Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
İttihat Terakki zihniyeti
IV. Murat'ın Bağdat Seferi
YAVUZ SELİM
HUMBARACI OCAĞI
XV Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Askerî Teşkilât
Şinasi
XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna Kadar Akıncılar
Ziya Paşa
Hanlar ve Kervansaraylar
AMERİKAN DONANMASI ÜZERİNDE OSMANLI HAKİMİYETİ!

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Rübâi

Rubai, 4 dizelik ve kendine özgü ayrı ölçüsü olan, bağımsız bir nazım biçimidir. Birinci, ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı, üçüncü dize serbesttir (a a x a). Rubainin üçüncü dizesine uyaksız olmasından dolayı hasî (hadım) adı verilir. Rübâi için terane, dü-beyt, çâr-mısra', çehâr-mısra' terimleri de kullanılır.

Rubainin, aruzun hezec bahrinden olan 24 kalıbı vardır. Bunlar, ahreb ve ahrem diye ikiye ayrılır. Her iki kümede de 12 kalıp bulunur. Mef'ûlü parçasıyla başlayan kalıplar ahreb, mef'ûlün parçasıyla başlayanlar ahrem kümesini oluşturur. Türk edebiyatında yalnız ahreb kalıplan kullanılmıştır. Şair, aynı kümeden olmak üzere, rubaide ayrı ayrı kalıplan karışık olarak kullanır. Rübainin her dizesi ayrı bir ölçüde olabildiği gibi, dört dizesi de aynı ölçüde olabilir. Genellikle bir rübâide iki kalıp kullanılmıştır. Bu iki kalıptan biri, birinci, ikinci ve dördüncü dizede, öteki de üçüncü dizede kullanılır ki bu düzen rubainin, üçüncü dizede en güçlü düşünceyi söyleme ve uyumu sağlama ilkesine uygundur.

Türk edebiyatında en çok kullanılmış rübâi kalıpları şun'ardır:
mef'ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fa'ûl
mef'ûlü mefâ'îlü mefâ'îlün fa'
mefûlü mefâ'ilün mefâ'îlü fa'ûl
mef'ûlü mefâ'ilün mefâ'îlün fa'

Rübâiler, "divan tertibi"nde, rübâiyât bölümünde uyaklarına göre sıralanır.
Rübâi, İran edebiyatından Türk edebiyatına geçmiştir. Çeşitli konularda yazılır. Şair, dünya görüşünü, felsefesini, tasavvufi düşüncelerini, maddi ve manevi aşkını en özlü bir biçimde ancak bu biçim içinde anlatabilir.

Türk edebiyatında XIV. yüzyıldan sonra rübâi yazılmaya başlanmıştır. XVII. yüzyıl şairlerinden Azmîzâde Haleti rubaileriyle tanınmışsa da, bu yolda büyük başarı gösterememiştir. Yine XVII. yüzyıl şairlerinden Nabî, divanını tertip ederken, her harf ile başlayan gazellerin başına aynı uyakta bir rübâi koymuştur.

Rübâi, ince duygu ve düşüncelere, nükteli buluşlara çok uygun olduğundan, divan edebiyatı nazım biçimleri içinde günümüze kadar canlılığını yitirmeden yaşayabilmiş tek biçimdir.

Örnek:

(1, 4. dizelerin ölçüsü: mefûlü mefâ'ilün mefâ'îlü fa'ûl) (2, 3. dizelerkr ölçüsü: mef'ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fa'ûl)

Mecnûn iki "lâ-ilâhe illâ" der idi
TeklîM şu'ûr eyleseler "lâ" der idi
Ol mertebe meşgul idi Leylâ ile kim
Mevlâ diyecek mahalde "Leylâ" der idi (Yenişehirli Avnî )

(Bütün dizelerin ölçüsü : mefûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fa'ûl)

Eslâf kapıldıkça güzelden güzele
Fer -vermiş o neşveyle gazelden gazele
Sönmez seher-i haşre kadar şi'r-i-kadîm
Bir meş'aledir devr edilir elden ele (Yahya Kemal Beyatlı)

a. Rübâi-i Musarra'

4 dizesi de birbiriyle uyaklı rubailere denir. Fakat, böyle rubailerde, uyaklı olmasından dolayı üçüncü dizede uyum değişikliği olmadığından, dördüncü dizede asıl söylenmek istenen duygu ve dü¬şünce güçlü bir etki bırakmaz.

Şairler, rubailer de genellikle mahlas kullananazlar. Fakat mahlas kullanılmış rubailere de rastlanır.


Kaynak: DİLÇİN, Cem, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, 6. bs. Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2000.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz