Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Abdülmecit
İbrahim Paşa
Mekke ve Medine Hayrına Kurulan Osmanlı Vakıfları
Sultan Selim küpe taktı mı?
Hakkâklik
I. Mahmut'un Hususiyetleri
Hanlar ve Kervansaraylar
On sekizinci Yüzyıl Başından Ortasına Kadar İdarî Vaziyet
Osmanlıyı bilmeden aydın olunamaz
XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna Kadar Yeniçeri Ocağı

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Salih Zeki Aktay

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı

1895 de, Şarkîkaraağaç'ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Konya ve İstanbul'da yaptı. 1918’den sonra lise edebiyat öğretmenliklerinde, Afyon Ticâret Lisesi Müdürlüğü'nde, İstanbul kitablıklarında mevcud yabancı dillerde yazılmış eserlerin tasnîfine me'mûr komisyonda üye olarak bulundu. 1971 de İstanbul'da öldü.

Birinci Dünyâ Savaşı'ndan sonraki nesle mensub ve pek genç yaşta şiirle uğraşmaya başlamış olan şâir, Tanzimat'tan beri Batı'yı örnek tutarak gelişmeye çalışan nazmımızı bir ân önce esâs kaynağa, yâni modern Avrupa edebiyatlarının da hareket noktası olan eski Yunan ve Lâtin medeniyetine ve edebiyatına bağlamak için sarf ettiği gayretle tanınmıştır. Bunun içindir ki şiirlerinde, Rönesans'tan sonraki Fransız nazmının gür bir ilham kaynağı olan Yunan mitolojisini işlemek yoluna sapmış ve bu suretle meydana getirdiği manzumelerini Persefon (1930), Asya Şarkıları (Târitısiz), Pınar (1936), Rüzgâr (1938), Lâton (1964) ve Tevfik Fikret'in hayâtını şiirleştiren Titan (1967) adlı kitablarda toplamıştır. Bunlardan başka, Mağara adında bir perdelik ve Hallac-ı Mansûr adındaki beş perdelik iki piyesi ile; İngiliz yazarı Oscar Wilde'ten çevirdiği Bahtiyar Prens ve Lâtin şâiri Ovid'ten çevirdiği Değişişler isimli iki eseri daha vardır.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1985.

Şiirleri

Persefon

Attik'in gül kokan bahân gibi,
Yüzünden neşeler taşardı her ân...
Renkli çiçeklerde uçardı kalbi.
Şafaklar açılıp gülerken cihan.

Sahiller açarken duvaklarını,
Kokulu rüzgârlar gülleri sallar..
Beklerdi nağmeli dudaklarını
Sularda kendini dinleyen dallar..

Persefon her sabah iner sâhile,
Güvercinler ona hâle sarardı.
Görünce dalgalar gelirdi dile,
Sularda uyuyan eşleri vardı.

Bâzan çimenlerde, bâzan kumlarda,
Osean kızları onu beklerdi,
Gözleri titrerdi al zakkumlarda;
Gezdikleri, yeşil baharlı yerdi..

Çıplak ayaklan kumlarda, suda,
Yeşil çimenlerde uçar kuş gibi.
Yorulup dinlenir sonra uykuda,
Köpüklerde gizli bir uçuş gibi..

Menekşe, karanfil, haşhaş gülleri,
Lâleler, sünbüller, şebboylar açar.
Göllerde uyurken genç gönülleri,
Zafera havaya kokular saçar.

Perküs sahilinde 'bir sabah yine
Toplandı genç kızlar meltemler gibi.
Sazlardan dokunmuş sepetlerine
Dizdiler gülleri bir kemer gibi...

Uçarken atlarda beyaz etekler,
Kızlar karanfilden çelenkler ördü.
Bilmeden ardında onu ne bekler,
Persefon ansızın bir nergis gördü.

Sular çağıldarken dik kayalardan,
Beline sihirli bir kemer taktı.
Vazgeçti zambaktan, papatyalardan;
Coşkun bir hevesle nergise baktı.

İçinde yenilmez meyiller coştu
Almak için onu kendi eline.
Bir güvercin gibi neşeyle koştu
Uzaklarda açan son emeline...

Tutunca gördüğü meş'ûm nebatı,
Birden yer yarıldı, yerler açıldı.
Görüldü Hades'in dört yağız atı,
Bir feryâd, bir acı feryâd saçıldı...

Bağırdı, ağladı, inledi... heyhat!..
Sesini yalnız dağlar işitti.
İndi zindanlara o dört hızlı at,
İlâhın sarıyla süzülüp gitti...

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz