Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Osmanlılar ve Arnavutluk
Hoca İbrahim Paşa
Hukuk Sistemi - Sosyal ve Ekonomik Hayat
Mevlana'nin bir rubaisi
Edirne Eski Cami
İsmail Paşa
Kemaleddin Kâmi Kamu
Şuursuz gruptan Atatürk'e hakaret „VIDEO”
hilafetin sayesinde kuruldu
Fatih Sultan Mehmet Dönemine Kadar Almanya - Osmanlı İlişkileri

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Tanzimatın Kendisinden Önce Yapılan Düzen Çalışmalarına Göre Önemi

Tanzimat, Osmanlı İmparatorluğu'nun Yakın tarihinde çok önemli yer tutar. Bazı bilginler, bu hareketi Türk cemiyetinin Batı cemiyetlerine yaklaştırılması yolunda bir başlanglç olarak alırlar. Halbuki Osmanlı İmparatorluğu'na Batı dünyasının tesirleri Tanzimattan bir yüzyıl önce, III. Ahmet zamanında girmeye başlamıştır. Bu sebeple Tanzimatı, Osmanlı Devleti'nin yenilenmesi için yapılan çalışmaların bir başlangıcı olarak değil, fakat bu çalışmaların bir merhalesi olarak almak daha doğrudur. Bununla beraber Tanzimattan önce yer alan Yeni düzen hareketleri ile Tanzimat arasında karakter bakımından köklü birtakım farklar vardır. Tanzimat öncesi Yeni düzen hareketlerinde batı tesirlerinin perakende olarak girdiği ve devlet kurumlarının bazı bölümlerinde, bu tesirlerle ıslahat yapıldığı görülmektedir. Nitekim III. Ahmet devrinde ilk Türk matbaası kurulmuş, fakat bir fetva ile bu matbaada basılacak eserlerin cinsi tayin edilerek dini kitapların basılmasına müsaade edilmemiştir.

III. Selim ve II. Mahmut devrinde yapılan geniş ölçülü düzen çalışmalarında ise, ordunun teknik ve bilim kurullarında, hükümet organlarının şekillerinde Avrupa usullerine yer verildiği halde Avrupa'nın Rönesans'tan beri kanun ve hak mefhumlarına vermeye başladığı yeni değerlere hiçbir önem verilmemiştir. Halbuki yeni bir devlet kurmada olduğu gibi eski temellere dayanan bir devleti yenileştirmekte de yapılan işin temelini haklar alanındaki değişiklik tutar. Tanzimattan önceki düzen çalışmalarında kişi ve devlet haklarında hiç bir değişiklik yapılmadığı halde, Tanzimatın başlıca özelliğini hak alanındaki yeni değerler teşkil eder.

Tanzimata gelinciye kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun haklar sistemi, şeriat ile geleneklere dayanmakta idi. Bu sistem tanrı ile hükümdar arasında halkın din ile dünya idaresini sağladığı için akla değil, inana dayanmakta idi. İnana dayanan bir sistemin zamanın gerçeklerine göre değişmesi çok güç ve hatta imkânsızdı.

Gülhane hatt-ı hümâyunu, Müslüman tebaa ile Hıristiyan tebaanın kanun önünde eşitliğini tanıdığı ve halk ile padişah arasındaki münasebetleri yazılı bir vesika ile belirttiği için, sosyal bir kontrat karakteri kazanmaktadır. Pâdişâh, Gülhane hattındaki prensiplere ve bunlara dayanacak kanunlara riayet edeceğine yemin etmekle kutsal yetkileri üstünde bir kuvvet tanımış oluyordu ki, bu kuvvet kanundur. Bütün Batı devletleri tanrı haklarına ve kuvvete dayanan derebeylik rejiminden krallık rejimine geçerken tebaaları ile olan münasebetlerini, çok kere ihtilâller neticesinde, Gülhane hattına benzer yazılı vesikalarla belirtmişlerdi. Batı tarihlerinde "Şart" adı verilen bu vesikaların karakterini ve önemini Mustafa Reşit Paşa'nın Paris ve Londra elçisi bulunduğu sıralarda kavramış olması çok mümkündür. Gülhane hatt-ı hümâyununun ilân edilmesinde ve Tanzimat düzeninin kurulmasında yabancı devletlerin siyasî tesiri ve rolü ne olursa olsun Tanzimatı siyasî bir eserden çok bir haklar eseri olarak kabul etmek yerinde olur.

Tanzimat ile Tanzimat öncesi düzenler arasında mevcut farklardan biri de, düşünce sisteminde kendisini gösterir. Tanzimattan önce devleti kuvvetlendirmeye çalışmış olanlar, Doğunun düşünce sisteminden ayrılmayarak Batı'dan alınacak birtakım örneklerle İmparatorluğa çekidüzen verileceğini sanmışlardı. Onlara göre Batı'nın üstünlüğü düşüncede değil, teknikte idi. Nitekim XVIII. yüzyılın ilk yarısında Batı'dan matbaanın alınması, fakat buna mukabil yabancı dile hiçbir önem verilmemesi ve yabancı dillerden tercüme yapılmaması bu zihniyeti açıkça gösterir. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında I. Abdülhamid devrinde askerlik alanında Batı'nın ileri usulleri alınmaya başlanınca, askerlik üzerine yazılmış yabancı dildeki kitapların Türkçeye çevrilmesine başlandı. III. Selim devrinde ise ilk defa olarak, Mühendishane okulunda, Fransızca dersinin mecburi olarak bir Fransız tarafından okutulması uygun görüldü.

II. Mahmut devrinde harp ve tıp okullarının Avrupa usulünde kurulması, derslerin yabancı öğretmenler tarafından verilmesi, Avrupa'ya askerî maksatlarla da olsa öğrenci gönderilmesi, eğitimde bazı yeni prensiplerin kabul edilmesi, Batının teknik araçlariyle teknik usullerinin alınmasında köklü hareketler gibi görünürse de bu hareketler de Batı'nın düşünce sisteminin bütünü ile temasa gelindiğini anlatmaz.

Tanzimat ise, Batı düşünce sisteminin bütünü ile temasa geldi. Askerlik ve teknik alanlarında Avrupa'nın üstünlüğünü kabul ettiği kadar, haklar alanında, eğitim alanında ve edebiyat ile sanat alanındaki üstünlüğünü de kabul etti.

Eğitimin, kuruluşu, ders programları ve ders araçları bakımından Batı örneklerine benzetilmesi, Batılı kanunların tercümesi, Batı'nın edebiyat ve sanat eserlerinin tercümesine başlanması ve artık bu eserler gibi yazmak idealinin yer etmeye başlaması, bu ciheti belirtmeye yeter.

Bununla beraber, Avrupa düşünce sistemiyle sağlanan bu köklü temasın satıhta kaldığını da açıkça söylemek lâzımdır. Avrupa düşünce sisteminin kökü Grek ve Lâtin medeniyetinin ölmez kaynaklarına dayanmakta idi. Halbuki bu sistem ile temasa gelen Osmanlı aydınları, İran ve Arap bilim kaynaklarıyla beslenmişlerdi. Onlar Batı medeniyeti ile temasa geldikleri vakit kendilerinde mevcut bir bilgi sistemini yıkıp yerine yenisini almadılar. Fakat var olan bu eski sisteme Batının düşüncesini işlediler. Bu sebepledir ki Tanzimat bilgini de tam manasiyle Batılı bilgin olamadı.

Tanzimat ile Tanzimat öncesi düzen çalışmaları arasında bir diğer fark da, siyaset sistemininde kendisini göstermektedir.

Tanzimattan önce III. Selim'e gelinceye kadar yapılan düzen çalışmaları, yalnız İmparatorluğun iç siyasetiyle ilgili kalmıştı. III. Selim ilk defa olarak Osmanlı Devleti'ni Batının siyaset usullerine muhtaç gördü ve Osmanlı Devleti'ni siyasette kendi kendine yeterlik prensibinden kurtarmaya çalıştı. Bu maksatla Batı memleketlerinde daimî elçilikler kurduğu gibi büyük siyasî buhranlar karşısında yabancı devletlerle antlaşmalar da yaptı.

II. Mahmut, III. Selim'in açtığı yolda yürüdü. Fakat ne Sultan Selim, ne de II. Mahmut buhranlı olaylar dışında, İmparatorluğun gelecekteki güvenini sağlamak için yabancı devletlerle sıkı siyaset münasebetleri devam ettirmeyi düşünmediler.

Tanzimat adamları ise, imparatorluğun, dış siyasette kendi kendine yetemeyeceğini anladıklarından devletin varlığını koruyabilmek ümidiyle yabancı devletlerden Fransa ile İngiltere'nin devamlı bir şekilde dostluğunu aradılar. Tanzimata kadar Avrupa devletler hakları sisteminin dışında kalan Osmanlı Devleti, Tanzimat devrinde bu sisteme girmek için çalıştı. Kırım harbi sonunda imzalanan Paris antlaşmasında Osmanlı Devleti, Avrupa devletler ailesinin bir unsuru olarak kabul edildi.

Bu tedbirin, tek başına Osmanlı Devleti'ni zayıflama uçurumundan kurtaramayacağı pek tabiidir. Fakat Batılaşma yolunda bir hareket olduğu için neticelerine bakılmadan bir değer olarak kabul etmek lâzımdır.

Tanzimat öncesi düzen çalışmaları ile Tanzimat çalışmaları arasında son bir fark, yabancı devletlerin bu çalışmalar karşısında aldıkları tavırlarda gözükür. Tanzimat öncesi çalışmaları yabancı devletlerin müdahalesine sebep olmadıkları halde Tanzimat çalışmaları karşısında yabancı devletler, kendi çıkarlarına uygun bir düzen kurulması için devamlı müdahalelerde bulunmuşlardır. Bu müdahalelerin önemi, Tanzimatın siyasî olaylarını incelerken bilhassa göze çarpmaktadır.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz