Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
fatih ve reformları
Musikî Âletleri
Uzun Harp Senelerindeki Malî Durum
Sakız Adasının Alınması
Yavuz Sultan Selim küpe taktı mı?
Osmanli Tarihi 1600-1700 Yillari Arasi Onemli Olaylar
Mustafa Han I
Yeniçerilerin talimleri
Çerkez Mehmet Paşa
İstanbul Atik Ali Paşa Camii

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Rusçuklu Şerif Hasan Paşa

Rusçuk ayanından Çelebi Süleyman Ağa'nın oğludur. Serdengeçti ağalığıyla Kırım hanı Kırım Giray ile birlikte Rusya'ya akın yaparak şecaati görülmüş, pederinin vefatı üzerine kendisine kapıcıbaşılık verilmişti. Fakat memleketinde tek durmayıp âyanlık iddiasıyla ortalığı karıştırdığından dolayı idamı için emir verilmiş ise de, kaçmaya muvaffak olarak eski Kırım hanı III. Selim Giray'ın dairesine iltica eylediğinden, onun ricasıyla memleket işlerine karışmaması şartıyla Rusçuk'ta oturmasına müsaade edilmişti.

Mutlak surette Rusçuk ayanı olmak isteyen Şerif Hasan Ağa, bunu zorla elde ettiği için tedibi emrolunmuş ise de, yine bir takrip kurtulup 1182 H. - 1768 M.'deki Rus seferi münasibetiyle kendisinden istifade tarafına gidilmiştir. Bu seferin sonlarına doğru Rusçuk ayanı Şerif Hasan Ağa orduya getirilip Rusçuk'ta pek çok asker varken Yergöğü kalesinin niçin alınmadığı kendisine sorulmuştu. Şerif Hasan Ağa o tarafın seraskeri Dağıstanlı Ali Paşa'nın yerine seraskerliğe talip olup fakat bunu açık söylemeyerek askerin Dağıstanlı ile aralarının iyi olmadığını beyan etmişti. Bunun üzerine Şerif Hasan Ağa'nın yaşının küçük olduğu gözönüne alındı ve vezir İsmail Paşa Rusçuk serakeri tayin olunarak gönderildi.

Arzusu olan seraskerliği elde edemeyen Şerif Hasan Ağa'nın avdetinden sonra biraderi Mehmet Ağa ordu merkezine gelmiş ve baklayı ağzından çıkararak "biraderime vezaret verilirse Yergöğü kalesinin zaptını taahhüd ederiz" demesi üzerine sadrâzam Muhsinzâde Mehmet Paşa tarafından Şerif Hasan Ağa'ya vezirlik verilmiştir (20 Cemaziyelâhır 1187-8 Eylül 1773).

Şerif Hasan Paşa, taahhüdü mucibince Yergöğü kalesini geri alamadığından dolayı seraskerlikten azlolunarak yerine Cezayirli Hasan Paşa getirilmiştir. Kaynarca antlaşmasını müteakip Özi muhafızlığına tayin edilen Şerif Hasan Paşa gitmek istemeyerek ayak sürüdüğünden vezirliği alınarak bir zaman Gümülcine'de ve sonra Rusçuk ve Selanik'te oturtulup 1201 Zilkade - 1787 Ağustos'ta ve muharebe esnasında vezir Silâhtar Çelik Mustafa Paşa'nın ricası üzerine vezirliği iade olunarak Misivri ve arkasından Vidin muhafızı olmuştur.

Serdar-ı ekrem Koca Yusuf Paşa, Vidin üzerinden Avusturya'ya yürüdüğü sırada Vidin'de sancağı şerif ordusuna kaymakam tayin edilen Şerif Hasan Paşa, daha sonra görevsiz olarak Rahova muhafazasına memur edilmiştir. Bu sırada vezir ve serdarı ekrem Cezayirli Gazi Hasan Paşa vefat etmiş ve Şerif Hasan Paşa Şumnu ordugâhına pek yakın olduğundan, ordu erkânının kararıyla Şumnu'ya davet edilerek serdar-ı ekrem vekâletini üzerine almıştır. Şerif Hasan Paşa, "yeni sadr-ı âzam acaba bize bir mansıb verir mi?" —çünkü Rahova muhafızlığını hiçbir yerden dirliği olmadan ve bir mansıb bekleyerek yapmakta idi— diye düşünürken, şeyhülislâm Hamidizâde'nin tavsiyesiyle Rumeli'deki vezirler arasında çekilen kur'a buna isabet ettiğinden, sadrâzam ve serdar-ı ekrem tayin edilmiş ve bu hale kendisi de hayrette kalmıştır (1 Şaban 1204 - 16 Nisan 1790).

Bunun on ay on gün süren sadrâzam ve serdar-ı ekremliği esnasında Avusturyalılara karşı Yergöğü muvaffakiyeti gibi küçük bir başarı elde edildi ise de, Rus cephesi bozgun haline gelip Kili, İsmail, Tolçı, Isakçı ve diğer bütün kaleler elden çıktı. Şerif Hasan Paşa bu vaziyet üzerine kendisi evvelâ Ruslar üzerine tedarik görmüşken sonra bundan vazgeçerek Avusturya cephesine gitmek istemesi gibi hatası olmakla beraber, kaptan Paşa ile Tatar hanının da vazifelerini yapmamalarını pervasız ve açık olarak pâdişâha bildirmişti.

Serdar-ı ekremin böyle serbest mütalaası İstanbul'un mizacına uymamış ve bundan başka mesul mevkiinde olan vezir-i âzamın kabahat isnat ettiği kaptan Paşa ile Tatar hanının bunu reddeylemeleri neticesinde bütün mesuliyet Şerif Hasan Paşa'ya yükletilmiş ve bundan başka aleyhtarları tarafından isyan edeceği hakkında da uydurma haberler yayıldığından, bir hâdiseye meydan vermeden azil ve katline karar verilmiştir.

Bunun için evvelâ kendisine bir hatt-ı hümâyun gönderilerek tatmini tarafına gidilmiş ve bu suretle iğfal edildikten sonra 9 Cemaziyelâhır 1205 - 13 Şubat 1791'de evvelâ kendisinden mühr-i hümâyun alınmış ve diğer bir hatt-ı hümâyunla da Sofya'da dairesini tanzim ile Avusturyalılardan tahliye edilecek olan Belgrat'ın teslim alınmasına memur edildiği bildirilmiştir.

Bu suretle iğfal edilen Şerif Hasan Paşa, evvelâ ordugâhtan alınarak Şumnu ayanının konağının yanındaki bir eve naklolunduktan sonra, orada uyurken kurşunla vurulmak suretiyle katledilmiştir. Yerine Bosna valisi Yusuf Paşa ikinci defa sadrâzam tayin edilmiştir.

Şerif Hasan Paşa, zeki ve şecaatli idiyse de, âyanlıktan yetişmiş olup devlet işlerine ve hükümetin mizaç ve usulüne vakıf olmayıp açık kalpli ve açık sözlü idi. Kendisinin âyanlıktan yukarı bir kumandanlığı idare edemeyeceği 1788 seferinde malûm olmuşken iki cepheli bir seferde serdar-ı ekremlik gibi pek mühim bir vazifenin kur'a isabetiyle buna verilmesi pek garip ve felâketi davet edeceğine şüphe olmayan bir zihniyet neticesi idi. Vasıf, Şumnu karargâhında oturmayıp Celâli suretinde kır ve bayırlarda dolaşması ve bu suretle harb levazmını tatil etmesi ve İstanbul'a, gönderdiği tahriratlarda hürmetkârane beyanatta bulunmayarak edebi tecavüz ile pâdişâhın gazabını tahrik etmesinin katline sebeb olduğunu yazmaktadır. Cevdet tarihi, zeki, akıllı, dirayetli, işgüzar ve ancak iyş ve işrete fazla düşkün olduğunu ve sadarette gözü kararıp halkın malına el uzattığını beyan ediyor. Bu muharebedeki olayları bizzat zabt etmiş olan Vekayi-i Hamidiye risalesi sahibi Mehmet Sadık Efendi, hüsnü ahlâk sahibi işbilir olduğunu kaydetmektedir.

Hâdikatü'l-Vüzera zeyli'nde de şiir ve inşaya vukufundan ve hava ve hevese düşkünlüğünden bahsediliyor. İstanbul'a gönderilen başı Üsküdar'da müntesib olduğu Hüdayî tekkesi'nde medfun olup, orada bazı hayratı da vardır. Âyanlık iddiasıyla birkaç defa serkeşliğe kalkması ve kendisinin idamı hakkında ferman gönderilmesi malûm olduğundan, sadareti esnasında da isyan etmesi ihtimali gözönüne alınarak, aleyhtarlarının iftiralarına inanılmış ve pervasızca tahriratları da bu ihtimali kuvvetlendirmiştir.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz