Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
XV Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Askerî Teşkilât
Osmanlılar ve Arnavutluk
OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN ÇÖKÜŞÜ
İznik Hacı Özbek Camii
Osmanlı Donanmasını Meydana Getiren Ocaklar
İshak Paşa
II. Selim
Bunları Biliyor muydunuz -IV
Abdülmecid Efendinin Halife Seçilişi (18 Kasım)
İstanbul’da Osmanlı dönemi hanım hayır severler ve vakıfları (2)

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Osmanlıların İlk Devirlerinde Yazılmış Olan Bazı Eserler

Âlim ve mütefekkirleri himaye

Osmanlı devletinin temeli atılıp teşkilâtı yapıldığı sırada İznik medresesi ile de ilk ilmî hareket başlamıştı; devlet hudutlarının genişlemesi ve ilim adamlarına karşı gösterilen himaye, Orta Asya, İran, Suriye ve Mısır'dan ve Anadolu beyliklerinden buraya bir hayli fikir adamlarının ve sanatkârların gelmelerine vesile olmuştu.

Diğer Anadolu beyleri gibi ilk Osmanlı hükümdarlarıyla devlet adamlarının pek çoğu ana dil olan Türkçeden başka dil bilmedikleri için kendilerine ithaf edilen eser veya tercümeler de -bazı ilmî eserler hariç- Türkçe olurdu; bu hal, Türk lisanının tekâmülü ve Türkçe eserlerin artması cihetiyle Anadolu ve Rumeli'de kültür hayatının süratle inkişafını gerektirmiştir.


Hükümdarlarla Şehzade ve Devlet Adamlarına İthaf Edilen Bazı Eserler

XIV. Yüzyılda Süleyman Paşa ve kardeşi I. Murad ve onun oğlu Yıldırım Bayezid ile Çandarlı Halil Hayreddin ve oğlu Ali Paşa'ların ve XV. yüzyıl ortalarına kadar Emîr Süleyman, Çelebi Mehmed, II. Murad, Tokatlı Hacı ivaz Paşa ve Timurtaş Paşa-zade Umur Bey ve Çandarlı-zade II. Halil Paşa ve Burgazlı diğer Halil Paşa ve saire gibi hükümdar ve devlet adamlarının gösterdikleri himaye ve teşvik sayesinde Osmanlılarda siyasî ve askerî muvaffakiyetlerin yanında ilmî ve fikrî hareketler de süratle genişlemiştir. Bu himayeye nail olan âlimler ve edipler muhtelif mevzularda ekseriyetle Türkçe eserler telif veya tercüme ederek daha evvelki yüzyıldan beri Anadolu'da devam edip gelen ilmî ve fikrî hayatı daha mükemmel ve daha geniş olarak idame ettirmişlerdir.

Osmanlılarda yazılan ilk eserler arasında İznik'teki ilk Osmanlı medresesi' nin müderrisi Kayserili Davud bin Mahmud'un (vefatı 751H./1350M.)Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabî'nin Füsusü’l-hikem isimli eserine Matla-ı husûsu'l-kilem fi şerh-i Fusûsi'l hikem isimli vâkıfâne şerhi görülmektedir. 1299 (1882 M.)'da Tahran'da basılmış olan bu şerh XIV. yüzyıl ortalarında tasavvufun Osmanlı ülkesinde yayılmasına yardım etmiştir. Bundan başka Ankaralı Mustafa bin Mehmed tarafından Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa adına kaleme alınmış olan Sure-i Mülk tefsiri ve I. Murad namına Kara Hoca Alâaddin Ali (Alaeddin Esved) tarafından yazılan fıkıhtan Künûzü'l-envar isimli şerh ve yine bu hükümdara ithaf olunan Mecma’u’l-Fuad adındaki muhtasar miftah şerhi ve şehzadeliği zamanında Yıldırım Bayezid adına Şerh-i müskilât-i Kur'ane serh-i müşkilât-i ahâdis adındaki teliflerle Çandarlı Halil Hayreddin Paşa'ya ithaf olunan Keşşaf tefsiri haşiyesi görülüyor.

Candar oğulları'nın Sinop'taki küçük beyliği müstesna olarak Anadolu beyliklerini ortadan kaldırmış olan Yıldırım Bayezid, o beyliklerdeki bütün vakıf müesseselerini vakfiyeleriyle beraber tanımış olduğundan bu sayede Anadolu'daki fikir hayatı sarsıntıya uğramadan devam etmiştir; bundan dolayı hükümdarlığı zamanında Yıldırım Bayezid namına Ali bin Hibetullah tarafından telif edilmiş olan Arapça küçük kıtada Hulâsat-ül-minhacfi ehli'l-hisab ve Şeyh Hasan'ın Arapça ve Farsça eserlerden tercüme suretiyle vücuda getirdiği Fütuvvet âdabına dair Fütuvvet-nâme ile İbn Melek oğlu Mehmed'in Arapça ahlâk ve mevizeden bahseden Bedrü’l-vâızin ve zahrü'l-âbidin isimli eseri hep Yıldırım Bayezid'e takdim edilmiştir.

800 Hicri/1398 M. de Mehmed bin Süleyman tarafından tercüme edilen Hayatü’l-Hayevan da bu devre ait olup bir nüshası Topkapı sarayı Revan odası kitapları arasında 1660 numaradadır. Eserin aslı Şeyh Kemalüddin bin Îsa E’d-Demirî'nin olup hayvanat kitabıdır. Bunlardan başka Bursalı Niyazî, divanını Yıldırım Bayezid'e ithaf ettiği gibi Hurşid ü Ferahşad adını taşıyan manzum eser de yine Yıldırım Bayezid adınadır. Şeyhoğlu'nun manzum Ferahnâme'si de bu devre aittir.

Yıldırım Bayezid'in şehzadeleri içinde iyi bir tahsil görmüş olan Emîr Süleyman Çelebi'nin Edirne'deki sarayı bir çok âlim, şair ve musikişinasların toplandıkları bir yerdi. Bu hükümdar namına muhtelif mevzularda eserler yazılmıştır. Ok talimine dair Mehmed bin Şeyh Mustafa tarafından Arapçadan tercüme edilmiş olan Kavis-nâme ve Mehmed adında birinin âşıkane bir hikâyeyi içeren kaleme almış olduğu manzum Işk-nâme ve Hızır bin Yakub'un dinî ve felsefî Siyaset-nâme isimli eseri Emîr Süleyman Çelebi namına yazıldıkları gibi Şair Ahmedî ile Ahmed-i Dâî'nin de Emîr Süleyman'a ithaf ettikleri eserlerini de edebî cereyanları yazarken göstermiştik.

Çelebi Sultan Mehmed'in kısa süren hükümdarlığı zamanında onun adına Zekeriya bin Mehmed Kazvinî'nin Ansiklopedi tarzında heyet, coğrafya, tıb, nebatat, madenler ve ilâçlardan ve meşhur şehir ve kasabalardan bahseden Acaib-ül mahlûkat adlı eseri Rükneddin Ahmed tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Abdülvehhab b. Yusuf b. Ahmed el-Mardanî tarafından Çelebi Sultan Mehmed'in hazinesi için telif edilen Kitabü’l-müntehab fî't-tıb isminde tıbbî eserlerden seçimiş bir kitab Tire'de Necib Paşa kütüphanesinde 591 numarada bulunmaktadır.

Yazıcıoğlu Selâhaddin'in 1408'de Ankara'da yaşayan Devlet Han ailesinden İskender bin Hacı Paşa namına kaleme aldığı heyetten manzum Şemsiye şerhi ve aslı Farsça olup ilâvelerle genişletilmiş olan Melheme isimli eser —ki Şair Cevrî, Yazıcı-zâde'nin bu eserini tadil etmek suretiyle kaleme almıştır— ve Hatipoğlu'nun Ruhü'l-kulûb adındaki ilm-i hali ve Cacaoğlu Nureddin Hamza Bey namına yazılmış olan El-kasidetü'n-nasiha bi lûgat-i Türkiye ismindeki iki yüz altmış dört beyitli kaside şerhi de XV. yüzyıl başlarına aittir.

Ebu'l-hayr diye anılan Sultan II. Murad Osmanlı hükümdarları içinde şimdiye kadar lâyikiyle takdir edilmemiş olan yüksek şahsiyettir. Muasırı İslâm ve Hıristiyan bütün tarihçiler kendisinin karakterini siyasî hüviyetini adalet ve hakkaniyetini takdirle kaydederler. Sulh zamanlarında haftada iki gün ilmî mübahaselerde bulunurdu. Millî lisan ve edebiyatın inkişafında mühim âmil olmuştur. Müsaid zamanlarını musiki ve sohbetle geçirirdi; devlet işlerini baba oğul iki vezir-i âzami olan Çandarlı-zâde İbrahim ve Halil Paşalara bırakmış olduğundan bu cihetle hemen hiç meşgul olmazdı; fakat memleketinin bir tehlikeye ve bir tecavüze mâruz kaldığını haber alır almaz eğlence ve musahabeleri bir tarafa bırakarak ordusunun başında ser hadlere koşardı. Onun saltanatı zamanında Osmanlı ülkelerinde ilmî cereyan artmış, şiir ve musuki zevki yükselmiştir.

Sultan Murad bazan şiir de söylemiştir. Aşağıdaki güzel bir beyit kendisine ait olmak üzere şuara tezkirelerinde görülüyor:
Gerçi kim haddim değildir buseni kılmak dilek
Ârif olan çün bilür anı ne lâzım söylemek

II. Murad devrinden itibaren yazılmış olan eserler evvelkilere nazaran daha çok olup hemen hepsi de yüksek kıymeti hâiz idiler. Kütahya'da Vacidiye medresesi müderrisi Abdülvacid Mehmed'in 838 H/1434 M de fıkıhtan Burhanü’ş-Şeria'nın muhtasar Vikaye'sine Vikaye fi ilmihi-daye ismiyle bir şerhi olup bunu II. Murad'a takdim etmiştir. Yine II. Murad adına on yedi bab üzerine Bah-name tertibi üzere cinsel ilişkiye dair Musa bin Mesud tarafından Farsçadan Türkçeye bir risale tercüme edilmiştir. Tabib Mümin bin Mukbil tarafından Zahire-i Muradiye isimli izahlı tıbbî eser 841 H./1437 M. de II. Murad adına kaleme alınmıştır; yine aynı tabibin aynı hükümdara ithaf etmiş olduğu kısaca açıklamalı, hıfzıssıha ve ayrıntılı olarak göz hastalıklarından bahseden Miftahü'n-nur ve hazainü's-sürur adlı eseri ve mücevherlerin türlerinden ve hassalarından bahseden ve Mustafa bin Şeydi tarafından Nasir-i Tusî'nin Farsça bir risalesinden genişletilerek tercüme edilen yedi bâb üzerine tertib edilmiş Cevahir-nâme ve Karahisarlı Kasım bin Mahmud'un Necmeddin Dâye'nin Farsça eseri olan Mirsadü’l-ibad tercümesi ve İbn-i Melek bin Mehmed'in ilm-i ahlâk ve muhâdarattan behseden Bahrü'l-Hikem adlı büyük telifi ve Balıkesirli Devletoğlu Yusuf'un Hidaye ve Vikaye tercümeleri ile Serezli Nazmî'nin Süleyman-nâme'si, El-bidayetü ve'n-nihaye adındaki İbn-i Kesir tarihi tercümesi, Yazıcıoğlu Ali Çelebi'nin Selçuk-nâme'si, Yahya bin Mehmed'in Minhacü’l-inşa isimli inşa kitabı ve İznikli Musa'nın 833 H./İ429 M de İkinci Murad namına kaleme aldığı manzum Camasb-nâme'si, Çelebi Mehmed'in Nişancısı ve II. Murad'ın hocası İbn-i Arabşah Ahmed'in Çelebi Sultan Mehmed'in emriyle Farscadan Türkçeye çevirdiği altı cilt üzerine Câmi’u’l-hikâyat ve Lâmiu’r-rivâyat ve Ömer bin Mezid tarafından XV. yüzyıl şairlerinin şiirlerinden toplanarak 840 H./1436 M.de Timurtaş Paşazade Umur Bey'e ithaf edilmiş olan Mecmu’atü’n-nezâir ile yine Umur Bey adına Kadı Burhaneddin Ahmed'in İksirü’s-saadet isimli eserinin tercümesi olan Kurretü’l-ayni’t-talibîn ve tıbba dair Müfredat-ı ibn-i Baytar tercümesi Osmanlı Türklerinde ilim adlı eserde bu tercümenin Aydınoğlu Umur bey adına olduğu hakkındaki mutalea yanlıştır ve Şair Ahmed-i Dâî tarafından telif edilen Şifa fî't-tıb el-müsned alel-Mustafa adındaki tıbbı nebevî tercümesi ve Mehmed bin Mahmud Şirvânî tarafından yazılan Tuhfe-i Muradı fi esnafi'l-cevâhir ve ismi zikredilmiyen Bergama kadısı tarafından kısmen Türkçeye çevrilen tıbba dair Kâmilü’s-sınâa ve veziriâzam Çandarlı-zâde Halil Paşa'ya takdim edilmiş olan İznikli Hümamî'nin Sîname ve Ebu'l Hayr Ahmed tarafından yine aynı vezire ithaf edilen Saydele-i Ebî Reyhan ile Hacı İvaz Paşa'nın biraderi Çırak Bey'e sunulan Şir'atü’l-İslâm tercümesi ve bunlardan başka adedi yirmiyi geçen muhtelif Türkçe telif ve tercümeler II. Murad devrine ait olup bir haylisi da bu hükümdar namına kaleme alınmıştır. Şakayik tercümesinde Fakih Bahşayiş adında ulemadan birinin II. Murad adına bazı risaleleri olduğu yazılmışsa da bunların isimleri gösterilmiyor; fakat Şakayik sahibi bu risaleleri görmüş olduğunu söylüyor. II. Murad devri âlimlerinden İbn-i Meddas yani Çizmecioğlu denilen Tokatlı Hüsameddin Kavs-i Kuzah yani alâim-i semaya âid bir eser yazmıştır. Bu eserdeki malûmatın fennî olmasından dolayı itikadsızlıkla itham edileceğinden korkmuş olmalıdır ki yapmış olduğu tetkikatın mezheb-i hükema üzere olduğunu ve müteşerrilerin buna inanmamalarını beyan etmiştir. Yine bu XV. yüzyılın ilk yarısı içinde Manyas kadısı Mehmed'in Acâibü'l-uccâb isminde melek ve şeytanlardan bahsedilen eserin sonuna küçük kıtada bir de hisab kitabı ilâve edilmiştir ve yine aynı zatın II. Murad adına Gülistan tercümesi olup güzel bir nüshası Muhterem Raif Yelkenci’dedir. Ali bin Hibetullah'ın Yıldırım Bayezid'e takdim etmiş olduğu hisab kitabından sonra bu eser Osmanlılar devrinde yazılmış ikinci bir eser olarak görülüyor. Yine bu XV. yüzyıl sonunda Seyyid Mehmed bin Seyyid Hasan'ın Şehzade Mehmed (Fatih) adına 854 H. de telif ettiği Cami’u’l-Lüga adlı eseri de vardır. Gelibolulu Zaifî, II. Murad'ın gazalarını nazmetmiştir.

Osmanlı pâdişahlarıyla vezir ve beyleri adına yazılarak onları ithaf edilmiş eserlerden başka başlı başına telif ve tercüme olarak bu asırlarda (XIV. yüzyılın ikinci yarısıyla XV. yüzyılın ilk yarısı) daha bir hayli çeşitli ve muhtelif mevzularda yazılmış eserler varsa da bunlar, kısa tutulmuş olan bu cilde konulmamış ve zaten yukarıda bahsettiğimiz eserler de teşekkül devrinde Osmanlılardaki ilmî ve fikrî hayatı göstermeleri itibariyle bu kadarı yeter görülmüştür.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz