Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Niğde Şah Mescidi
Cibali'de Tarihî Sokaklar, Evler
XVI. Yüzyıldan Sonra Teşekkül Eden Eyâletler
ÜSTÜN TÜRK HİMAYESİ
XVIII. Yüzyılda Osmanlı-Fas İlişkileri
Fenarîzâde Muhyiddin Efendi
Afyonkarahisar Kubbeli Mescit
Yakub Kadri Karaosmanoğlu
Mut Lâl Ağa Camii
Şeyh Seyyid Mustafa Efendi

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Servet-i Fünûn Dönemi Edebiyatı (1896-1901)

Servet-i Fünûn hareketinin Türk edebiyatını kesin olarak modernleştirirken, büyük bir hızla sonuç aldığı ilk edebî tür şiirdir. Hareketin başında bulunan Tevfik Fikret'in bizzat şiirle uğraşması kadar, toplulukta çoğunluğun şairlerde olmasının da bu sonuçta rolü olduğu muhakkaktır. Esasen şiir, Türk edebiyatında, asırlardan beri üzerinde en çok uğraşılan ve herkesçe en çok rağbet gören edebî türdü.

Servet-i Fünûn hareketinin şiirde karşısına ilk aldığı hedef, Tanzimat devrinde Türk şiirini modernleştirmek için ortaya konulup tamamıyla gerçekleştirilemeyen esasların kesin olarak gerçekleştirilmesi olmuştur. Bu esaslar arasında, önce "şiirin dış görünüşü" geliyordu. Bir geçiş devri olan Tanzimat devrinde Türk şiiri -şekil bakımından- hem Doğu ve hem de Batı şiirine bağlı kalmış, divân şiiri ile Fransız şiirinin nazım şekillerini birlikte kullanmıştır. Bu tesir ile yetişmiş bulunan Servet-i Fünûncular da ilk şiirlerinde divân nazmının şekillerini kullandılarsa da, toplu hareket başladıktan sonra, bu şekilleri derhal bırakmışlardır. Servet-i Fünûn şiirinde kullanılan nazım şekillerini üç guruba ayırmak mümkündür: 1. Fransız şiirinden aynen alınanlar (sone), 2. Divân nazmından alınıp değiştirilenler (Serbest müstezâd), 3. Ne Divân şiirinde ve ne de Fransız şiirinde bulunmayıp kendi kendilerine icad ettikleri ve nazımda geniş bir kafiye kolaylığı sağlayanlar. Böylece Türk şiiri, nazım şekilleri bakımından, tamamıyle yeni bir görünüş kazandı.

Servet-i Fünûn hareketi, şiirin konularında yaptığı değişikliklere, önce Tanzimat devrinin getirmiş olduğu "her güzel şeyin" şiire konu olabileceği formülündeki "güzellik" kaydını kaldırmakla başladı. Bu suretle, şiirin konusu sınırsız bir şekilde genişleyerek, şairin herhangi bir bakımdan ilgisini çeken her şeyin şiire konu olabileceği kabul edilmiş oldu. Bu arada, şairin günlük hayatına ait basit olayların da şiire bol bol girdikleri görüldü. Bununla beraber, gerek mizaçları ve gerekse yaşadıkları devrin ağır siyasî ve sosyal şartları yüzünden, çoğunlukla ferdî duygulara ve hayallere yer veren Servet-i Fünûn şairlerinde, aşk, tâbiat ve aile hayatı başlıca temaları teşkil ederler. Tanzimat şiirinde rağbet görmüş olan metafizik ve sosyal temalar Servet-i Fünûn şiirinde mühim bir yer tutmaz. Sosyal temalar, ancak topluluk dağıldıktan sonra, bazı şairlerce rağbet görmüşlerdir. Aşk teması çoğunlukla romantik bir atmosfer içinde ele alındığı gibi, tabiat temasının da daha çok sübjektif bir şekilde işlendiği görülür. Aile hayatına ait samimi duyguların rağbet görmesi ise, sosyal hayatla geniş bir şekilde ilgilenmek imkânını bulamayışları karşısında, kendi içlerine ve yakın çevrelerine yönelişlerinin bir ifadesidir. Aranılan şeyleri geniş çevrede bulamayışın doğurduğu bu "içe kapanış"ı yalnızlık, sükûnet ve inziva isteklerinin ve marazî bir duyuş ve hayal kuruşun takip etmesi de tabiîdir. Devrin ağır havası içinde kendilerini bunalmış hissettikleri zaman, yabancı ülkelere (Yeni Zelanda) göç etmek ve buna imkân bulamayınca da, Anadolu'nun sessiz bir köyüne (Manisa'nın San Çam köyü) yerleşmek kararını bile aldılar. Bu bakımdan, Servet-i Fünûn şiirinin en belli ve kendilerinin de farkında olup zaman zaman şikâyet ettikleri özelliklerinden biri olun marazîliği, Fransız edebiyatındaki "asrın hastalığı" (le mal du siecle) gibi Türk edebiyatında "belli bir devrin hastalığı" olarak kaydetmek mümkündür.

XIX. yüzyıl Fransız şiirinin romantizmden sembolizme kadar türlü merhalelerini tanımış ve o kanaldan yeni bir duyuş ve hayal kuruş tarzı, yeni bir zevk ve estetik getirmiş olan Servet-i Fünûn şairleri, bunlarla birlikte, beğendikleri birçok hayalleri de getirmeyi ihmal etmediler. Bunların ifadesi için yeni bir vokabüler zarureti doğunca, Türk şiirinin vokabülerini yeni baştan ele almak zorunda kaldılar. Şiir dilindeki Arabça ve Farsça kelimelerin sayısını biteviye çoğaltmakla sonuçlanan bu aykırı çalışma ve "sanatkârâne üslûb" gayesi ile yapılan çabalar, Servet-i Fünûn şiirini ancak sınırlı bir aydın topluluğunun anlayabileceği bir duruma getirmiştir.

Vezin konusunda getirdikleri yenilikler; aruzun kalıplarını yalnız konusuna uygunluk bakımından değil, mısra içindeki kelimelerle tam uygunluk bakımından da ciddî bir şekilde ele almaları ve Türkçeyi aruzun hâkimiyetinden kurtarmaları olmuştur. Yabancı kelimelerin çokluğuna rağmen Osmanlıcada konuşulan dilin üslûp ve edasının söyleyiş özelliklerinin ilk başarılı örneklerini de yine Servet-i Fünûn şairleri verdiler.

Tevfik Fikret

Cenâb Şehâbeddîn

Hüseyin Siyret Özsever

Hüseyin Suad Yalçın

Ali Ekrem Bolayırlı

Ahmed Reşîd Rey

Süleyman Nazîf

Süleyman Nesîb

Faik Âli Ozansoy

Celâl Sahir Erozan

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz