Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Ahmed Reşîd Rey
Osmanlı Müziği' nin Tarihsel Akışı
Deniz Siyaseti-2
Eyüp Sultan Hz. ve türbesi hakkında bilmediklerimiz
XVIII. Yüzyılda Osmanlı-İran İlişkileri
Çini Sanatında Motif Özellikleri
Ermenek Akça Mescit
Kaside
İşte Karabekir'in hatıratındaki Vahdettin
Alçı, Çini, Oyma ve Hâk sanatları

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

XV. Yüzyıl Ortalarından İtibaren Tasavvuf Akımları

Sayfadaki Başlıklar


Aksemseddin Mehmed bin Hamza

On beşinci yüzyıldan itibaren bilhassa tedrisi tasavvuf dediğimiz ilmî tasavvuf daha kuvvetli olarak yayılmağa başlamış, hududun genişlemesi nisbetinde muhtelif tarikat zümreleri Osmanlı memleketlerinde yer alarak âyin ve tarikatlerini neşretmeğe başlamışlardır.

On beşinci yüzyılın ikinci yarısından on altıncı yüzyıl ortalarına kadar Ankaralı Hacı Bayram-ı Velî halifelerinden Ak Şemşeddin namıyla maruf Mehmed bin Hamza ile Vefa mahlasıyla meşhur Konyalı Şeyh Muslihüddin Mustafa ve Çelebi Halife denilen Cemaleddin Aksarayî, Sünbül Sinan, Merkez Muslihüddin, İbrahim Gülşen, Ümmî Sinan, Şaban-ı Velî gibi muhtelif tarikat erbabı olan arif zatlar kendi tarikatlerini neşrederlerken bu tarikatlerden herhangi birisine intisap ederek vahdet-i vücut felsefesini neşreden Melâmiyye ricali de görülmektedir.

Osmanlı memleketlerindeki bu bir asırlık fikrî hayat —adedi sınırlı bazı âlimler müstesna olarak— daha sonraki on yedinci yüzyıla nisbetle serbest olduğu için tarikat erbabının neşriyatına karşı iki taraf arasındaki münakaşa fikir ihtilâfından ibaret kalmakta idi; zaten tarikatleri doğuran sebeplerden birisi de meşreb, meslek ve düşünceler arasındaki fikir ihtilâfları olduğundan buralara intisap edenler de yine aynı meslek ve meşrepteki insanlardı.

On beşinci yüzyıl ortalarıyla on altıncı yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı ülkelerinde en çok yayılan tarikat Şirvanlı Şeyh Yahya'ya mensup Halvetiye tarikatı olup Sünbüliye, Gülşeniye, Şemsiye ve Ahmediye ve saire gibi muhtelif kollar halinde genişleyerek devam etmiştir. Mevlâna Celâleddin-i Rumî'ye mensup olan Mevlevîlik on dördüncü asrın ilk yarısından itibaren Anadolu'da yayılmağa başlayıp Osmanlı devletinin kuruluşundan sonra onun hudutları içinde de yayılmıştır.

Osmanlı memleketlerinde ilk yayılan tarikatlerden Nûr-bahşiye tarikati, Yıldırım Bayezid'e damat olan Emir Sultan denilen Şemseddin Mehmed bin Ali El-Hasan El-Buharî vasıtasıyla Bursa'da kurulmuş ise de kendisinden sonra çok devam etmemiş ve iki nesil sonra kesilmiştir.

Bundan başka Hacı Bayram-ı Velî'ye mensup Bayramiye tarikati de bilhassa Melâmiye, Şemsiye, Celvetiye olarak müteaddit kollar ve o kollarda bir takım şubelere ayrılmak suretinde devam etmiştir. Bunlardan sonra Osmanlı hudutlarının Basra, Mısır taraflarına kadar genişlemesi Irak, Suriye ve Mısır'da yayılmış olan tarikatlerin de Anadolu ve Rumeli'de yayılmalarını mucip olmuştur ki Kadirî, Rifaî tarikatleri bunun önünde gelmektedir.

Bu muhtelif tarikat zümrelerinin şeyhleri bulundukları şehir ve kasabalarda ve devlet merkezinde hükümet işlerine karışmayarak kendi âlemlerinde zikir, sohbet ve bazılarına verilen büyük camilerin kürsü şeyhlikleriyle ve va'z ve nasihatle halkın irşadıyla uğraşırlardı. Bu asırlarda gelen şeyhlerin hemen hepsi hem şer'î ve hem tasavvufî ilimlerde malûmat sahibi oldukları gibi aralarında şair, musikişinas olanlar da vardı.


Aksemseddin Mehmed bin Hamza

Hacı Bayram-ı Velî halifelerinden olan bu zat İstanbul'un Fethi'nde bulunarak pâdişâhı bu fethe teşvik etmiştir. Daha sonra memleketi olan Göynük'e çekilen Akşemseddin 863 H. / 1459 M.'de orada vefat etmiştir. Bayramiye tarikati şubelerinden Şemsiye tarikati buna mensuptur. Akşemseddin'in tasavvuftan Risale-i nûr, Hall-i müşkilât ve Maddetü'l-Hayat ismiyle de tıptan bazı tecrübeleri havi eseri vardır.

Fatih ve II. Bayezid devirlerinde Konyalı Vefa Şeyh Muslihüddin Vefa'nın İstanbul da hâlâ ismine mensup mahallesindeki tekkesi münevverlerin toplandığı bir yerdi. Kendisi Zeyneddin Hâfî'ye mensup Zeyniye tarikatinden olup Bursa'da medfun Abdüllatif Makdesî'den (Vefatı 856 H./1452 M.) hilâfet almıştır. Şeyh Vefa tekkesi'ne (Tezarruat) sahibi Sinan Paşa ile Molla Lütfi, Bursalı Hocazade, Zenbilli Ali Efendi, Şair Balıkesirli Zatî ve sair münevverler buranın müdavimi idiler; zamanında büyük bir hürmete mazhar olan Şeyh Vefa, 896 H. / 1491 M. de vefat ettiği vakit cenaze namazında bizzat II. Bayezid de bulunmuş ve kefenini açarak yüzünü öpmüştür. Evrad-ı Vefa, Makam-ı sülûk, Sâz-ı irfan ve kozmoğrafyadan İstanbul'un tûl ve arzına göre tertip ettiği Ruznâme-i Vefa isimli eserleri vardır.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz