Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Venedik Cumhuriyeti
Mimarî Eserler
Dertli
İstanbul'un Fethinin Kazandırdıkları ve İkinci Fethe Hazırlık
OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN ÇÖKÜŞÜ
DUA YI DEVLET İ ŞAH
1444 Tarihine Kadar Osmanlı - Raguza Cumhuriyeti İlişkileri
osmanlı medeniyet ağacı
Bolvi Mustafa Efendi
Hafız Ahmet Paşa

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Tarihimizde Bilinmeyen Küçük Olaylar 2

- Şehzadelerin sünnet düğünlerinde esnaf kurumlarının kıymetli hediyeler sunması adetti. İstanbul şekercileri de, bir anane olarak, gayet büyük bir gümüş tabla üzerine rengârenk şekerlerden, bir çiçek bahçesi, düğünün son günü yapılan büyük esnaf alayında on kadar tüvana şekerci kalfasının omuzlarında geçilerek halka gösterilirdi.


- 15. yüzyılda Bursa’da Molla Rüstem ölürken 14 yaşındaki oğluna 100 yıl ömür düşünmüş ve her gününe 100 florin hesap ederek 3 milyon 6 yüz bin florin gibi muazzam bir miras bırakmıştı. Bu çocuk babasından sonra ancak 7 yıl yaşadı. Bütün paralarını yedi ve yalınayak, sefil bir hamam külhanında öldü. Mirasyediliğine örnek: Bir gün, bir bağda tavşan yatağı bulunduğunu haber verdiler. 100 florin verdi, 100 florine de bir tazı aldı, tavşanı ininden çıkarana yüz florin verdi; fakat tazı, tavşana saldırdı. Tazıyı kılıçla ikiye böldü.

- Abdülaziz zamanında Afifaki isminde bir adam “Musavver Medeniyet” isminde bir gazete çıkarmış ve ilk sayfasına Şehzade Yusuf İzzettin Efendi’nin bir resmini koymuş, bu vesile ile Valide Sultan’dan ve Padişah’tan saray mensuplarından iki bin altına yakın bahşiş koparmıştır. Bu, hanedandan bir zatın, bir gazeteye basılan ilk resmidir.


- Kanuni Sultan Süleyman gayet mahir bir kuyumcu idi ve sağ kulağında daima, bir fındık büyüklüğünde ve armut şeklinde çok kıymetli bir inci küpe taşırdı.


- IV. Murat zamanında tütün içmek yasaktı. İçen, asılarak idam olunur ve öldükten sonra asıldığı yerde çubuğu ağzına verilerek teşhir edilirdi.


- Lale çiçeği Avrupa’ya, Türkiye’den gitmiştir. Bu bir beyaz lale idi ve adı “tülbent” idi. Fransızcada lalenin ismi olan “tülip”, tülbentten bozmadır ve her rengine umumi bir isim olmuştur.

- 17. yüzyıl başında Hüsnü Reis adında Cezayirli bir korsan, kadırgasıyla Cebelitarık’tan Atlas Okyanusu’na çıkmış ve Kuzey Amerika’da Ternöv’e kadar gitmiştir. Fakat dönüşte müthiş bir fırtınaya tutulan bu cesur gemici, gemisi ve bütün gemicileriyle okyanusta kaybolmuştu.

- 17. yüzyıl ortalarında İstanbul’da Deli Mehmet isminde bir meczup derviş vardı. Geceleri, en sert rüzgârlı zamanda, sokağa fener yerine şamdanla çıkardı ve gideceği yere kadar mumunu söndürmezdi.


- II. Mahmut’un gayet kıymetli bir murassa şemsiyesi, Silivri açıklarında denizin dibindedir. Bir seyahatinde vapurunun arkasına bağlı olan filika-i hümayun ile beraber batmıştı.


- Sigara kâğıtlarından evveli tütünün lüle ile içildiği zamanlar Türkiye’de en güzel lüleler İstanbul’da Tophane Çarşısı’nda yapılırdı.


- Dünyanın en meraklı kahve falcısı ressam Mehmet Agâh merhum idi. Kendisi için baktığı yüzlerce falın resimlerini yapmış, falın söylediklerini de kenarına yazmış, bu suretle yüz küsur yaprak harikulade enteresan bir kitap bırakmıştır. Bu kıymetli eser, el yazması olarak ailesi nezdindedir.


- Türkiye’de asa yerine ilk baston kullanan zat, Abdülhamit devrinin seçkin ulemasından Kethüda zade Hoca Mehmet Arif Efendi’dir. Zarafetiyle meşhur olan bu zat, kâfir değneği denilen bastonu için “ben onu Müslüman ettim” derdi.


- İstanbul’un kurucusu Konstantin idi. Yaptığı imar ile Fatih 2. kurucusu oldu. Fakat şehir Kanuni Sultan Süleyman zamanında genişledi, ticaret merkezi oldu. Yabancı tüccarlar için Galata’da yeni mahalleler yapıldı. Kasımpaşa, Piripaşa, Ayaspaşa, Piyalepaşa mahalleleri kuruldu.


- Bir zamanlar hocalar kavrulup kömür haline geldiği için kahvenin dinen haram olduğuna dair fetvalar verdiler. Tütün aleyhinde ise çoktan fetva vermişlerdi. Fakat vaizlerle müftüler bile bu yasağa dayanamayarak gizli kahvehanelere arka kapılardan girer oldular.


- Girit’in merkezi Hanya Kalesi’nin fatihi Yusuf Paşa, düşmanları tarafından Sultan İbrahim’e saraya ganimet getirmediği bahanesiyle çekiştirilmişti. Padişah paşayı çağırıp azarladı. Paşa da: “Gerçi hazine sarfeyledik amma düşmanı kahredip bir büyük kale kazandık.” Dedi. Fakat padişah onu öldürdü.


- Eskiden cellât satırı veya kemendi altında can verenlerin üstünde çıkan her şey cellâtların olurdu ve bunlar birikince bir mezat yapılır, satılırdı. Buna “cellât mezadı” derlerdi ve halk cellât mezadından alınan eşyayı uğursuz sayar, rağbet etmezdi. Cellât mezadında bazen pek kıymetli eşya ucuza giderdi. Cellât mezadından alınan en uğursuz eşya, kapıağası Gazanfer Ağa’nın çok kıymetli pırlantalı altın saatidir. Bu saati, ilk sahibinin idamında cellât mezadından Tırnakçı Hasan Paşa almış, o da idam olunca Derviş Paşa almış ve o da idam olmuştur. Bu sonuncu sahibi meşum saati küçük kardeşine vermişti. O, saatin çalkarını kırıp denize attı ve saati bu suretle yok etti.


- Hicri 1028 tarihinde Budin valisi Karakaş Mehmet Paşa’dan gelen bir raporda, Macaristan’da bir daire şeklinde siyah bir bulut belirip bu buluttan kar gibi kırmızı bir yağmur yağdığı ve 3–4 kantar ağırlığında siyah renkli boş gülleler düştüğü bildirildi.


- 16. asırda İstanbul gümrükleri mültezimi Yahudi karısı Ester Kira, sarayın rüşvet eli idi. Bir ihtilalde öldürüldü. Elleri ve muhtelif uzuvları, kendisine rüşvet vererek işlerini yürütenlerin kapılarına mıhlandı.


- IV. Murat zamanında Eskişehir köylerinden birinde “Sakarya Şeyhi” diye meşhur Ahmet isminde bir şeyh, kendisinin “Hazreti İsa” olduğunu iddia etti ve etrafa topladığı saf köylülerle büyük bir gaile çıkardı. Üzerine asker gönderilip yakalandı. Yalnız başındaki siyah bir sarık bırakılıp çırılçıplak soyularak bir eşeğe ters bindirildi. Teşhirden sonra burnu, kulakları, elleri ve ayakları kesildi ve mafsalları kırıldı, bu işkenceler yapılırken gariptir ki ağzından en küçük bir inilti çıkmamış ve yüzünde en ufak bir ıstırap alameti görülmemişti.


Gönderen: okyanus


Kaynak: Yeniçağ Gazetesi

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz