Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Hüseyin Siyret Özsever
Osmanlı Devleti'nin Merkez Yönetimi
Şuursuz gruptan Atatürk'e hakaret „VIDEO”
Halk Edebiyatı için Kaynakça
Osmanlı’yı Keşfederken…
XVIII. Yüzyıl Başından Ortasına Kadar Osmanlı Ordusunun Durumu
OSMANLI TÜCCARININ ÜSTÜN AHLAKI
Müeyyedzade Abdurrahman Efendi
Acemi Oğlanlar Ocağı ve Devşirme Usulü
Tarihimizde Nisan Ayı Olayları

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

XIV., XV. ve XVI. Yüzyılda Osmanlılardaki İktisadî Durum

Sayfadaki Başlıklar


Osmanlı'da İpek, İpekli ve Pamuklu Dokumalar
Madenler
Kimlerle Ticaret Yapılırdı
İhraç Edilen Başlıca Eşya
İthal Edilen Başlıca Eşya
Önemli Ticaret Merkezleri ve İskeleler
Sınır Dışına Çıkarılması Yasak Eşya
İktisadî İç Durum
Mendes Müessesesi
Para Tedavülü
İhraç ve İthal Eşyaları ve Döviz İşlemleri Hakkında

Osmanlı devleti kurulduğu sıralarda çevresinde ki hükümetlerde, Anadolu Selçukluları zamanından beri devam edip gelen iktisadî hareketler devam ediyordu; henüz küçük olan Osmanlı beyliğinin Marmara ve İstanbul taraflarına doğru genişlemesi ve Bizanslıların mühim şehirlerinden olan Bursa, İznik ve İzmit'in alınması Türklerin buradaki iktisadî durumdan istifadelerini temin ettiği gibi aynı zamanda bu vaziyeti genişletmelerine de sebep olmuştu; bilhassa önemli bir iktisadî merkez olan Bursa'nın önemi Bizans devrine nisbetle çok artmıştı. Her türlü mallar ve bu meyanda ipek, yün ve pamuklu kumaşlar, beyaz sabunlar hariçten gelen tüccarlara satılıyordu. Suriye'den kaba ipek getiren ticaret kervanları veya hacı kafileleri ile Ceneviz, Floransa ve İspanya tüccarları her türlü kolaylıkla alışverişlerini yapıyorlardı; pirinç boldu, Karamürsel, Kartal ve Pendik gibi yerlerde Türk halıları dokunuyordu.


Osmanlı'da İpek, İpekli ve Pamuklu Dokumalar

Osmanlı hududu genişledikçe Anadolu beyliklerinden alınan şehir ve kasabalardaki çok sayıda çeşitli müesseseler Osmanlılara geçiyordu; Denizli ve Alaşehir'in kırmızı dokumaları ile Akalemli bezleri ve beyaz renkli sarıklık tülbentleri bu cümledendi. Sultan Murad Hüdevendigâr başına Germiyan bezi denilen ve ince beyaz renkli olan bu tülbendi sarardı; bundan başka Germiyanili'nin Akalemli dokuması hil'at yani üst elbisesi olarak giyilirdi; Alaşehir'le Balıkesir'in ipekleri hem iç ve hem dış piyasada sarfedilen metalardandı. Şöhretini son zamanlara kadar muhafaza etmiş olan Ankara sofu ile yine aynı isim altında Tosya, Kalecik, Ayaş ve Sivrihisar'da dokunan sof ve muhayyer denilen kumaşlar üst elbisesi olarak giyilirdi. Bilecik'te, kadife ve ibrişim işlenilirdi.

Karaman (Konya) vilâyeti dahilinde ve Konya Aksaray'ında ve Diyarbakır'da dokunan ipekli kumaşlar, Malatya, sofu denilen beyaz sof ve Hasankeyf (Hısn-ı keyfa) sofu abâyî ve Mardin'in muhayyer ve sofları XIV. ilâ XVI. yüzyıllarda hem dahilde ve hem hariçte tüketilmekte idi. Nefs-i Halep ile Şam ve oralara bağlı kazalarda kutnî, mukaddem ve buna benzer dokumalar yapılırdı. Konya mıntıkasında boğası ve astar denilen dokumaları yapan külliyetli tezgâhlar vardı. Gönen'de dokunan boğası dokumasının topu büyük arşınla (çarşı arşını) 12 arşın olurdu.

Pamuk mahsulü ihraç eşyasından olup Bursa ile Konya arasındaki mıntıkalarda, Kilikya, Suriye ve Mısır'da bol miktarda yetiştirilirdi; Bursa ile Konya arasındaki pamuğun pazar yeri Bursa ile Selçuk ve Adana mıntıkasının da Payas limanı idi.


Madenler

Foça, Ulubat ve Kütahya (Şaphane) ve Şarkî Karahisar'da çıkan şap madenlerini Cenevizlilerle Floransa cumhuriyetleri alırlardı. Foça şaplarını belirli bir vergi ile Cenevizliler işletirler ve Kütahya şapları da Büyük Menderes nehri vasıtasıyla Ege Denizi'ne sevkedilirdi. Zengin madenlerden olan Şarkî Karahisar şapları bazen hükümet tarafından işletilir ve bazan iltizama verilirdi. XVI. yüzyıl ortalarında bu şap madeni bir Yahudi'ye iltizama verilmişti. Rumeli'de Gümülcine'de de mühim bir şap madeni vardı; Felemenkliler (XVII. asra kadar Fransa bayrağı altında) buradan şap ve yün alırlardı. Bilecik'teki demir madeni Osmanlı ordusunun kurşun ve gülle ihtiyacını kısmen temin etmesi itibariyle birkaç asır faaliyetini devam ettirmiştir; Amasya'da Gümüş Hacı köyü gümüş madeni ile Kastamonu'daki Küre bakır madeni meşhurdu. Bu Küre bakırı tercihan Sivas, Tokat ve Amasya bakırcı esnafına verilip fazlası İstanbul'a sevkedilirdi; bakırın İran tarafına kaçırılmamasına dikkat edilirdi.

Osmanlılar Anadolu'da Amasya'nın Gümüş Hacı köyü'ndeki madenle, Kütahya'nın Gümüş kazasındaki ve Ulukışla ve Gümüşhane madenlerinden ve bunlardan başka Rumeli'de Selanik civarındaki Sidre kapsi ve Güney Sırbistan'daki Novoberda (Novobırdo) gümüş madenlerinden istifade eylemişlerdir.

Osmanlıların elindeki Bilecik ve XVI. yüzyılda ellerine geçen Kiğı demir madenleriyle Rumeli'de Rudink (Baç) Bosna eyâleti dahilinde Banaluka'daki Kamengrad madenleri devletin harp levazımını tedarik etmek için durmadan çalışırlardı. Burada çalışan amelenin bir takım muafiyetleri vardı. İznik'de çini ve Kütahya'da fincan ve çini imalâthaneleri mevcuttu.


Kimlerle Ticaret Yapılırdı

Osmanlı devleti ile ilk ticarî ilişkiler kuran devletler Osmanlılardan evvelki hükümetlerle iş yapmış olan Ceneviz, Venedik, Dubrovnik, Floransa olup bunlarla beraber Milano, Napoli, İspanya (Katalan) da vardı; fakat en mühimleri ilk üç cumhuriyet idi. Daha sonra XV. yüzyıl sonlarında Lehistan, Rusya ve XVI. asır ortalarına doğru Fransa bunları takip etmişlerdi. İran ile halı, dokuma gibi eşya ticareti yapılırdı; İran'la olan eşya nakliyat kervanlarla olurdu.


İhraç Edilen Başlıca Eşya

Osmanlı hükümeti kendisiyle münasebette bulunan devletlerle vaziyetin icabına göre hem siyasî hem iktisadî meseleler üzerine anlaşmalar yapmıştı; bazı olağanüstü zamanlardaki sınırlamalar istisna edilecek olursa anlaşmalar gereğince yabancı memleketlere ipek, ipekli kumaşlar, yün ve yünlü kumaşlar, pamuk ve pamuklu dokumalar, yapağı, tiftik yünü, mazı, halı ve şap ihraç edilirdi. Bazen fakat ender olarak Venediklilerin ricaları üzerine zahire ihracı da pek sıkı kayıtlara tabi olarak yapılırdı.

Osmanlılarla münasebetleri olan her bir devlet bir elçi ile bedeli mukabilinde yasak olmayan bir eşya isterse o malla alâkalı yerlere hükümler gönderilerek gelecek yabancılara parası mukabilinde istenilen şeyler temin edilir ve Osmanlı hükümdarı da aynı suretle hariçten hazinesi için eşya tedarik ederdi; hükümetler arasındaki bu alışveriş, tüccar eşyası gibi gümrük resmine tabi tutulmazdı; Osmanlı'da her kime ait olursa olsun memleket dışına çıkacak eşya mutlak surette hükümetin müsaadesi alındıktan sonra satın alınırdı. Bütün eşya hükümetçe tayin edilen narh (fiyat)üzerinden alınıp satılırdı. Anlaşma gereğince Osmanlı hükümeti hazineye ait ipekten (mirî harirden) satılmak üzere özel bir devlet görevlisiyle Venedik'e ipek yollayacak olursa cumhuriyet o satılacak ipekten bac (vergi), gümrük, dellâliye ve ısdariye gibi hiç bir namla vergi almazdı.

Osmanlılarla ticaret yapan müslim ve gayrımüslim tüccarlar ellerine verilen hükümlerle serbest olarak alacakları eşyanın dokunduğu ve yapıldığı yerlere kadar gidip aldıkları metaları İstanbul'a veya diğer yerlere sevkederlerdi.

Lehistan, Osmanlı memleketlerinden kadife, balmumu, Venedikliler ipek ve ipekli kumaşlarla Mısır'dan baharat ve diğer vilâyetlerden ipek vesair eşya alırlardı. Osmanlılar da Floransa'dan çuha ve Lehistan ile Rusya'dan başlıca samur ve bu çeşit eşyalar alırlardı.

Osmanlı devleti kumaş ve dokuma gibi yaptığı eşyanın dayanıklı ve renklerinin solmaz olması ve kumaş toplarının belli bir arşında yapılması için birtakım usul ve kurallar koymuştu; bunların iyi ve sağlam ve tam top olmasından esnaf şeyh ve kethüdaları yani esnaf heyetleri sorumluydu; memleket dahilinde birçok dokuma ve kumaş tezgâhları her zaman kontrola tabi idi. Her kime ait olursa olsun memleket dışına çıkacak eşya için mutlak surette hükümetin müsaadesi lâzımdı, bütün eşya hükümetçe tayin edilen narh üzerinden satılırdı. Yabancı memleketlere gönderilecek kumaşların sağlam, renkleri sabit ve ölçüye uygun olup olmadığı iyice tetkik edilip miri damgasıyla damgalanır ve bu suretle bunların memleket dışındaki rağbetlerinin muhafazasına titizce îtina gösterilirdi.


İthal Edilen Başlıca Eşya

Osmanlılarla eskiden beri ticaret yapan Venedikliler Türkiye'ye çuha, sülyen, zeybak, bakır tel, sarı teneke, üstübec, kağıt, cam, sırça, boya, iğne, boncuk, makas, ayna gibi eşya getirirlerdi.

Rusya ve Lehistandan çeşitli kürk, balık dişi, Floransa'dan, filordin denilen çuha, Lehistan ve Fransa'dan da çeşitli eşya ve sanatkar işleri ithal olundu.


Önemli Ticaret Merkezleri ve İskeleler

Osmanlı devletinin ticarî işler yaptığı başlıca iskeleler gelen eşyanın nakledilecekleri yerlere yakın olması gerektiğine göre muhtelif denizlerdeki iskelelere göre taksim edilmişt. Birinci derecede başlıca iskele tabiî olarak İstanbul limanı idi; buraya gelen her eşya için belli yerlerde antrepolar vardı; meselâ İzmir'den İstanbul'a gelen eşya İzmir iskelesine, Boğdan gemileri Unkapanı iskelesine, pirinç ve arpa getiren gemiler İhtisap iskelesine yanaşıp eşyalarını çıkarırlardı. Bunlardan başka bugün de Haliç'in iki tarafında, Yağ iskelesi, Limon iskelesi ve saire gibi ithalat iskeleleri eski isimlerini muhafaza etmektedirler; ondan sonra Selanik, İzmir, Avlonya, Draç Payas, Trablus Şam, Sayda, İskenderiye, Basra Karadeniz'de Kalas, Kefe, Sinop ve Trabzon başlıca iskelelerdi. Memleket içindeki önemli ticaret merkezleri ise Rumeli'deki Edirne, Gümülcine, Filibe, Sofya, Üsküp, Manastır, Yanya, Saraybosna, Belgrat ile Macaristan da Budin Anadolu'da Bursa, Ankara, Konya, Diyarbakır, Mardin, Erzurum Suriye'de Halep, Şam, Mısır'da Kahire, Irak'ta Bağdat ve Musul'du; sahil ticaret iskelelerinden en önemlileri yani Frenklerin çok bulundukları yerler İstanbul, Kahire iskenderiye, Halep, Şam, Trablus Şam, Selanik ve izmir'di.

Dışarıdan doğrudan doğruya memlekete gelen eşyadan iskeleler ve iç ticaret merkezlerinde gümrük resmi alınırdı. Bu resimler anlaşmalara göre belli tarife dahilinde alındıktan sonra tüccarın eline vesikası verilirdi. Gelen eşya transit olarak geçecekse eşyanın cins ve türüne göre onun ayrı bir tarifesi vardı. İçeriye nakledilen eşya kervanlarla götürülürdü.

Sınır Dışına Çıkarılması Yasak Eşya

Osmanlı hükümetinin sulh zamanlarında memleket dışına çıkaracağı eşya ile
harp zamanlarında ihraç edeceği eşya arasında cins ve nevi itibarıyla fark olup bunun muhtelif sebebleri vardı. Bu da ya harp zamanında o eşyaya olan ihtiyacı veya çıkaracağı eşyanın dolaylı olarak harbettiği devletin eline geçmesi ihtimali idi. Barış zamanlarında memleke dışına çıkarılmasına
müsaade edilmeyen eşyanın miktarı azdı ve bunların en mühimleri her çeşit zahire ve bakliyat, at, silâh, barut, kurşun, bakır, kükürt, sahtiyan ve gön'dü. Bilhassa ilk beşinin her ne zaman olursa olsun çıkmasına müsaade edilmez ve yalnız zahire bir lutf-ı mahsus olmak ve memleketçe katiyyen sıkıntıyı mûcib olmamak üzere ender olarak çıkarılırdı. Hükümetçe çıkarılmasına müsaade edilen eşyanın ise dahili ihtiyacı temin ettiği tahakkuk ettikten sonra fazlası ihraç edilirdi. Barış zamanlarında ihtiyaçtan fazlasının çıkmasına müsaade edilen eşya balmumu, donyağı, koyun derisi, çadır bezi, pamuk, pamuk ipliği, meşin, yapağı, ipek, ipekli dokumalar olup ihtiyaçlan fazla ise verilebilirdi.

Osmanlı hükümeti zahire, at, silâh, barut, kurşun gibi kendisi için elzem olan başlıca eşyadan gayrı ihraç mallarını ihtiyaç ve siyasî vaziyet sebebiyle zaman zaman tahdid ve müsaade etmeye lüzum hissetmiştir; yasaklanmış (memnu) eşyadan at, silâh, barut ve kurşunun çıkmasına kesinlikle müsaade edilmemiştir. Meselâ: 966 H. 1558 M. de Erdel kralının validesi İstanbul'a bir sefaret heyeti göndermiş bunlar vazifelerini görüp avdet ederlerken eşyalarını nakleden hayvanların kesinlikle at olmayıp beygir olmasına dikkat edilmesi daha evvelden yol üzerindeki bütün kadılıklara tamim edilmişti. Bundan başka daha bazı hükümler de vardır.

Zaman zaman harp münasebetiyle miktarı sınırlanan ve îcabında bir kısmı serbest bırakılan yasaklanmış eşyadan hangisinin çıkarılıp hangisinin çıkarılmayacağina dair arşiv mühimme defterlerinde daha bir çok kayıtlar vardır. Tüccar gemilerinin boğazlardan giriş ve çıkışlarında kale dizdarları tarafından gemilerin yoklanıp içeriye girmesine ve çıkmasına
izin verilmesi kanundu. Akdeniz boğazından giren gemiler Gelibolu'da yoklanır ve oradaki hassa harc emini tarafından yoklandığına dair ellerine tezkire verilirdi.

Osmanlı devletinin her hangi bir devletle savaştığı zamanlar kendi ülkelerinde bulunan tüccarları gözaltına alıp ellerindeki mallarına ve gemileri varsa gemilerine el koyup barış yapılınca bunların geri verilmesine dair anlaşmalara kayıt koyarlardı. Anlaşma gereğince memleketlerine iade edilen tüccarlar her iki devletçe kararlaştırılan bir mahalde değiştirilirlerdi.


İktisadî İç Durum

Osmanlı devleti XIV., Osmanh devleti XIV., XV. ve XVI. yüzyıllarda
ordu ve donanmasının birinci derecede ihtiyacı olan eşyayı memleket dışına muhtaç olmadan içerden tedarik etmek için bütün tedbirleri almış ve lüzumu halinde bunları sür'atle tatbik ederek hiç bir sıkıntıya uğramadan olağanüstü zamanlar geçirmiştir. Hükümetin dahilden tedarik ettiği eşya kendi ihtiyacına yetişmiyorsa ancak o zaman hariçten mal geliyordu. Bu suretle lüzumu halinde Rusya, Lehistan, Venedik hükümetlerine ve daha sonraları İngiltere'ye hassa tacirleri denilen bir heyet yollanıp kendi ihtiyacına ait eşyayı tedarik ederdi. Yeniçeri efradına her sene verilen haput için belli yerlerden ocaklık olarak her sene belli miktarda yapağı alır ve bunun Selanik ve köylerindeki tezgâhlara vererek yağmurluk dokuttururdu; keza yeniçerilerin iç çamaşırları için de ocaklık yerler vardı. Donanma için de kereste, yelken bezi, gemi halatı, zift, üstübü, kürek, gemi demiri vesaire için belli ocaklık mahallerde çalışılıyordu.

Dahildeki diğer ticari malların hükümetin müsaadesi olmadıkça dışarı çıkması mümkün olmadığı için hükümet halkın ihtiyacına göre yiyecek, giyecek maddelerini ölçülü tutar ve iç durumun vaziyetini gözönünde bulundurarak sıkıntıya meydan vermezdi.

Osmanlı memleketlerinin her yerinde muhtelif sanat erbabının kendisine göre bir teşkilâtı, esnaf şeyhi, kethüdası, yiğitbaşı ve ehl-i hibre gibi azaları vardı; esnaf tarafından seçilip hükümetçe vazifeleri tasdik edilen bu heyet esnafın ahvalinden sorumlu oldukları gibi aynı zamanda hükümetle esnaf arasında da aracı idiler; yolsuzluk eden sanat sahibi, bunlar vasıtasıyla ceza görürdü. Hükümet mahallî kadılar vasıtasıyla sanat erbabına yapacağı tebligatı bunlar vasıtasıyla yapardı. Esnafın alacağı ve satacağı eşyanın fiyatı belli olup defterde kayıtlı idi. Bunun haricine çıkıp değerlenmesi için saklayanlar ele geçerse şiddetli ceza görürlerdi.

Her esnafın, her yerde yani şehirde ve kazada miktarı ve dükkân adedi belliydi. O sayıdan fazla dükkân açılması ihtiyaç üzerine hükümetin müsaadesine bağlıydı; keza usta ve kalfa adedi de öyle idi. Bir çırağın kalfa ve bir kalfanın usta olması merasime tabi olup derece ve adları deftere kaydedilirdi; yani önüne gelen dükkân açamaz ve usta olamaz; gizli olarak açılan dükkânlar derhal kapatılırdı.


Mendes Müessesesi

Kanuni Sultan Süleyman'ın son zamanları ile II. Selim devrinde bazı ticarî muameleler sebebiyle saraya çatarak siyasî işlerde de kullanılan meşhur Portekizli Yasef Nasi ismindeki Yahudi, Lehistan'la Osmanlı memleketleri arasındaki balmumu ticareti ile Girit adasından alınarak Eflak ve Boğdan'a satılan şarabı tekeli altına alıp hiç bir vergi vermeden bu şarapları boğazlardan geçirip Eflak ve Boğdan'a sevk etmeye izin almıştı. Bu suretle Türkiye'de bir mevki tutan Yasef Nasi hem halası ve hem kayın validesi olan Dona Grasia Mendes ile beraber bankamsı bir kredi müessesesi açarak Batı Avrupa devletleri ile ticaret yapan yabancılara kolaylık göstermişlerdi. Felemenk sahillerinden İstanbul'a kadar olan ticaret şehirlerinde büyük bir itibar kazanan Mendes müessesesi bu yüzden epey iş yaptığı gibi bu bankanın sermayesiyle bir çok devlet mukataa ve iltizamları bu Yahudi kumpanyası eline geçmiş ve bazı Müslümanlar da buraya girerek o sermaye sayesinde mukataacılık yapmışlardır.


Para Tedavülü

Ticarette hem osmanlı ve hem bir kısım ecnebi parası tedavül ederdi. Osmanlı parasıyla Avusturya ve Venedik dukası veya filori denilen altın ve daha sonraları Arslanlı denilen Felemenk altın ve kuruşu ayarlanmış olduğundan ticarî işlem bunların her hangi birisi üzerinden yapılırdı,
Osmanlı paralarında esas vahid-i kıyasî dördü bir dirhem olan akçe ismindeki gümüş para idi. Kıymeti akçeden de az olmak üzere Halep, Diyarbakır ve Erzurum da XVI. yüzyılın ikinci yarısında (989 H. 1581 M.) İran muharebeleri dolayısıyla sekizi bir akçe olmak üzere Pul kesilmesine müsaade edilmişti. Akçenin ayarı bozuldukça altınlar ona göre ayarlanırdı. XV. yüzyıl sonlarına kadar bir Venedik dukası 40 akçeye tekabül ediyordu;
Fatih sultan Mehmet'in kestirdiği ilk osmanlı altını da Venedik dukasına göre ayarlanmıştı. Sultani adı verilen Osmanlı altınının ayarı sonradan artmış olup II. Bayezid'in bastırdığı Venedik dukası kıymetindeki altınlar onlar gibi 54 akçe tutarında idi; keza XVI. yüzyıl ortalarına kadar da bir duka 54 ile 60 akçe arasında tedavül etmişti. Solakzâde tarihi Yavuz Sultan Selim zamanında bir dukanın 60 akçe ve Arslanlı denilen bir Felemenk altınının da 35 akçe olduğunu yazmaktadır.

XVI. yüzyıl sonlarına yakın zamana kadar bir altın 63 akçe iken muharebelerin zuhuru ve para ihtiyacı sebebiyle akçenin ayarı bozulmuş, başta bir altın 70 çıkmış ve sonra 992 H. 1584 M. de Sultan Süleyman kanununa muhalif olarak 100 dirhem gümüşten 800 akçe kesilmiş ve doğal olarak da altın 120 akçeye fırlamıştır.


İhraç ve İthal Eşyaları ve Döviz İşlemleri Hakkında

Osmanlı devleti XVI. yüzyıl sonları ve hatta XVII. yüzyılın ortalarına kadar birçok ihtiyacını memleketin muhtelif yerlerinden karşılayan madenler ve eşyadan tedarik ettiğinden dolayı memleket dışına fazla para çıkarmamakta idi. Müverrih Naimâ'nın, memleketten para çıkması ve memlekete para girmesi hakkında nasihat başlıklı yazısı dikkatçektiğinden buraya aynen alınmıştır. Bu yazı XVII. yüzyıla ait hadiseler dolayısıyla konmuş olup uygulaması hem o yüzyıla ve hem daha evvele ait olduğundan önemlidir:
"Kudemâ ve hükemâ kitaplarında mezkûrdur ki bilâd-ı âdâdan gelen, belki ahar devletin ikliminden hâsıl olan teref ve ihtişama müteallik emtia ve eşyaya çendan rağbet etmek pâdişahlara makul değildir ki anların rağbeti ile revaç bulup memleketin nükud ve emvali ol meta sebebiyle ahar memlekete gitmiye; ekseriya kendi memleketinde hasıl olan tuhaf emtiaya rağbet etmek lâzımdır ki mal memleketten hariç yere dağılmıya. Sâireden emtia getürüp füruht edenler aldıkları meblâğı bilâd-ı İslamiyye mahsulünden kendülere lâzım eşyaya verirlerse devr-i dâim akçe yine memlekette kalmış olur; bu suretle defeatle alınan gümrük fâideden addolunur. Efrenc taifesi çok kumaş getirip bilâd-ı İslamiyye'den yapağı ve tiftik ve mazı ve şap ve kalye ve remad vesair gayrü memnûü'l-bey' şeyler alıp sefine ile memlû Esedî altunu izmir ve Payas ve Sayda ve İskenderiye iskelelerinde boşaltıp etraf-ı memâlike tevzi olunduğu gibi ki Ankara diyarı ve Halep ve Sayda ve Trablus ve cümle Dürzî cibali ol emval ile memlû olur; amma Moskov diyarından gelen samur vesair enva-ı zî kıymet kürklere verilen akçeyi ol melâin memâlik-i İslamiyenin metaına sarfetmezler, kezâlik Hint metalarına bu kadar hazine emval gider; Hindliler memâlik-i Osmaniyeden bir şey almazlar ve lâzımları dahi değildir; bunlardan gümrük alınmak fâidesi zımnında olan zarar-ı maneviye değmez; iratları çok; bilâd-ı âhara adem-i ihtiyaçla masrafları yok menzilesinde olmağla dünyanın malı Hindde ve kahvesi sebebiyle Yemende cemolup mütemevvilleri Karûna muadil olmuşlardır deyü naklederler."

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz