Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Medhiye
Osmanlı Devlet'inde Belediyecilik Ve Çorum Belediyesi
Deniz Siyaseti-3
Yeniçerilerin oda sandıkları ve kara sandık
Muid Ahmed Efendi
Hukuk Sistemi - Sosyal ve Ekonomik Hayat
TRABLUSGARP SAVAŞI
31 Mart bir Yahudi ihtilâli gibi!
Fatih S. Mehmet'in mezarı açıldı mı?
Yavuz Sultan Selim'in Hayatı

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Süleyman Nazîf

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı

Servet-i Fünun'un yaygın bir üne sahip şairlerinden biri de, Süleyman Nazîf (1869-1927)’dir. Edebî bilgilere ait Mîzânül-edeb adlı tanınmış eserin sahibi Diyarbakırlı Said Paşa'nın oğludur. Öğrenimini özel şekilde yapmış ve daha çok, idarî görevlerde çalışmıştır. Bunlar arasında en mühimleri Basra, Kastamonu, Trabzon, Musul, Bağdat valilikleridir. II. Abdülhamid'e karşı olduğu için, Paris'e kaçarak, orada Ahmed Rıza Bey'in çıkarmakta olduğu Meşveret gazetesine padişahın aleyhinde yazılar yazdı. Ahmed Midhat'ın bir yazısına cevap olan Ma'lûmu İlâm (1897) adlı eserini bu sırada yayımladı. Türkiye'ye dönüşünde, İstanbul'da bırakılmayıp, Mektubçu olarak Bursa'ya gönderildi. Fakat, istibdad aleyhindeki çalışmalarından vazgeçmedi. Bu sefer de eserlerini, Mısır'a kaçarak padişah aleyhinde orada yayınlar yapmakta olan Abdullah Cevdet'in eliyle, Mısır'da bastırdı. İlk şiir kitabı olan Gizli Figanlar (1906) ve Elcezîre Mektubları (1906) adlı eseri bunlar arasındadır. 1908'den sonra, daha çok, gazetecilik ve politika alanında çalıştığı görülür. Zaman zaman resmî görevlerle İstanbul'dan uzaklaşmasına rağmen, gazetecilikle ve edebiyatla ilgisini kesmedi. Bu arada, Hak ve Hâdisât gazetelerinin başyazarlığını da yaptı. Bazen günlük olaylara uyarak ve bazen de hayatını kazanmak için bol ve değişik yazılar yazan Nazif, zaman zaman, medenî cesaretin ve yurtseverliğin güzel örneklerini de verdi. Düşman kuvvetlerinin İstanbul'a girmeleri üzerine yazdığı Kara Bir Gün (Hâdisât, 9 Şubat 1919) adlı makale ile, Pierre Loti (Piyer Loti) yi anmak için yapılan bir törende (23 Ocak 1920) işgal kuvvetleri aleyhine yaptığı şiddetli konuşma bunlar arasındadır. Bu son olay üzerine, işgal kuvvetleri tarafından Malta'ya sürüldü. Burada iki yıl kaldıktan sonra, Millî Mücadele'nin başarı kazanması üzerine serbest bırakılarak İstanbul'a döndü ve yazı hayatına yeniden başladı. Şiirlerinde İbrahim Çehdî ve dışarıda yayımlanan nesirlerinde bazen Ebulahrâr Tahir imzalarını da kullanan şair, 4 Ocak 1927'de İstanbul'da öldü.

Şiirlerini şu kitaplarda topladı: Gizli Figanlar (İmzasız, 1906), Firâk-ı Irak (1918), Malta Geceleri (1924).

Diğer Servet-i Fünun şairleri gibi, Nazif in de ilk edebî kültürü divan edebiyatına dayanır. Ancak, babasının tavsiyesi ile, henüz çocuk denebilecek bir yaşta iken, Namık Kemal'in eserlerini de okuyarak ilk şiirlerinde onu örnek tuttu. 1892-1897 yılları arasında yazılmış ve istibdada karşı olan şiirlerini taşıyan Gizli Figanlar, gerek tema ve gerekse üslûb bakımından, açıkça, Namık Kemal'in tesirindedir. Bütün Servet-i Fünun şairlerinin ilk şiirleri tamamıyle ferdî konularda oldukları halde, Nazif’in daha ilk şiirlerinde sosyal temalara yönelmesi onun ayrı, bir özelliğidir. Nazif’in ferdî konulara eğilişi. 1898'de Servet-i Fünun'a girmesi ile başlar ve 1908'e kadar sürer. Bu şiirlerinde, romantik duygu ve hayallerin ve Servet-i Fünun vokabülerinin bütün özellikleri vardır. 1908'den sonra şair, yeniden sosyal temalara yönelir. Birinci Dünya Savaşı'nın ve sonuçlarının memleket hayatındaki çok kötü akisleri onu yakından ilgilendirir. Bu şiirlerindeki dil de, Servet-i Fünun şiirinin dilindeki aşırılıklardan ayrılarak, daha tabiî bir. yön alır. Osmanlıcanın aşırı bir koruyucusu olmasına rağmen meydana gelen bu yönelişte. Millî Edebiyat hareketinin -dolaylı da olsa- kaçınılmaz tesiri bulunduğu. muhakkaktır.

1908'den sonra gazetecilikle yakın ilgisi dolayısıyle Nazif, bu tarihten ölümüne kadar, nesirle de uğraştı. Genellikle Servet-i Fünun nesrinin devamı sayılabilecek olan bu nesir, dilce, 1908'den sonraki şiirleri gibi, yer yer tabiîleşir. Şekilce "makale, musahabe, mensûre, mektub" olarak sıralandırılabilecek olan bu nesirlerin toplandığı küçük hacimdeki eserleri şunlardır: Boş Herif (1910), İki İttifakın Tarihçesi (1914), Batarya İle Ateş (1918), Âsitân-ı Tarihte (1918), Tarihin Yılan Hikâyesi (1922), Çal Çoban Çal! (1923), Nasreddîn Şah ve Bâbîler (1923), Hazret-i İsa'ya Açık Mektub (1924), Çalınmış Ülke (1924), İmâna Tasallût-Şapka Meselesi (1926), Kâfir Hakikat (1926), Yıkılan Müessese (1927).

Kökleri yazarın millî, dinî ve insanî heyecanlarında olan düşünceleri anlatan bu nesirlerin üslûbunda ciddi bir özeniş göze çarpar ve bu üslûb, muhtevaya uyarak, yer yer, bir hitabet üslûbu halini de alır. Zihniyet bakımından tamamıyle Batılı olan Nazif, Doğu edebiyatının da büyük değerler taşıdığına inanmış ve bütün yazılarında millî değerlerin de koruyucusu olarak kalmıştır.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1995.

Şiirleri

Ey Ebnâ-yı Vatan

İşte gül-zâr-î vatan mahv oldu istibdâd ile
Bizden istimdâd eder her zerre bir feryâd ile
Geçmesin eyyamımız beyhude istimdâd ile
Pençeleşmek muktazî gaddar ile, bî-dâd ile
Zulm ü istibdâd devri, derd ü ye's eyyamıdır.
Arkadaşlar, kan dökün kan dökmenin hengâmıdır.

Arkadaşlar, kan dökün tâ cûşa gelsin kâinat
Lerze-bahş olsun cihâna bizdeki azm ü sebat
Zillete, ömre müreccahtır şerefli bir memat
Ümmete lâzım değildir böyle efsürde hayât
Zulm ü istibdâd devri., derd ü ye's eyyamıdır.
Arkadaşlar, kan dökün kan dökmenin hengâmıdır.

Her tarafta bir enîn-î daimî cûşân iken
Midhat'ın evlâdına lâyık mı kayd-ı hıfz-ı ten
Bak şehîd-î a'zama yatmakta bî-kabr ü kefen
Böyle feryâd eyliyor şimdi civâr-ı
Kâ'be'den Zulm ü istibdâd devri, derd ü ye's eyyamıdır.
Arkadaşlar, kan dökün kan dökmenin hengâmıdır.


Cenk Türküsü

Gözde tüter dumanları
Bak Şıpka'nın balkanları
Hâlâ sızar al kanları
Ayrılmıştık otuz sene
İşte Şıpka geldik gene

Pilevne'den bir ses geldi
O ses yüreğimi deldi
Ah o günler ne güzeldi
Ayrı düştük otuz sene
Sanlı meydan geldik gene

Yolumuzu bağlamasın
Dalgaların ağlamasın
Ağlar gibi çağlamasın
Görüşmedik otuz sene
İşte Tuna geldik gene


Türk İlâhîsi

Dedem koynunda yattıkça benimsin ey güzel toprak,
Neler yapmış bu millet, en yakın târihe bir sor, bak.

Yerim sensin, göğüm sensin, cihanım, cennetim hep sen :
Nasıl bir zinde millet çıktı gördüm hasta sînenden.

Evet mecruh idin, mecruh iken de vardı îmânın,
Ümîdin, kuvvetin, azmin, kanın, aşk-ı hurûşânın.

Eğer necm ü hilâl olsaydı âfil, muzmahil,
Türk’süz; Kalırdı bizce yıldızlar, kamerler kimsesiz, öksüz.

Yaşattın, çok yaşa, târihimi ikbâl ü izzetle,
Koşar âtî, koşar mâzî seni tebcîle minnetle.

Yerim sensin, göğüm sensin, cihanım, cennetim hep sen :
Nasıl bir şanlı millet çıktı gördüm canlı sînenden.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz