Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Sofu Mehmet Paşa
Girit’in tümüyle fethi ise 1645 yılına rastlar.
Servet-i Fünûn Dönemi Edebiyatı (1896-1901)
Osmanlı Devleti Hakkında Yunanlıların İtirafı
Osmanlı Şehzadeleri
XVIII. Asırdaki Osmanlı Hattatları
Osmanlı Bakır Paraları
Osmanlı Fetih Politikası ve Alınan Yerler
Osmanlı Sultanlarının Ehl-i Beyt sevgi
II. Süleyman

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Samavna kadısı oğlu Şeyh Bedreddin Olayı

Şeyh Bedreddin Mahmud'un torunu hafız Halil'in yazmış olduğu manzum Menakıb-ı Şeyh Bedreddin’e göre Bedreddin, Anadolu Selçukluları hükümdarı Alâaddin Keykubad'ın neslinden Bedreddin'in ceddi olan Abdülaziz, Osmanlıların Rumeli istilâsına başladıkları sırada onlarla beraber bulunmuş ve Dimetoka muharebesinde şehid olmuştur.

Abdülaziz'in İsrail adındaki oğlu Dimetoka kalesi Rum beyinin kızını almış ve bu izdivaçtan Şeyh Bedreddin doğmuştur. Bedreddin Mahmud'un doğum yeri Edirne yakınında ve Karaağaç ile Dimetoka arasında (Şimdi Yunanlıların elindeki) Somona kalesi olduğundan kendisi o suretle Samavna kadısı oğlu diye şöhret bulmuş ve sonradan yakıştırma suretiyle yanlış olarak Kütahya'nın Simav kasabasına nisbet edilerek Bedreddin Simavî denilmiştir.


Bedreddin’in Tahsili

Şeyh Bedreddin tahsil çağına gelince Bursa'ya gelerek ders arkadaşı Kadızâde-i Rumî diye meşhur olan Musa (meşhur riyaziyeci ve astrolog) ile beraber onun babası Bursa kadısı Koca Mahmud efendiden ve daha sonra da Konya'da Allâme Feyzullah'tan ders görmüş ve oradan da Suriye'ye gitmiş ise de oradaki âlimleri iktidaca az görmüş ve sonra Kahire'ye hareket etmiştir.

Bedreddin Kahire'de arkadaşları meşhur âlim Seyyid Şerif-i Cürcanî ve maruf tabip Aydınlı Hacı Paşa (Hızır bin Ali) ile beraber Mübarekşah Mantıkî'den (vefatı816 H./1413 M.) ilahiyat, felsefe ve mantık okuyarak yüksek tahsilini ikmal etmiş ve bu arada Kahire'de inziva halinde yaşayan Hüseyin Ahlatî'den de tasavvuf okumuştur. Bir ara şeyhinin emriyle Tebriz'e gitmiş, Timur'un huzuruula ulema arasında yapılan ilmî mübahaselerde yüksek vukufunu göstermiştir. Bu seyahat esnasında asıl ziyaret edilmesi lâzım gelen Kazvin'e de giden Bedreddin oradan Batınî akidesi dolgun olarak dönmüştür.

Bedreddin Mahmud, Memlûk sultanı Melik Zahir Berkuk'un hürmet ettiği Hüseyn-i Ahlatî'nin tavsiyesiyle sultanın oğlu Ferec'in hocalığına tâyin edilmiş ve burada bulunduğu sırada fıkh yani islâm hukukuna dair eserlerini yazmağa başlamış ve 1397'de şeyhinin vefatı üzerine bir müddet Kahire'de onun yerine şeyh olmuş ve sonra Anadolu'ya dönmüştür. Anadolu'da Karaman, Germiyan, Aydın elinde Tire ve diğer Alevîlerle meskûn yerleri dolaştı.


Bedreddin'in faaliyeti ve kazaskerliği

Şeyh Bedreddin irşad yoluyla Anadolu'da faaliyeti ve dolaştığı sırada tasavvufu daha doğrusu batınî akidesini yaymağa başlamış ve gezdiği yerlerde hep Alevî Türkmenlerle temas ederek maksadına göre onları hazırlamak istemiştir; daha sonra Şeyh Bedreddin Rumeli'ye geçip Edirne'de yerleşmiş ve kendisini ziyarete gelenlerle görüşerek yavaş yavaş faaliyetini genişletmiştir.

Şeyh Bedreddin'in bu faaliyeti Osmanlı Devletinin parçalanıp şehzadelerin birbirleriyle mücadele ettikleri zamana tesa¬düf etmişti. İlim ve fazileti, irfan ve kudreti etraftan duyulmuştu. Bundan dolayı Edirne'de hükümdarlığını îlân etmiş olan Musa Çelebi, Şeyh Bedreddin'i kazasker tâyin etmek suretiyle bilmeyerek onun nüfuzunun yayılmasına yardım etmiş ve şeyh de bundan istifadeyi kaçırmamıştır. Onun bu çalışması hüküm¬darlığı elde etmekti.

Çelebi Sultan Mehmed, biraderi Musa Çelebi'ye galebe edip hükümdar olunca (816 H./1413 M.) Şeyh Bedreddin'i kazaskerlikten azlederek ilim ve faziletine hürmeten iki oğlu ve kızıyla beraber İznik'te ikamete memur etmiş ve kendisine ayda bin akçe maaş bağlamıştır. Bedreddin İznik'te serbest olarak yaşıyor, eser telif ediyor ve kendisini ziyarete gelenlerle görüşüyordu.


Bedreddin'in Rumeli'ye kaçarak isyanı

Şeyh Bedreddin, Karaburun taraflarında halifesi Börklüce Mustafa'nın faaliyetini ilerlettiğini haber alınca birgün hacca gitmek bahanesiyle çocuklarını İznik'te bırakarak Kastamonu'ya kaçmış ve oradan da Sinop'a giderek bir gemi ile Kefe'ye ve sonra Eflâk voyvodasının yanına gitmişti. Bedreddin'in adamlarından olup kazaskerliğinde kethüdası bulunan Börklüce Mustafa, İzmir'de Urla yarımadasının kuzey tarafındaki Karaburun'da ve müridi Yahudi dönmesi Torlak Kemal de Manisa'nın Kızılbaşlarla meskûn mıntıkalarında çalışarak Osmanlı Devletinin zaafından istifade ile onlar Anadolu tarafında ve Şeyh Bedreddin de Rumeli'de bir isyan hazırlıyorlardı. Şeyh Bedreddin, Eflâk'tan Osmanlı topraklarına geçti; Silistre, Dobruca ve Deliorman taraflarında propaganda yaparak epey taraftar buldu; bunları başına topladı; ayaklanma mıntıkası olarak Alevilerle meskûn olan Deliorman'ı seçti.


Börklüce ve Torlak Kemal İsyanları

Bedreddin, Anadolu ve Rumeli'deki isyanlarla henüz iç mücadele sarsıntılarından kurtulmuş olan Osmanlı Devletini gafil avlayarak şeyhlikten şahlığa geçmek istedi; kendi cemiyetine başka din ve mezheplerden de adam alıyordu. Karaburun'dan Börklüce Mustafa'nın yanında takriben beş bin kişi vardı, başta isyan burada baş gösterdi, az zamanda pek korkunç bir hal aldı. Dede Sultan diye anılan Mustafa'nın üzerine mühim bir kuvvetle memur edilen İzmir sancak beyi Aleksandr bunlara mağlûp ve maktul oldu; bunun üzerine iş ehemmiyet kazandı; Saruhan sancak beyi olan Timurtaş Paşa zade Ali Bey de boz¬guna uğratılıp kendisini zor kurtarıp Manisa'ya kaçtığından durum nazikleşti ve Çelebi Mehmed, şiddetli tedbir almağa mecbur oldu; vezir-i âzam ve beylerbeyi olan Bayezid Paşa ile beraber oğlu Şehzade Murad'ı daha büyük bir kuvvetle Börklüce kuvvetleri üzerine gönderdi. Bayezid Paşa evvelâ yollardaki büyük küçük âsi grupları temizledi ve nihayet bunların sığındıkları dağa vardı ve mukavemet edemeyerek Börklüce ve diğer âsî kuvvetleri teslim oldular; fakat Bayezid Paşa bu muvaffakiyetini elde etmek için çok kuvvet kaybetmişti.

Bayezid Paşa, teslim olanları Ayasuluğ'a getirdi, sorguya çekti ve işin başını anladı; âsiler Dede Sultan Börklüce'nin gözü önünde boğazlandı; bunlar ölürlerken "yetiş Dede Sultan" diye bağırıyorlardı. Dede Sultan, elleri tahtaya mıhlanmış bir surette deve üzerine konulup şehirde teşhir edildikten sonra katledildi.

Manisa taraflarındaki Torlak Kemal isyanı, Karaburun isyanı kadar korkunç olmamakla beraber üç bin kişi kadardı; Şehzade Murad ile Bayezid Paşa, Börklüce isyanını bastırdıktan sonra Torlak Kemal'in üzerine gitti; onun cemiyetini de dağıtıp elde ettiği Torlak ile taraftarlarını astırmak suretiyle bu ayaklanma da bastırıldı.


Şeyh Bedreddin’in Yakalanarak İdamı

Bu Alevî ayaklanmasının asıl reisi olan Şeyh Bedreddin ise Deliorman’da yerleştikten sonra etrafına adamlar ve mektuplar göndererek halkı kendi cemiyetine davet etmişti. Kendisi kazasker bulunduğu sırada Rumeli'de epey taraftar peyda etmişti; fakat Anadolu'daki kıyamın büyümesine intizar ediyordu; Börklüce ve Torlak isyanlarının bastırılması, Bedreddin ve maiyyetindekilerin maneviyatını sarstı.

Çelebi Mehmed, bu sırada tarihlerde Düzme Mustafa denilen Yıldırım'ın oğlu Mustafa Çelebi'nin hükümdarlık iddiasıyla ortaya çıkarak Tesalya ve Selanik etrafındaki hareketlerini önlemek üzere o tarafa gidiyordu; Sultan Mehmed Serez'e gelince Bedreddin'in Deliorman'daki faaliyetini ve isyan hareketini haber aldı; belki bunu daha evvel haber alarak Bayezid Paşa'nın Anadolu'dan dönmesini bekliyordu.

Bayezid Paşa gelince onu derhal Bedreddin üzerine sevk etti; zaten Anadolu'da ayaklanmanın bastırıldığını duymuş olan şeyhin etrafındakilerin bir kısmı dağılmıştı; bunun için küçük bir çarpışmadan sonra Şeyh kolaylıkla ele geçti ve pâdişâhın bulunduğu Serez'e gönderildi. Kendisi Rumeli fatihleri evlâdından ve yüksek âlim ve mütefekkir bir şahsiyet olduğundan derhal öldürülmedi. Sultan Çelebi Mehmed, bu hususta ulemanın fetva vermesini emretti.

Bedreddin'in yapmış olduğu hareketin İslâmiyet’e uygun olup olmadığı ve cezasının ne olması lâzım geleceği âlimlerden müteşekkil bir heyetten soruldu. Suçlu olduğu tesbit olunarak ulemadan Heratlı Mevlâna Haydar, bu mesele üzerinde Bedreddin ile ilmî münakaşa yaptı ve nihayet cemiyet nizamını bozmağa çalışan Bedreddin'i ilzam etti ve vermiş olduğu fetva üzerine —ki rivayete göre Bedreddin'in kendisi de bunu kabul etmişti— Bedreddin Serez pazarında bir dükkânın önüne asıldı ve malları varislerine verildi (823 H./1420 M.). Bedreddin isyanına o taraf akıncılarının iştiraki sebebiyle Balkanlardaki akıncıların kumandanı Beylerbeyi Mihaloğlu Mehmed Bey'den şüphelenilerek Tokat kalesine hapsolundu ve bir sene sonra Çelebi'nin vefatı ve II. Murad'ın cülûsu üzerine hapisten çıkarıldı.

Şeyh Bedreddin'in bir isyanla hükümdar olmak istemesinde Osmanlı ordusunun parçalanmasının kendisinde bir ümid uyandırmış olduğunun tesiri olabilir. Batınî şeyhlerinden Hüseyn-i Ahlatî'nin halifesi olması isyan hareketinde Alevîlerle meskûn yerlere güvenmiş olduğunu göstermektedir.


Şeyh Bedreddin’in Eserleri

Bedreddin Mahmud hem zahir ve hem de batın ilimlerdeki vukuf ve ihatasıyla mümtaz ve müstesna bir mevki işgal etmiştir. İslâm hukuku olan fıkıhta zamanının imamı gibi idi; bu hususta Cami’ü’l-fusuleyn bu zatın değerini göstermek için kâfidir.Bu eserinden evvel fıkha Letaifü’l-işarât isimli kitabını yazmış ve bundan sonra fıkıhtaki yüksek ihatasını gösteren Cami’ü’l-fusuleyn'i telif etmiştir. Bu eserlerini yazarken Kahire’de bulunduğu sıradaki dört mezhep fukahasının fetvalarını da tetkik eylemiştir.

Bedreddin'in Kitabü’t-teshil adıyla kaleme aldığı eseri Letaifü’l-işarât’ın şerhidir; bu eserini, Edirne'de kazasker bulunduğu sırada 816 Şevvalinin sekizinci pazartesi günü telife başlamış, 818 cemaziyelâhırın yirmi yedinci salı günü (3 Eylül 1415) İznik'te ikamete memur iken bitirmiştir; onun bu eserleri ulemaca pek muteberdir. Bedreddin'in Nurü’l-kulûb adlı bir tefsiri olduğunu torunu Hafız Halil'in yazdığı Menakıb-ı Şeyh Bedreddin'den öğreniyoruz, Fıkıhtan da başka bir eseri olup Bursa'da Ulucami kütüphanesindedir(Türkiyat Mecmuası c. 4, s. 235) ; sarftan bir de Maksud şerhi vardır.

Şeyh Bedreddin'in tasavvuf vadisinde akidesini gösteren meşhur Varidat adlı eseridir. Bunlardan başka Muhyiddin-i Arabî'nin Füsusü’l-hikem isimli meşhur telifine haşiyesi ve bir de tasavvuftan Meserretü’l-kulûb isimli eserleri vardır. Sarftan Maksud'a Ukudü’l-cevahir adında şerhi vardır. Varidat’ı, vahdet-i vücud felsefesine mensup olanlar tarafından tutulmuştur. Bu eserinde âlemin kıdemine kail olup Allah’ı mahlûkattan ayrı olarak kabul etmez. Şeyhe göre cennet ve cehennem cahillerin zannettikleri gibi olmayıp bu dünyadaki iyilik veya kötülüklerin ruhlardaki tatlı veya acı tezahürleridir. Bedreddin cismanî hasrı kabul etmez ve öldük¬ten sonra beden cüzlerinin ihyasına imkân olmadığını söyler.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz