diye bir yazı geçti. Özeti şöyle:
"Allahü teâlâ, emirlerinin yerine getirilmesini bize nasip ve müyesser eylesin! İşittiğime göre, Rum diyarındaki şehir ve kasaba ve köylerde yaşayan Müslüman ahali, İslam dininin emrettiği farzları yapıp, sünnetlerine riayet etmekte, Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere uymakta gevşeklik gösterip muhalefet ederler imiş. Allahü teâlânın "Namazı ikame ediniz" emrine ve "Namaz dinin direğidir. Onu doğru kılan dinini korumuş, terk eden dinini yıkmış olur" hadis-i şerifine uymayıp, tuğyan yoluna sapanlar böylece camileri harabeye döndürüp, fısk ve fücur yerlerini mamur ederler imiş. Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker eylemek vacip olduğundan, bir adamımı bu iş için vazifelendirdim. Şöyle emir eyledim ki:

"Namazı terk edeni tazir eylemek meşrudur. Rum diyarında namazını geçirenler tespit edilip, İslam dininin emrinin gereği yapılsın. Halka namaz kılmaları tembih edilip, kılmayanlar teşhir edilsin! Hiç kimse ne olursa olsun bu cezaya mani olmaya!.. Rum sancağı beyleri ve kadıları ve subaşıları ve bunların emrindeki diğer memurlar, gönderdiğim vazifeliye yardımcı olalar. Böylece İslamiyet’in yüce ahkamı, emri ve yasaklarını yerine getirmekte gevşeklik ve tembelliğe asla meydan verilmeye. Öyle ki, mescitler dolacak, medreseler mamur edilecek ve din-i İslam kuvvetlendirilmiş olacaktır. Böylece Müslümanlar, huzur ve saadet içinde olacaklardır."


Şehzadeleri öldürmek
Sual: Fatih’in, saltanat endişesi ve rakibi bulunmadığı halde, “Hangi evladıma saltanat müyesser ola, karındaşlarını nizâm-ı âlem içün katlede” diye bir kanunname çıkardığı söyleniyor. Böyle bir şeyin aslı var mıdır?
CEVAP
Bu iftira, tarih kitaplarına kadar geçmiştir. Aslı yoktur. Suç işlememiş bir çocuğa, sen büyüyünce padişahlığa göz dikeceksin, seni öldüreceğiz demek asla caiz olmaz. Hıristiyanların her çocuk günahkâr doğar demesine benziyor. Yani her çocuk potansiyel suçlu olarak doğuyor. Son asırlarda yazılan tarihlere itibar etmemek gerekir. Çünkü Demirel özetle şöyle demişti:
(Artık Osmanlıyı suçlamamızın manası kalmamıştır. Rejim oturmuştur. Rejim oturana kadar Osmanlıyı kötülemek gerekiyordu. Ama şimdi buna ihtiyaç kalmadı.) 09.10.1999

Dinimizde şöyle bir kaide var. Mevcut bir kimse halife seçilse, sonra bir başkası halife olmak istese, fitneye sebep olacağı için, o kimsenin öldürülmesi caiz olur.

Osmanlı halifeleri, aynen Hazret-i Ebu Bekrin Hazret-i Ömer’i tayin ettiği gibi tayinle gelmişlerdir. İkinci bir kişi halifelik iddiasında bulunursa elbette onunla çarpışılır. Ama halifelikte gözü yoksa onu öldürmek, beşikte çocuk ise, sen büyüyünce halifelik iddiasında bulunacaksın diyerek o çocuğu öldürmek ne kadar yanlıştır. Bunu Osmanlı yapmaz ve yapmamıştır. Hatta hiçbir Müslüman ordu, hiçbir zaman savaşlarda bile çocuklara, sivil halka, kiliselere, din adamlarına dokunmamıştır. Fatih Sultan Mehmet hakkında söylenenler gerçek dışıdır.

Suçsuz insan öldürülmez. Peygamber efendimiz, Hazret-i Ali’ye (Seni ibni Mülcem öldürecektir) buyurmuştur. Hazret-i Ali, katilini bildiği halde, ona bir şey yapmamıştır. Aynı şekil de Hazret-i Ömer de katili olan Yahudi Ebu Lülü Firuz’u bildiği halde, ona önceden bir şey yapmamıştır, Suç işlenmeden ceza verilmez buyurmuşlardır. Suç işlemeden cezayı veren kâfirlerdir. Şu anda bile çoluk çocuğu öldürüyorlar. Firavun da yeni doğan erkek çocukları öldürtmüştü.


Yıldırım Bayezid han
Sual: Yıldırım Bayezid Hanın içki içtiği söyleniyor. Doğru mudur?
CEVAP
İslam düşmanları, hiç bir vesikaya dayanmadan (Yıldırım içki içerdi) diye yalan söylüyorlar, iftira ediyorlar. Maalesef Müslümanım diyen bazı ahmak kimseler de, bu dinsizlerin tesiri altında kalıp, onları vesika göstererek yüce padişaha aynı iftirayı yapıyorlar.

Dinsizin biri, bir kitap yazıyor. Kitapta (Falanca padişah içki içerdi, masondu) diyor. Başka bir dinsiz de bu kitabı vesika gösteriyor, sayfa numarası veriyor. (İşte masonluk vesikası) diyor. Müslümanım diyen bazı ahmaklar da bunları vesika olarak gösterip Osmanlı sultanlarına iftira ediyorlar. Osmanlı sultanlarına olan düşmanlığın altında din düşmanlığı yatmaktadır.

Avrupa’nın Yıldırım Han’a düşmanlığı neden ileri geliyor? Bu kahraman padişah, Alman, Macar ve Fransız ordularını Niğbolu’da perişan etti. İstanbul’u fethetmeye çalıştı. Bizans imparatoru on bin altın cizye vermek mecburiyetinde kaldı. Nefes darlığından vefat etti. Bursa’ya defnedildi. Yıldırım Han’ın ölüm haberini işiten Timur Han, (Yazık oldu, büyük bir mücahidi kaybettik) dedi. Çok cesur ve adil bir sultan idi. Bursa’da yaptırdığı Cami-i kebir, bu kahraman mücahidin İslamiyet’e olan bağlılığının bir vesikasıdır. Kızını Emir Sultan gibi evliya bir zatla evlendirdi. Emir Sultan hazretleri de, mücahid bir padişaha damat olmakla şereflendi. Evliya bir zat, kötü bir kimsenin kızı ile evlenmek istemez.


Yavuz Sultan Selim Han
Sual: Yavuz nasıl halife oldu? Bir kimse, halifeliği güç kullanarak alsa veya bir halife, halifeliğini başka birine devretse, halifeliği sahih olur mu?
CEVAP
Tarihi kaynaklar diyor ki:
1258de, Hülagü Han, Bağdat’ı alıp, Abbasi hilafetini yıkmış, halifeyi de çocukları ile birlikte öldürmüştü. Üç sene halifesiz kalınmıştı. Bir Abbasi şehzadesi, halife olmuştu. Bundan sonraki halifelerin devlet işleriyle alakaları yoktu. Sadece din reisi idiler.

Kölemen sultanı Kansu-Gavri ile beraber Merci Dabık savaşında bulunan son halife 3. El- Mütevekkil, Osmanlının zaferi üzerine Yavuz’a teslim olmuştur. Yavuz ona gerekli hürmeti gösterip Kahire’ye iade etmişti.

Bu son Abbasi halifesi, birçok ilim, sanatkâr ve söz sahibi şahsiyetlerle İstanbul’a geldi. Mısır ve Osmanlı uleması toplanıp, halifeliğin, Yavuz Sultan Selim Hana devredilmesi kararlaştırılmış, El-Mütevekkil, sırtındaki hilati çıkarıp Yavuza giydirmiştir. (İ.H. Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi kronolojisi c.2, s.37)

Yavuz, halifeliği devralmayıp zor kullanarak da almış olsaydı, yine sahih olacağı aşağıdaki yazıdan anlaşılmaktadır. Şah Veliyyullah-ı Dehlevi hazretleri, İzalet-ül hafa kitabında halife seçiminin dört türlü olduğunu bildirip dördüncüsünü şöyle anlatmaktadır:
(Birinin güç kullanarak, halifeliği zorla elde etmesidir. Bu da iki türlü olur:
Halifeliği zorla alan kimse, ya halifeliğe layıktır veya değildir.
Halifeliğe layık olmayanın da dine uygun olan emirlerine uyulur. Abdülmelikin halifeliği böyle idi. Bunlara da beyat edilince meşru halife oldular.) Redd-ül Muhtar, Hadika


Sual: Yavuz Sultan Selim Han’ın, kulağına küpe taktığı doğru mu?
CEVAP
Hayır, doğru değildir. Ona ait olduğu söylenen, küpeli ve burma bıyıklı resmin, Şah İsmail’e ait olduğu bazı tarih kitaplarında yazmaktadır. Sadece Yavuz Sultan Selim Han değil, hiçbir Osmanlı, kadın gibi küpe takmaz, sünnete aykırı bıyık da bırakmazdı. Savaşta bıyık uzatmak müstehabdır. Savaş haricinde bıyıklar sünnete uygun şekilde kısaltılır.

Bazı tarih kitaplarında ise, küpe takmak kölelere has bir alamet olduğu için, (Ben İslam’ın kölesiyim) diyerek bir defa küpe takıp, sonra hemen çıkardığı da bildiriliyor.


Timur Han
Sual: Timur Müslüman değil miydi?
CEVAP
Timur Han, Müslüman idi. Çok medrese ve kütüphane yaptı. Teftazani gibi büyük âlimlerin sohbetinde bulunur, nasihatlerini dinlerdi. Yıldırım Bayezid ile savaştığı için bazı tarihçiler bunu haksız olarak kötülemektedir. Savaş yapılınca elbette insanlar ölür. Bunu zulüm olarak göstermek doğru olmaz.


Dördüncü Murat
Sual: Dördüncü Murat’ın içki içtiği söyleniyor. Doğru mudur?
CEVAP
Diğer Osmanlı sultanları gibi, Dördüncü Murat Han da içki içmezdi. Din düşmanları "İçki içerdi" diye iftira etmişlerdir. Tütün, enfiye ve içkiyi yasak etti. Kendi harbe giderek Tebriz’i geri aldı. İkinci defa giderek Bağdat’ı tekrar aldı. Kâbe-i muazzamayı yeniden yaptırdı.


Kuyucu Murat Paşa
Sual: Kuyucu Murat Paşa nasıl bir zattır?
CEVAP
Murat Paşanın aleyhinde söylenen sözlerin aslı yoktur. Murat Paşa, Nemçe, yani Avusturya muharebesinden başarı ile dönünce, hicri 1015de sadrazam oldu. Üçüncü Mehmed hanın son senesi 1012de Şah Abbasa yenilen ordudan kaçanlar, hurufilerle birlikte Celali isyanı çıkardılar. Bu isyan Anadolunun yarısına yayıldığından, Murat Paşa, 1017de bunların üzerine yürüdü. Reisleri olan Canpolat, Kalenderzade ve Kara Sait gibi eşkıyayı ve otuzbinden ziyade hurufinin, çoğunu öldürerek kuyulara gömdürdü. Doğu Karahisardaki yuvalarını da basarak, yüzbin asiyi imha etti. 1019da İran’a yürüdü. Zafer kazandıktan sonra, hastalanarak Miladi 1611 senesinde doksan yaşında vefat etti. İstanbul’a getirilip medresesine defnedildi. Çok gayretli ve dindar bir paşa idi.


Âmirsiz toplum olmaz
Sual: Geçen gün bir ajansta görevli biri, bir radyoda (Saltanata alışmış, güdülmeye alışmış bir milletiz) diyerek Osmanlı devletini, emirlik ve sultanlık sistemini kötüledi. İddiasını ispat için de, Kur'an-ı kerimdeki, (Raina demeyin, ünzürna deyin) âyetini delil getirdi. Bu âyet milleti gütmemek gerektiğini mi bildiriyor?
CEVAP
Âyet-i kerimeyi kendi görüşüne göre yorumlamak çok tehlikelidir. Peygamber efendimiz nasıl bildirmişse, âlimler nasıl açıklamışsa öylece bildirilir. Mektubat-ı Rabbanideki hadis-i şerifte, (Kur'anı kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur) buyuruldu. Şimdi, aklı değil de, nakli esas alarak âyet-i kerimenin iniş sebebini ve manasını bildirelim:

Eshab-ı kiramdan bazıları, Peygamber efendimize, Bizi de gözet, iyi anlayalım ya Resulallah manasına, Raina ya Resulallah derlerdi. Halbuki Raina İbranicede Ey çoban, ey ahmak gibi manalara gelmekteydi. Bir yahudi bir yahudiye hakaret etmek istese Raina derdi. Müslümanların (Raina ya Resulallah) demelerini fırsat bilen yahudiler, Raina kelimesini andıracak şekilde ağızlarını eğerek, hakaret kasdı ile Peygamber efendimize Raina demeye başlamışlardı. İbranice bilen Sad bin Muaz, bunu işitince, Resulullaha karşı böyle söyleyeni bir daha işitirsem, boynunu vururum demişti. Yahudiler de, Siz, böyle dediğiniz için biz de öyle söylüyorduk diye kaçamak bir cevap vermişlerdi. Bunun üzerine, (Ey iman edenler, raina demeyin, ünzürna deyin) âyet-i kerimesi nazil olmuştu. (Tibyan)

Emirlere itaatin önemi
Diğer tefsirlerde de aynı şey bildiriliyor. Dinimizde birlik ve beraberliğin sağlanması için emire itaatin önemi büyüktür. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah’a, Peygambere ve sizden olan emirlere itaat edin!) Nisa 59

Allah’a, Peygambere ve emirlere itaat etmeye, güdülmeye alışmış olmak denir mi? Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ey aile reisleri Kendinizi ve aile efradınızı Cehennem ateşinden koruyunuz!) Tahrim 6

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Hepiniz çobansınız ve hepiniz raiyesinden güttüklerinden, evindekilerden ve emri altındakilerden mesuldür. Emir çobandır ve raiyesinden mesuldür. Kadın, kocasının evinde çobandır ve raiyesinden mesuldür. Hizmetçi, efendisinin malının çobanıdır ve raiyesinden mesuldür. Evlat, babasının malının çobanıdır ve raiyesinden mesuldür. Şu halde hepiniz çobansınız ve çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmezseniz, mesul olursunuz.) Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, İ.Ahmed, Taberani

(Bana itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur. Bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş olur. Benim tayin ettiğim emire itaat eden, hakikatte bana itaat etmiş, ona isyan eden de hakikatte bana isyan etmiş olur.) Buhari

(Habeşli siyah bir köle olsa da, emirinize itaat edin!) Buhari
(Malını zorla alsa da emirin sözünü dinle ve ona itaat et!) Buhari

(Müslüman, hoşuna gitse de, gitmese de, emirin sözünü dinler ve ona itaat eder. Emir, günah olan bir şeyi emrederse, o emri dinlemek gerekmez.) Buhari

(Emirin, beğenmediğiniz işlerine sabredin, zira cemaatten ayrılan imansız ölür.) Buhari

Çobanlık kötü müdür?
Görüldüğü gibi, dinimiz, cemiyetin huzuru ve kargaşadan uzak olmak için emir kötü de olsa, onun meşru emrine itaat edilmesini, yani güdülmeyi emretmektedir.

Her rejimde, gütme ve güdülme vardır. Zaten dünyada âmirsiz, memursuz hiçbir sistem yoktur.
Bir sürüyü gütmek, çobanlık etmek kötü bir şey değildir. En sahih hadis kitabındaki bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Allahü teâlâ, çobanlık etmemiş olan bir Peygamber göndermedi.) Buhari

Saltanat yani sultanlık ve emirlik sistemi kötü değildir. Sultan kötü ise kötülük eder, iyi ise iyilik eder. Her rejimde de öyledir. Belediye başkanının biri halka hizmet eder, biri de rüşvet yer, hainlik yapar. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Sultan, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir. Ona ikram eden kimse, ikram görür, ona ihanet eden kimse de ihanete maruz kalır.) Taberani

Sultan, Allah’ın gölgesidir demek, (Sultan, Allah’ın emirlerini tatbik etmek salahiyetine malik olan kimsedir) demektir.


Padişahlar ve hac
Sual: Solcu bir yazar, Osmanlı padişahlarının hacca gitmelerinin yasak olduğunu, gittikleri takdirde, öldürüldüğünü yazmaktadır. Osmanlı Padişahları niçin hacca gitmez?
CEVAP
Tarihi olaylarda tarih kitaplarına, dini konularda ise dini kitaplara bakılır. Hacca gitmek dini bir vazifedir. Bunun nasıl yapılacağı, hangi hallerde, kimlerin bu vazifeden muaf tutulacağı hakkında din kitaplarına bakılır. Hangi olayda hangi kitaplara, hangi kaynaklara bakılacağını, neyin nereye sorulacağını bilmeyen kimsenin boyundan büyük çam devirmesi işten değildir. Halkı yönlendiren, bir köşe yazarının rastgele yazması, çok tehlikelidir.

Hacca gitmek isteyen padişah kim, niçin öldürür? Osmanlı devleti, Osmanlı halkı Müslüman değil miydi, kâfir miydi de dinin bir emrini yerine getirmek isteyen padişahı öldürsünler.

Osmanlı padişahlarının her işlerini Şeyh-ül-İslam’a sordukları, bütün tarih kitaplarında da yazmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman Hanın, bir sandıkla gömülmesini vasiyet ettiği meşhurdur. Vefatında bahsettiği sandığı açtıklarında, yaptığı her işinde, Şeyh-ül-İslam’dan fetva aldığı, sandıktaki kağıtların bu fetvalar olduğu görülmüştür.

Dini meselelerde bu kadar, hassas davranan kimseler, İslam’ın beş şartından biri olan Hac hususunda da elbette çok titiz davranmıştır.

Bir olayı incelerken o zamanın şartlarını da göz önüne almak gerekir. O zamanın imkanları ile hacca gidip gelmek aylar sürüyordu. Bir devlet başkanının aylarca devletinin, ordusunun başından ayrılması, devlet için her zaman tehlikedir. İşte bu sebepten dolayı Şeyh-ül-İslamlar, Padişahların hacca gitmelerine, devletin, milletin selameti açısından izin vermediler.

Bu hususta meşhur fıkıh âlimi İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
Lubab Şerhi’nde sultan ve sultan vazifesi gören emirler, padişahlar, sultanlık halleri devam ettiği müddetçe, hacca gitmezler, yerlerine bedel gönderirler. (Redd-ül-Muhtar Hac bahsi)


Sultanlara dua
Sual: Bir çok Müslüman sultan ve halife gelip geçmiştir. Kimi iyi işler, kimi kötü işler yapmıştır. Onlara itaat gerekir mi idi? Onları kötülemek caiz midir?
CEVAP
Müslümanların sultanına itaat ve iyi dua etmek, Ehl-i sünnet itikadındandır. Fıkıh kitaplarında yazdığı gibi, sultana beddua etmek doğru değildir, iyi dua etmek gerekir. (R.Nasıhin)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Eğer emirlerinize sövmeseydiniz, Allahü teâlâ üzerlerine ateş yağdırıp onları mahvederdi. Fakat kötü sözleriniz yüzünden bunu yapmıyor.) Deylemi

(Sultanı zelil etmeye çalışanı, kıyametten önce Allahü teâlâ zelil eder.) Deylemi

(İdarecilerinize kötü dua etmeyin! Çünkü onların iyiliği sizin iyiliğiniz, kötülüğü sizin kötülüğünüz demektir.) Şirazi

(Sultana iyilik dileyen ve dua eden, hidayet bulur. Beddua eden ve iyilik dilemeyen, dalalete düşer.) Deylemi

(Her mazlum, sultana iltica eder. Adalet yaparsa ona ecir, diğerine şükür, zulmederse ona vebal ve tebâya da sabır düşer.) Beyheki


Halife seçiminde şu'ra ve tayin usulü
Sual: Osmanlılarda halife seçimi dine aykırı değil mi idi? Halifenin oğlunu tayin etmesi saltanat değil midir? Niye Hazret-i Ömer gibi şu'raya havale edilmemiştir?
CEVAP
Osmanlıların halife seçme usulü, Hazret-i Ebu Bekir'in ictihadına göre idi. O tayinle yerine halife seçmiştir. (Yerime Ömer halife olsun) demiştir. Hazret-i Ömer de, yerine tek kişiyi seçmek istemiştir; (Eğer Ebu Ubeyde bin Cerrah hayatta olaydı, onu halife tayin ederdim. Çünkü Resulullah ona “Ümmetin emini” buyurmuştu) demiştir. Bu da gösteriyor ki, halife kendisinden sonrakini tayin edebilir. Yine Hazret-i Ömer’e, oğlunu halife bırakmasını istediklerinde Hazret-i Ömer, (Halifelik ağır bir yüktür. Bir aileden bir kurban yeter. Oğlumun da kurban gitmesine razı olamam) buyurmuştur. Oğuldan halife olmaz veya tayinle halife olmaz dememiştir. Zaten böyle bir şey uygun olmasaydı, her biri bir Müctehid olan eshab-ı kiram, yerine oğlunu halife yap diye teklif etmezlerdi.

Eshab-ı kiramın tamamının Cennetlik olduğu âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerde açıkça bildiriliyor. Peygamber efendimiz ayrıca bazılarına (Sen Cennetliksin) diye ikramda da bulunmuştur. Aşere-i mübeşşere denilen on zatın da, ikram olarak ismen Cennetlik olduğu bildirilmiştir. Hazret-i Ömer, şu’raya
Cennetle müjdelenenleri seçmiştir. Şu’raya seçilenler şunlar idi:
1- Osman bin Affan,
2- Ali bin Ebi Talib,
3- Talha bin Ubeydullah,
4- Zübeyr bin Avvam,
5- Sad bin Ebi Vakkas,
6- Abdurrahman bin Avf.

Aşere-i mübeşşereden ikisi (Hazret-i Ebu Bekir ile Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretleri) vefat etmişti. Biri kendisi, öteki de Said bin Zeyd idi. Hazret-i Ömer, bu zatı, amcasının oğlu olduğu için şu'raya dahil etmemişti. Hatta kendi oğlunu, halife olmamak şartı ile, şu’rada oy kullanmak için seçmişti.

Hazret-i Ömer, ictihadına göre aranılan şartlara haiz birini tam seçemediği için halife işini şu'raya havale etmiştir. İctihadında aradığı şartlar tam yerine gelse idi, Hazret-i Ebu Bekir gibi o da birisini tayin ederdi. Nitekim hayatta olsaydı bu ümmetin emini Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretlerini halife tayin edeceğini bildirmişti.

Peygamberlerden sonra insanların en üstünü olan Hazret-i Ebu Bekir'in ictihadına uyup, onun tayin usulünü kabul eden Osmanlı sultanlarına dil uzatmak doğru olmaz. Osmanlı sultanları şehzadeleri özel eğitimle yetiştiriyorlardı. Rast gele bir oğlunu yerine tayin etmiyordu.

Hazret-i Ebu Bekir'in üstünlüğü ile ilgili üç hadis-i şerif meali:
(Ebu Bekir, insanların en üstünüdür. Yalnız Peygamber değildir.) Deylemi
(Ebu Bekir’i sevmek ve ona şükretmek her mümine vacibdir.) Deylemi

(Cebrail aleyhisselama, Ömer’in üstünlüklerinden sordum. Onun kıymetini, Nuh aleyhisselamın Peygamberlik zamanı kadar 950 yıl anlatsam, bitiremem. Bununla beraber, Ömer’in bütün kıymetleri, Ebu Bekir’in kıymetlerinden birisidir, dedi.) Ebu Ya’la

Böyle bir zatın usulünü uygulayan Osmanlıyı tenkit etmek çok yanlıştır.

Bu sayfayı düzenle

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz