Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
genç osman
XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna Kadar Akıncılar
Tayyar Mehmet Paşa
Osmanlı'nın Son Dönemleri ile İlgili Resimler
Beylerbeyleri ve Sancakbeyleri
Ahmet Hamdi Tanpınar
Yeniçerilerin diğer hizmetleri
IV. Murat'ın Bağdat Seferi
osmanlı kültürü
Jan Hunyad Haçlı seferi ve Edirne-Segedin Anlaşması

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı-Avusturya İlişkileri

Sayfadaki Başlıklar


Osmanlı Hükümdarının Luther Taraflarını Tahriki
Ferdinand ile İlk Anlaşma
Ferdinand'ın Sulhu Bozması Üzerine Semendire Beyinin Faaliyeti
Budin'in Eyâlet Merkezi Olması
Beş Senelik Barış Antlaşması
Transilvanya İşinin Özeti

Habsburg hanedanından olan Şarlken ile kardeşi Ferdinand arasında ve 1521'de ellerindeki memleketler taksim edildiği vakit İspanya, Burgonya ve Felemenk Şarlken'e, yani V. Şarl'a ve Avusturya da Arşidük Ferdinand'ın hissesine düşmüştü. Ferdinand sonra Çekya, Macaristan, Moravya ve Silezya'yı ve diğer bazı yerleri de nüfuzu altına almıştı. Ferdinand Macaristan kralı VII. Ladislas'ın damadı olup bundan dolayı Macar krallığı üzerinde bir hak iddia ederek zevcesi Anna'dan dolayı bunu şiddetle müdafaa ediyordu.

Osmanlı orduları, Macaristan kralı II. Lui'yi Mohaç meydan muharebesinde mağlûp etmişler ve kral kaçarken telef olmuştu (1525). Bunun üzerine Budin alınmış ve Lui veya Layoş'un zevcesi Mari Avusturya'ya kaçmıştır. Osmanlı hükümdarı, Macar krallığına bir kısım Macar beylerinin belirlemesiyle Erdel voyvodası Yanoş Zapolya (Japolski)'yi getirmiş fakat Macar beylerinin diğer bir kısmı da Avusturya arşidükü Ferdinand'ı Macar kralı seçmişlerdi; Şarlken'in emriyle müzakereye çağrılan iki diyet meclisi Ferdinand'ı Macaristan'ın meşru kralı ve Yanoş Zapolya 'yi da gasıb ilân etmişti (1526).

İşte bu vaziyet üzerine Macar krallığı tacı yüzünden Ferdinand ve ona yardım eden biraderi Şarlken ile Osmanlı hükümdarı arasında 1526 senesinde başlayan savaş birinci safha olarak 1547'ye ve 1555' de başlayan ikinci safha 1562'ye ve 1566'da başlayan üçüncü safha, 1568 senesine kadar 30 sene devam etmiştir.

Ferdinand, Zapolya'yı Tokay'da mağlûp ederek Budin'i aldı; Yanoş, kayın pederi Lehistan kralının yanına kaçtı; ondan yardım umuyordu; fakat kral ona asıl hami olarak Osmanlılara müracaatı tavsiye etti; Osmanlı hükümeti otoritesini muhafaza için Yanoş Zapolya'yı tutmaya mecbur oldu ve Macaristan kralı tanıdığı Zapolya ile 1528 de bir mukavele akdetti; bu mukavele mucibince Yanoş Kral senevî bir vergi vermek suretiyle Osmanlı devletinin himayesini kabul ediyordu.

Bunu haber alan Ferdinand kendisini Macaristan kralı olarak kabul ettirmek için Jan Hoburdanski'nin riyasetinde üç kişilik bir sefaret heyeti gönderdi; bunlar 28 Mayıs 1528 senesinde İstanbul'a geldiler; getirdikleri nâmede Belgrat da dahil olmak üzere Macarlardan alınan yerlere kral olmasını istiyordu; Ferdinand'in nâmesini gören vezir-i âzam İbrahim Paşa Avusturya sefaret heyeti başkanına:
"İstanbul'u niçin istemiyorsunuz ?" diye sordu; bu heyet pâdişâh tarafından kabul edilmeyerek dokuz ay nezaret altında kaldılar ve ancak 1529'daki Viyana seferi esnasında her birine beşer yüz duka hediye verilerek Ferdinand'ın yanına gönderildiler. Mohaç ovasında pâdişâhı karşılayan Yanoş Kral hakkında bir hükümdara mahsus kabul resmi yapıldı; Budin geri alınarak kendisi tahta oturtuldu ve oradan aynı zamanda Şarlken'in Fransa'ya karşı olan baskısını hafifletmek için Viyana üzerine gidilip kuşatıldı ve geri dönüldüğü sırada Yanoş Kral'ın yanına muhafız olarak Osmanlı askeri bırakıldı.

1530 Ekim'de Ferdinand tarafından İstanbul'a ikinci bir sefaret heyeti gönderildi; bu heyetin başkanları Hıristiyan şövalye ve kumandanlarından Nikola Yürisiç ile şövalye ve kont Jozef dö Lamberg idiler. Bu heyet de Ferdinand'ın ırsen Macaristan'da hakkı olduğunu ve krallık kendisine verilirse her sene Osmanlı hazinesine bir vergi vereceğini söylediyse de vezir-i âzam, Macaristan'ın iki defa kılıç ile alınarak Zapolya'nın oraya kral yapıldığını ve bundan dolayı burayı pâdişâhın kime isterse verebileceğini ve böyle Macaristan istenmekte devam edilirse Türk ordularının Alman hududuna kadar gelebileceğini söylemiştir.

Ferdinand'ın sefirleriyle İstanbul'da bu müzakereler devam ederken Ferdinand bir emr-i vaki yapmak üzere generallarinden Rogendorf'u gönderip Budin'i muhasara ettirdi. Kalede kraldan başka Osmanlı kumandanı Kasım Paşa ile yeniçeri ve eyâlet kuvvetleri vardı; muhasara bir buçuk ay sürdü. Rogendorf, Semendire sancakbeyinin gelmekte olduğunu duyunca çekildi.

Bu esnada pâdişâh Bursa'da avla meşguldü; İstanbul'a dönünce Avusturya ve Almanya üzerine sefer açmak için kışı hazırlıkla geçirdi ve 25 Nisan 1532 ( 19 Ramazan 938 )'de Alman seferi niyetiyle İstanbul'dan çıktı. Ferdinand tarafından gönderilerek Niş'te orduya gelen Lamberg ve Nogarola isimlerindeki elçiler, yine eski nakaratı tekrar ile buna mukabil her sene pâdişâha 100.000 duka vermak teklifinde bulundularsa da red cevabı aldılar.

Ordu Osek'den sonra yol üzerindeki Şikloş, Babuca, Gons ve daha 15 kadar kaleyi süratle aldıktan sonra ilerledi; bunların içinden Gons kalesi üç ay dayandı; burası daha evvel elçi olarak İstanbul'a gönderilmiş olan Nikola Yürisiç tarafından müdafaa olunmuştu; bu kale Viyana yolu üzerinde bulunduğu için alınmasına kesin lüzum görülmüştü.

Ordu Viyana önüne gitmedi; Şarlken de karşı çıkmadı; Avusturya'ya akınlar yapıldı. Pâdişâhın maksadı Şarlken ile bir meydan muharebesi yapmaktı; gerek Şarlken ve gerek Ferdinand'ın meydanda olmamalarından dolayı canı sıkılan Sultan Süleyman, iki defa orduya gönderilen Ferdinand'ın yukarıda adı geçen iki elçisi ile Şarlken'e ağır bir mektup yolladı; Peçevî ibahim Efendi'nin Macar tarihlerinde gördüğü bu nâmenin hülâsası şöyle idi:
"Bu kadar zamandır erlik davası yapıp durursun; ne senden ne kardeşinden nâm ve nişane yok; sizlere saltanat ve erlik davası haramdır; askerinden, belki karından dahi utanmaz mısın ? Belki kadında gayret var sizde yok; er isen meydana gelesin takdir ne ise yerine gele; gel seninle saltanatı Beç sahrasında üleşelim; reâyâ fukarası dahi âsûde olsun; yoksa meydanı arslandan hali buldukça tilki gibi fırsatla şikâr almağı erlik sayma. Bu kere dahi meydana gelmezsen avratlar gibi çıkrık alıp dahi padişahlık tacını örünmiyesin ve erlik adını diline getirmiyesin."
Yine Macar kaynağına göre Şarlken nâmeyi alınca hazırlanmış olan 80.000 yaya ve 40.000 atlı ile harekete geçmeğe muktedir değilmiş; çünkü memlekette kıtlık ve hastalık varmış.

Karşısında çarpışacak kuvvet bulamayan Osmanlı ordusu yedi ay sonra 1532 Kasımında ( 19 Rebiulâhır 939 ) İstanbul'a döndü.


Osmanlı Hükümdarının Luther Taraflarını Tahriki

Kanunî Sultan Süleyman, Ferdinand'ın arkasında destek olan Şarlken'i harple hırpalayamıyacağını anladığından onu kendi içinden vurmayı düşündü. Bilindiği gibi Martin Luther Protestan mezhebini meydana çıkarmış ve Katolik alemini galeyana getirmişti; Luther'in faaliyeti ve Papa'ya karşı muhalefeti sırasında Şarlken, Alman imparatorluğuna seçilmişti (1520). V. Şarl, mutaassıp bir Katolik olmakla beraber Protestanlar hakkında gösterilecek şiddetin tepki yapacağını düşünerek endişe etmekte idi; nihayet diyet meclisi tarafından verilen bir kararla Luther itikatsızlıkla itham edilerek hakkındaki karar ilân edildi. Luther'i, taraftarlarından Saksonya elektörü sakladı; mezhebi yayılmaya başladı; Almancaya tercüme edilen kitab-ı mukaddes süratle yayıldı; bu yüzden ve bunu vesile yaparak isyanlar oldu. Şarlken 1529'da yeni bir diyet meclisi toplayarak Luther mezhebinin şimdiye kadar kabul edilen yerlerden başka yerde yayılmasına müsaade edilmemesi hakkında bir karar aldıysa da bu karar kabul edilmeyerek her taraftan protesto edildi.

Flander ve İspanyadaki Luther mezhebi taraftarları diyet meclisi kararıyla Papa tarafından kendilerine gösterilen şiddetten dolayı hariçten bir yardımcı aramışlar ve o sırada Şarlken'e karşı cephe alan Kanunî Sultan Süleyman'ı bularak ondan yardım istemişlerdi; bunların gönderdikleri mektuplar elimizde olmamakla beraber verilen cevaptan Lüteryenler'in puta tapmayıp, kiliseden putları çıkarıp kendilerine düşman olan Papa ile mücadele halinde oldukları anlaşılmaktadır. Bunun üzerine Muharrem adında biriyle gönderilen nâmede Osmanlı devletinin karadan ve denizden kendilerine yardım edeceği bildirilerek nâmeyi götüren Muharrem'in hüviyyeti tesbit edilerek sağ memesi altında ve sol ayağının inciğinde yarası olduğu ve bu suretle bir yanlışlığa meydan verilmemesi de yazılmıştır. Bu nâmenin bazı kısımları kısaca şöyledir:
"... Flandre ve İspanya memleketlerinde Lüteran mezhebi üzere olan beyler ve beyzadeler ve sair Lüteran mezhebi âyânı... mektup vâsıl olıcak malûm ola ki rûy-ı zeminde olan selâtin-i izam mabeyninde hânedan-ı saltanat unvanımız... cümleden kuvvetli, kudretli, azametli olup nice taç ve taht sahiplerinin memleket ve vilâyetleri ve Akdeniz ve Karadeniz ve hesabı yok nice vilâyetlerin padişahlığı bize nasib olmuştur. Biz cenâb-ı Hakk'ın birliğine ve Muhammed Mustafa efendimizin hak peygamberliğine amme-i ehl-i İslâm'la îtikat ve itimadımız olup siz dahi puta tapmayıp, kiliselerden putları ve suret ve nakusları reddedip 'Hak teâlâ birdir ve Hazret-i İsa peygamber ve kuludur' deyu itikat edip... Papa denilen bî-din, halikını bir bilmeyip ve Hazret-i İsa aleyhisselâma tanrılık isnad edip halkın nice kulların ol tarik-i dalâlete sevkedip nice kanlar dökülmesine sebep olmağla siz, Papaluya kılıç çekip merhamet-i şahanemiz sizin tarafınıza masruf olup kara ve deryadan her hal ile size muavenet-i husrevânemiz zuhura gelmek ve ol zalim-i bî-din elinden sizi halâs ve hak dine sevk etmek lâzım gelmiştir; imdi size olan dostluk ve muhabbetimizin îlâmı haylıdan beri maksûd-ı hümâyunumuz olmuştur; Hâlâ yüce âsitânemiz kullarından Muharrem nam kulumuz ol tarafın dilini ve ahvalini bilir ve îtimad olunur kulumuz olmağın irsal olundu. Vusul buldukta gerektir ki cümle beyler ve Lüteran beyzadeleri ve âyâniyle size dostluğumuzu mukarrer bilip ve hüsn-i ittifakla mezkûr kulumuz ile mükâleme ve müşavere edip ağızdan dediği ve kâğıt ile bildirdiği cemi'-i kelimatını mübarek ağzımızdan sâdır olmuş gibi mukarrer bilip dahi her ne yılda ve zamanda ittifakla papa bî-dinine asker çekmek ve cenk etmek murad ediniyorsanız ona göre îtimad olunur adamlarınızı yüce âsitanemize gönderip mezbûr kulumuz ile maan ahvalinizi bildiresiniz. Merkum kulumuz, Muharrem'in sağ memesi altında ve sol ayağının inciğinde yarası vardır; ana göre mukayyed olup nâme-i hümâyunumuzun âharin eline düşüp hile ve hud'a ile mabeyinde olan dostluğu bilip zarar ve gezend eriştirmek ihtimali olmıya vesselam."


Ferdinand ile İlk Anlaşma

Alman imparatoru Şarlken, Batı Avrupa'nın vaziyetinin iyi olmadığını görerek Ferdinand'a Osmanlılarla barış yapmasını tavsiye ile onu sıkıştırmış ve Osmanlı hükümeti de Avusturya ve Almanya'yı kendi aleyhine tahrik etmekte olan İran şâhıyla savaşmak üzere bunlarla anlaşmaya muvafakat etmiş ve 1533 Ocak ayında Jerom ismindeki Avusturya murahhası İstanbul'a
gelmiştir.

İlk müzakerede elçiden Gran kalesinin anahtarları istendi, bu anahtar gelmedikçe baış yapılmıyacağı kesin olarak söylendi; Gran (Estergon)'ın anahtarlarının istenmesi Bohemyalıları korkuttuysa da, Ferdinand bunun, kalenin Türklere teslimi değil itaat alâmeti manasına geldiğini ve bu hususta vezir-i âzamin yeminle teminat verdiğini şöyliyerek halkın heyecanını teskin etti ve Viyana'ya gönderilen Türk elçisiyle anahtarları yolladı; anahtarlar vezir-i âzam İbrahim Paşa'ya verildiği zaman paşa bundan memnun olarak elçi Jerom'a :
— Maksat tarziye idi; biz icabederse kaleyi kılıcımızla alabiliriz" diyerek kalenin anahtarlarını geri verdi; anahtarları, son Macar kralı II. Layoş'un zevcesi Mari'nin elçisi Kornelyüs Şeper getirmişti.
Sefir Kornelyüs, Ferdinand'ın nâmesini verdiği zaman vezir-i âzam onu oturduğu yerden almış ve Şarlken'in nâmesini ise ayağa kalkıp aldıktan sonra öpüp başına koymuştur. Şarlken, nâmesinde Macaristan'ın Ferdinand'a Afrika sahilindeki Barbaros Hayreddin Paşa'ya ait Ercel adasının eski sahiplerine verilip ve buna mukabil zabtettiği Koron kalesinin iade edileceğini beyan ediyordu; nâmeyi tercüme ettirip mealini anlayan vezir-i âzam:
"Pâdişâh Korona almayı arzu ederse onu kılıçla almağı tercih eder. Macaristan'ı ise Jan Zapolya'ya vermiştir; hiç bir kuvvet onun elinden geri alamaz; Ercel adası ise Barbaros'un sancağıdır" cevabını vermiştir.
Bundan sonra murahhaslar, vezir-i âzamin mahrem-i esrarı olan ve bu siyasî işlerde mühim rol oynayan Andrea Gritti ile görüştüler; o da aşağı yukarı aynı şeyleri söyledi. Nihayet bundan sonraki mülakatlarda uzun çekişmelerden sonra Macaristan'ın Ferdinand'a verilemiyeceği kat'î olarak söylendi ve:
"Şarl İtalya'da Türkleri harp ile tehdid etmek ve Luther mezhebi erkânını cebren eski mezheplerine sokmak istemekle meşgul idi. Almanya'ya geldi, bir şeye muvaffak olamadı; ruhbanlar meclisinin toplanmasını istedi; fakat toplanmadı, Budin'i muhasara etti alamadı; Macaristan kralı yatağında can vermiş olsaydı ihtimal ki Ferdinand'ın bazı mertebe veraset hakkı olabilirdi. Lâkin muharebe meydanında maktul olduğu için krallığı bize aittir; çünkü kılıcımızla fethedilmiştir; biz Macaristan'ı istîla ettik" diye kesilip atıldı.

Nihayet bir anlaşma zemini bulundu; buna göre Ferdinand, Yanoş Zapolya'nın arazisine tecavüz etmeyecek, Macaristan'da elindeki yerler için her sene devlet hazinesine 30.000 altın verecekti. Sulhun müddeti sınırlandırılmamış, Ferdinand'ın bozacağı zamana kadar geçerli tutulmuştu; anlaşma Ferdinand ile yapılıp Şarlken bunda dahil değildi. (1533 Temmuz).

Akdeniz'de Barbaros Hayreddin ile Şarlken'in faaliyetleri görülüyordu; tarihlerde Venedik muharebesi adı verilen savaş hakikatte Venedik, İspanya ve Papa ile yapılıyordu. 1536'da başlayan bu sefer 1538'de bitti. Preveze muharebesi ile Barbaros, Şarlken'e büyük bir darbe vurdu. Venedik harpten çıkmakla beraber İspanya ile olan mücadele Afrika sahillerinde devam etti; bu arada ahidnâmeye muhalif olarak Ferdinand da birkaç defa tecavüze geçti; hattâ bir defasında yani 1536 Korjo seferi esnasında bu tecavüze mukabele edilerek Semendire sancakbeyi Yahya Paşazade Mehmed Bey, Hırvatistan hududundaki Pojega kalesini ve Bosna beyi Gazi Hüsrev bey hem kendisi ve hem de kethüdası Murad Voyvoda vasıtasıyla Bosna'da bazı kaleleri ve sarp bir yerde olan Kilis kalesini almışlardı.


Ferdinand'ın Sulhu Bozması Üzerine Semendire Beyinin Faaliyeti

Buna mukabil Ferdinand, pâdişâhın Korfu seferinde bulunmasından istifade ile maruf üzerine generallerinden Karniyolalı Kaçiyaner kumandasında 16.000 yaya ve 8.000 atlıdan oluşan büyük bir kuvveti bunların üzerine sevk etti. Bunu haber alan Yahya Paşazade Mehmed Bey, Alacahisar muhafızı Ahmed ve Bosna beyi Hüsrev, Kilis sancakbeyi voyvoda Murad Bey'lere haber gönderdi; Kaçiyaner ordusunda sekizi büyük çapta olarak 49 top vardı; muhasara edeceği Osek hisarı altına kadar gelmişti; Mehmed Bey yetişen yardım kuvvetleriyle bunları bulup sıkıştırdı. Müdafaa vaziyetinde kaldıklarından Ösek kalesine taarruz edemediler. Mehmed Bey tedarik ettiği Eflakan, Çingene ve Martaloslardan bir kısmını bunlara musallat ederek top arabalarını, nakliyat hayvanlarını ve öküzlerini çaldırdı ve bunlar yerlerinden zor kımıldanacak bir hale geldiler, zahireleri de gelmez oldu; çünkü akıncılar her taraftan yolları kesmişlerdi. Vodka (Vuka) nehrini geçerken köprü yıkılıp topları nehre gömüldü; müdafaa tertibatı alıp ordugâhlarını çevirerek ağır ağır çekiliyorlar ve akıncılar tarafından da müsait zamanı gelinceye kadar takip ediliyorlardı; nihayet geniş sahrada çevrilen düşman şiddetli bir muharebeden sonra tamamen denilecek derecede imha edildi ve pek çok esir alındı; Mehmed Bey bunlardan 1000 kadarını oğlu Arslan Bey (sonraları Budin beylerbeyi olan Arslan Paşa) ile Edirne'de, bulunan pâdişâha gönderdi ve babasının hizmetine karşılık olarak Arslan Bey'e Pojega sancakbeyliği verildi.

Kaçiyaner bu mağlûbiyetten başını zor kurtarıp Viyana'ya gitti; kral vaziyeti haber alınca onu hapsetti; Kaçiyaner bir yolunu bulup hapisten kaçtıysa da yakalanıp öldürüldü ve başı Ferdinand'a gönderildi (1537 Aralık).
İşte Korfu seferi meşguliyetinden istifade eden Ferdinand'ın 25.000 kişilik bir kuvveti bu suretle mahvedildikten başka elindeki topraklarının bir kısmını da kaybetmişti; bunun üzerine telâşa düşen Ferdinand, Laçki ismindeki Lehli'yi sefir olarak İstanbul'a gönderdi (1539).

Laçki İstanbul'a geldikten sonra eski efendisini (Jan Zapolya'yı) lekelemek için onun Ferdinand ile Gros Vardayn'da Türkler aleyhine bir ittifaknâme imzaladığını söyleyerek her iki hükümdarın aleyhinde hareket etti; bu söz üzerine Sultan Süleyman, vezir-i âzam Lutfi Paşa'ya hitap ederek:
"Bu iki kral huşlarında taç taşımağa lâyık değillerdir; sözlerinde durmazlar; ne Allah korkusu ne de insanların korkusu, muhafazasına yemin ettikleri ahidnâmeyi nakzetmekten kendilerini menedememiştir" demiştir. Elçinin bu suretle İstanbul'da müzakerelerde bulunduğu sırada Ferdinand, Zapolya'ya ait bazı şehirleri almakta idi.

Bu sırada Jan Zapolya ölmüş ve henüz doğmuş bir çocuk bırakmıştı (1540). Bunun üzerine Ferdinand İstanbul'a acele Trankilüs adında bir elçi yollayıp yine Macaristan'ı isterken elçisine, vezir-i âzam Lütfi Paşa ile Rüstem Paşa'yı ve divan-ı hümâyun tercümanı Yunus Bey'i kazanması için hiçbir fedakârlıktan çekinmemesini emreylemişti.

Zapolya'nın ölümünden sonra bir emr-i vakiyle Ferdinand Budin'i ele geçirmek isteyip şehri muhasara ettirdiyse de alamadı; fakat Peşte, Vişegrad, İzen mevkilerini zabteyledi; İzabella'nın Macaristan'ın vergisiyle beraber yardım istemek üzere İstanbul'a gönderdiği elçi huzura kabul olundu (1540 Ekim); pâdişâh çocuk büyüyünceye kadar valide kraliçenin kral naibi olarak işleri idare etmesini muvafık buldu ve Budin'i muhasaradan kurtarmak üzere üçüncü vezir Sokullu Mehmed Paşa ile Rumeli beylerbeyi Hüsrev Paşa'yı mühim bir kuvvetle acele o tarafa yolladı.

Ferdinand'in sefiri Jerom Laçki, birtakım dilbazlıklarla vezir-i âzam ile diğer vezirleri bir dereceye kadar yumuşatmış ise de huzura kabulünde Sultan Süleyman'ın:
"— Ferdinand'a, Macaristan'ın bana ait olduğunu söylemedin mi? O halde buraya niçin geliyorsun?" diye şiddet göstermesi üzerine elçi arz odasından dışarıya çıkarıldı. Vezirler huzurda üç saat görüştükten sonra harp İlânına karar verildi ve Laçki vezir-i âzam sarayında gözaltına alındı; Lütfi Paşa, Laçki'nin pazar günleri kiliseye çıkmasına müsaade etti; vezir-i âzam kendisini Grilli gibi devlet hizmetine almak istediyse de Laçki kabul etmedi.

23 Haziran 1541 (948 Sefer 28)'de pâdişâh bizzat sefere çıktı. Belgrad'a gelindiği zaman Budin muhasarası kaldırılmış ve Yahya Paşazade Mehmed Bey ile Bosna valisi Olama Paşa Rogendorf kumandasındaki Avusturya ordusuna galip gelmişlerdi.


Budin'in Eyâlet Merkezi Olması

Sultan Süleyman Budin önündeki eski Budin sahrasında ordugahta oturup çocuk kral ile validesine hediyeler gönderdi ve seferde babalarıyla beraber bulunan şehzade Selim ile Bayezid de henüz bir yaşındaki küçük krala hediyeler yolladılar; pâdişâh çocuğu görmek istedi; valide kraliçe tereddüd ettiyse de papaz Martinoçi'nin tavsiyesiyle adı Sigismund veya İstefan olan küçük kralı, takdime karar verdiler; araba ile maiyeti, sütninesi tarafından pâdişâhın huzuruna getirilen çocuğu Sultan Süleyman, özengi ağaları ve bölük halkı ile karşılattı ve huzura kabul etti ve küçük kralın yanındakilere Budin'i kendisine tahsis ettiğini söyledi ve küçük kralı dadısı ve birkaç belli başlı lalasıyla harem-i hümâyuna yolladı.

Kralın maiyyeti erkânına yemek verilirken evvelce kararlaştırılan plân mucibince, yeniçeriler beşer, onar kişi kaleyi seyretmek bahanesiyle Budin'e girdiler, kale kapılarını tuttular; ahalinin silâhlarını teslim etmesi ve yeniçerilere hüsn-i kabul gösterilmesi, herkesin mal ve canından emin olması dellâllarla halka bildirildi ve bu suretle güneş batmadan evvel Budin sükûnetle işgal ediliyordu. Zahirî karara göre kral büyüyüp idareyi ele alacak yaşa gelinceye kadar Budin Osmanlı hükümetinin elinde kalacaktı; bu hususta kraliçeye de bir berat verildi; küçük krala, Martinoçi ve Petroviç'in nezaretleri altında olmak üzere Transilvanya eyaleti verildi ve az bir müddet sonra kraliçe çocuğu ve maiyyetiyle beraber Erdel'e gitti; işte bu suretle Macaristan, biri doğrudan doğruya Osmanlı idaresine bir kısmı Ferdinand'a ve bir parçası da (Erdel kısmı) küçük krala ait olmak üzere üçe ayrıldı.

Budin'deki Sent Mari (Meryem Ana) kilisesi camie çevrilerek Sultan Süleyman burada cuma namazını kıldı; Budin valiliğine aslen Macar olup Anadolu beylerbeyiliğinde bulunmakta olan Süleyman Paşa ve kadılığına da Hayreddin Efendi tayin edildi ve Hıristiyanların hâkimliği de İzabella'nın İstanbul'a gönderdiği son elçisi Şansölye Verbeci'ye verildi.

Macaristan vaziyetinin bu şekle girmesi üzerine Ferdinand ile Şarlken telâş ederek Budin'e acele iki elçi gönderip senede 100.000 duka vergi vermek şartıyla Macaristan'ın kendilerine verilmesini ve eğer bu teklif kabul edilmeyecek olursa Jan Zapolya'nın ölümünden beri Ferdinand tarafından zabtolunan yerlerin kendisine bırakılmasını isteyip ve yukarı Macaristan için senevî 40.000 filori ödenmesini taahhüt ediyorlardı.

Sultan Süleyman, elçileri kabul ederek onlar vasıtasıyla Ferdinand'a şu kat'î kararını bildirdi:
1- Ferdinand'ın Zapolya'dan aldığı yerlerin tamamen geri verilmesi.
2- Macaristan'ın Ferdinand'da kalan kısmı için vergi ödenmesi.

Pâdişâhın İstanbul'a avdetinden sonra Ferdinand elçi yolladıysa da kabul edilmedi ve 80.000 kişilik bir kuvvetle Peşte üzerine yürüyüp almak istediyse de Budin beylerbeyi Yahya paşa oğlu Bali Paşa müdafaa ederek etraftan yetişen Bosna valisi ve Pojega sancakbeyi kuvvetleri tarafından mağlûp edildi; buna mukabele olmak üzere hudut beyleri Ferdinand'ın topraklarına tecavüz edip bazı yerleri işgal ettiler.

Kışı Edirne'de, geçiren Sultan Süleyman 23 Nisan 1543 (18 Muharrem 950)'te bizzat Macaristan'a hareket etti; bu sefer, pâdişâhın onuncu seferi idi; oğlu Şehzade Bayezid de yanında bulunuyordu. Bu sefer esnasında Macaristan'da Ferdinand'ın eline geçen yerler yani Valpo, Şikloş, Peçevil, Estergon, Tata ve Macar krallarının medfeni ve cülus ettikleri şehir olmakla meşhur Ştulviysenburg —ki Osmanlı tarihlerinde İstoni Belgrad denilir— alındı; bunlar Budin beylerbeyiliğine katıldı. Daha sonra Budin beylerbeği Yahya Paşa zade Mehmed Paşa ikinci defa Vişegrad'ı aldı, ve hudut beyleri taraflarından İsklavonya ve Hırvatistan taraflarına kuvvetli akınlar yapıldı.


Beş Senelik Barış Antlaşması

Daha önce teklif edilen müsait şartlarla sulhe yanaşmayan Ferdinand'in elinden hergün bir kısım mühim şehirlerin alınması ve biraderi Şarlken'in de denizde Barbaros Hayreddin Paşa tarafından mağlûp edilmesi üzerine ikisi birden sulh istediler; uzun müzakerelerden sonra bir esasa varılabildi; buna göre Ferdinand Macaristan'ın kendisine ait yerleri için senede 30.000 duka vergi verecekti. 954H.1547 Haziran'da geciktirilen muahedeye Şarlken ile Papa, Fransa ve Venedik devletleri de dahil edildiler; antlaşmanın müddeti 5 sene idi.

Ferdinand ile bu muahede imzalandıktan sonra Osmanlı hükümeti İran tarafındaki olaylarla meşgul olmağa başladı ve 1555'te Şah Tahmasb ile Amasya anlaşması imzalandıktan sonra Erdel veya Transilvanya meselesinden dolayı husule gelen ve hudut çarpışmalarını sonuçlandıran hâdiseler Macaristan meselesini yeniden meydana çıkardı.


Transilvanya İşinin Özeti

Transilvanya, Sultan Süleyman Budin'i aldıktan sonra Kral Jan Zapolya'nın oğlu Sigismund'u büyüyünceye kadar validesiyle beraber Transilvanya voyvodalığına tayin edip göndermiş ve bunları Papaz Greguvar Martinoçi ile Petriç veya Petroviç'in nezaretleri altına vermişti.

Kral Ferdinand'ın, Transilvanya'yı elde edip Sigismund ile validesi Kraliçe İzabella'yı oradan çıkarmak için Papaz Greguvar Martinoçi ile muhabere etmekte olduğu hükümet tarafından haber alınması üzerine Erdel'de oturan üç millete (Macar, Ösek ve Saksonlar'a) gönderilen fermanda papazın elde edilerek teslimi ve halkın Petroviç'ten başkasını tanımaması emrolunmuştur; bunu haber alan papaz, Viyana'ya kaçmış ve Budin valisi ile Hatvan sancakbeyi Yahya Paşazade Arslan Bey kraliçe İzabella'ya yardıma memur edilmişler ve Sokullu Mehmed Paşa da 80.000 kişilik bir kuvvetle Erdel'e giren Avusturya kuvvetlerini çıkarmaya memur olmuştu (1551).

Bu, Erdel voyvodalığına ait yerler için iki sene sürekli harp oldu, vezir Kara Ahmed Paşa, 1542 de Sokullu'nun bir sene evvel alamadığı Temeşvar'ı aldı, Segedin önünde düşman kuvvetleri mağlup edilerek on binden fazla ölü bıraktırdı. Düşman askeri arasında Alman, Avusturya, İspanyol askerleri vardı. Temeşvar'dan başka Lipa veya Lipve, Solnok ile Banat mıntakasında mühim olarak on kale daha alındı. Temeşvar beylerbeyilik yapılarak idaresi Kasım Paşa'ya verildi; bu seferde Ahmed Paşa tarafından 45 gün Eğri kalesi muhasara edildiyse de alınamadı; Budin valisi Hadım Ali Paşa ile Yahya Paşa zade Arslan Bey de bazı yerleri almışlar ve 1552 Ağustosunda Fulek'te 14.000 kişilik bir düşman kuvvetini bozguna uğratmışlardı; bir Türk esirinin delaletiyle Fülek de alındı.

Ferdinand tekrar barış istedi; Fransuva Zay ve Vranci isimlerinde iki elçi gönderdi ve altı aylık mütareke istediğinden kabul edildi; bu sırada Sultan Süleyman İran seferine hareket etti ( 28 Ağustos 1553 ). Avusturya ile olan mütareke müddeti bitmiş ve talimat almak üzere Viyana'ya giden elçi Malvezi ölmüş ve onun yerine elçi tayin edilen Belçikalı Büsbek İstanbul'a gelip oradan Amasya'da bulunan pâdişâhın yanına gitmişti (1554).

Ferdinand, Transilvanya üzerinde hak iddia ederek oranın vergisini yolladı ise de Osmanlı devleti böyle bir hak tanımadığından sefirleri iade etti; Busbek yeni talimat almak üzere Viyana'ya gidip beraberinde bulunan ve daha evvel Malvezi ile beraber gelmiş olan diğer iki elçi İstanbul'da kaldı; mütareke altı ay olarak uzatıldı.

Busbek, pâdişâha veda ettiği sırada müsait bir cevap ile döneceğini ümit eylediğini söylemiş; Sultan Süleyman da "biz de ümid ederiz" diye mukabele eylemiştir. Busbek Transilvanya'mn Etyen (Stefan) Sigismund Zapolya'ya ait olduğu hakkında 1555 Haziran tarihli (962 Receb) bir nâme ile Ferdinand'ın yanına gitti; mütareke müddeti bitince hudutlarda muharebeler devam etmekte idi; bu taarruzlar esnasında elden çıkmış olan Tata kalesi ikinci defa alınmış ve yine evvelce alınarak sonradan karşı tarafa geçmiş olan Şıkloş da tahrip edilmiştir.

Elçi Busbek 1556'da dönerek Ferdinand'ın cevabî nâmesini getirdi. Ziget kalesi meselesinden dolayı iki taraf anlaşamadı. Osmanlılar Ziget'in terkini ve Avusturalyalılar da Tata kalesinin geri verilmesini istiyorlardı; Busbek tercüman Murad vasıtasıyla Ziget terk edilmedikçe barış olmayacağı cevabını kafi olarak aldı; fakat mahir bir diplomat olan Büsbek yedi sene kadar mütarekeyi uzatmaya muvaffak oldu; Osmanlı hükümetinin mütarekeyi böyle yedi seneye kadar uzatması bu sırada Şehzade Selim ile Bayezid arasındaki nefretin dahilî bir harp tehlikesi göstermesi idi; bununla beraber sulh işleri de konuşuluyordu.

Nihayet Busbek, Rüstem Paşa'dan sonra vezir-i âzam olan Semiz Ali Paşa sadaretinde sekiz senelik bir anlaşma akdine muvaffak oldu. 1562 senesinde (970 H.) imzalanan bu muahedenin başlıca maddeleri şunlardı:
1. Ferdinand elindeki Macaristan arazisi için her sene 30.000 duka altunu vermeyi,
2. Transilvanya'dan tamamen el çekmeyi
3. Macar mevkileri hakkında Erdel kralı Stefan Sigismund ile anlaşmayı,
4. Tuna'nın öte tarafındaki kaleleri rahatsız etmemek şartıyla Tata'nın Türklerde kalmasını
5. Hudut münazaalarının tayin edilecek komiserler vasıtasiyle hallini,
6. Evvelden beri her iki tarafa vergi verenlerin yine evvelki gibi vergilerini vermelerini kabul ediyordu.

Ahidnâme Türkçe ve Lâtince olarak iki nüsha idi; muahedenâmeyi Lehli dönmesi İbrahim Bey Frankfurt'a götürüp imparator ilân edilmiş olan Ferdinand'a tasdik ettirdi ve Osmanlı tercümanı 1562 Kasım ayında Roma kralı îlan edilen Ferdinand'ın oğlu Maksimilyan'ın taç giyme merasiminde bulunduktan sonra istanbul'a döndü.

Muahedenin akdinden iki sene sonra yani 25 Temmuz 1564'de imparator Ferdinand ölmüş ve yerine oğlu Maksimilyan imparator olmuştu. Bunun üzerine Osmanlı hükümdarı imparatorun cülusunu tebrik için Ali Çavuş adında bir divan çavuşunu yolladığı gibi aynı zamanda iki seneden beri verilmeyen vergi ile muahedenin bakiyye kalan altı senesinin yeni imparator tarafından yenilenmesini istedi; halbuki bu vergi gönderilmiş ise de yolda kalıp henüz İstanbul'a gelmemişti.

Bu sırada Transilvanya veya Erdel kralı Etyen (Stefan) Sigismund, karşı tarafa ait olan Zatmar'ı almış ve Alman İmparatoru da buna mukabil Tokay'ı zabtetmiş olduğundan bu vaziyet Osmanlı hükümdarının canını sıkmıştı; bu arada elçiler gelip gidip her defasında bir ihtilâf çıkıyordu; Tokay'ın zabtı dolayısiyle Osmanlı hükümeti Budîn ve Temeş-var beylerbeğilerine orayı kurtarmak için emir verdiği sırada Erdel'den gelen mektuplar da vaziyetin ciddiliğini gösteriyordu. Bu mektuplarda eğer pâdişâh yardım etmezse Erdel'in elden çıkacağı yazılıyordu (1565 Temmuz).

Bu vaziyet üzerine Semiz Ali Paşa'dan sonra vezir-i âzam olan Sokullu Mehmed Paşa, Alman elçisi Çernoviç'i davet ederek: Evvelce Ferdinand ile Etyen Sigismund arasında aktedilen Zatmar muahedesinin tanınmadığını Naki, Banya ve Tokay şehirlerinin Erdel kralına terkini, Transilvanya'daki imparator kuvvetlerinin çekilmesini ve bir de evvelce elçi olarak imparatora gönderilmiş olan Hidayet Çavuş'un serbest bırakılmasını içeren Sultan Süleyman'ın, imparatora yazdığı nâmeyi kendisine verdi.

İşlerin yine karışması üzerine hudutta faaliyet başladı. İmparator sulha taraftar olmakla beraber harp için de hazırlanıyordu; Maksimilyan, Erdel kralına ait Tokay şehrini iade etmediğinden dolayı Osmanlı hükümeti harp ilân etti; Erdel beyini himaye etmek zaruretine mebnî Sultan Süleyman ihtiyar ve hastalıklı olmasına rağmen vezir-i âzamin teşviki üzerine son seferine çıktı.

1562 anlaşmasıyla Osmanlılara terki istenilen Ziget'i Ferdinand vermemiş ve buna mukabil Tata kalesi Osmanlılarda kalmıştı. Bu defa harp ilân edilir edilmez Kuzey Macaristan'da Eğri (Erlav) üzerine yürünmesi kararlaştırıldı; fakat Budin beylerbeyi Yahya Paşa zade Arslan Paşa, pâdişâh gelmedan evvel bir muvaffakiyet elde etmek için Paluta kalesini almak istediyse de muvaffak olamadığı gibi üstelik Vesprem ile Tata'yı düşmana kaptırdığından dolayı îdam edildi.

Sultan Süleyman, 1566 senesi mayısının başında (9 Şevval 973) İstanbul'dan hareket etti: İkinci vezir Pertev Paşa asıl kuvvetlerden evvel hareket ederek Temeşvar ve Belgrat kuvvetleriyle beraber Givla (Güle)'yı almağa ve Transilvanya kralı Sigismund ve Kırım hanı ile birleşerek Almanların eline geçmiş olan Zatmar ve Tokay kalelerini istirdada memur edildi. Zemlin sahrasında, Sigismund Zapoly pâdişâhı karşıladı, pâdişâh kendisine "oğlum" diye hitap etti ve iki gün sonra Pertev Paşa ile birleşmek üzere o tarafa yollandı.

Kararlaştırıldığı gibi ordu Eğri tarafına geçeceği sırada Zigetvar beyi Kont Zerini'nin, Şıkloş beyini bastırıp oğluyla beraber öldürdüğü haber alınınca Eğri tarafına gitmekten vazgeçilerek batıya dönüldü Zigetvar üzerine gidilmiş ve kalenin fethinden bir gece evvel Sultan Süleyman ölmüş ve ertesi gün de burası alınmıştı (1566 Eylül). Erdel taraflarına gönderilen Pertev Paşa da Givla veya Güle, Yanova, Lügoş ve diğer bazı kaleleri almıştı.

Ordunun avdetinden sonra İstanbul'da nezaret altında bulunan Husototi ile Alber Dövis'den evvelkisi bazı şartlar altına barış akdi için imparatora yollandı. Bunun üzerine 1567 senesi başında imparatordan, biri II, Sultan Selim'in cülusu münasebetiyle tebriki havi ve diğeri sulha muvafakat ettiğine dair iki nâme geldi: hükümet düşmanlığa ara verilmesini hudut kumandanlarına emretti.

İmparatorun üç elçisi, Eğri Piskoposu Antuvan Verantiyüs, Kristof Tufenbahl ile Alber Dövis olup bunlarla çetin müzakereler yapıldı; en müşkül işler hudut kalelerine ve arazi taksimine ve oralardaki reayanın vergi vermelerine dair olan müzakerelerdi. Bu müzakerelerden ikisi pâdişâhın huzurunda olmuş ve hepsi 14 celsede ve 7 ayda sona ermiştir; nihayet 29 Şubat 1568 (975 Ramazan başları) da 25 madde üzerine sekiz senelik kat'i bir muahede yapıldı; bu muahede mucibince:
1.— İmparator Maksimilyan ile kardeşleri Ferdinand ile Şarl Macaristan, Dalmaçya, Hırvatistan ve İsklavonya'da sulhun akdi tarihinde ellerinde bulunan yerleri muhafaza edecekler ve bilmukabele Transilvanya ile Eflâk Boğdan voyvodalarının hudut ve arazilerine riayet edeceklerdi.
2.— İki hükümdar sulhun voyvodalar tarafından ihlâline hiçbir suretle meydan vermeyecekler ve bunların arızalarını tahkik ve tetkik etmeden ihtilâfa düşmeyeceklerdi.
3.— Her iki taraftaki asayişi bozmakta olan levend ve martoloslar gibi eşkıya ve haydut zümreleri şiddetle terbiye olunacaklardı
4.- Zigetvar seferi esnasında Osmanlılar tarafından zabtedilerek harap olan kaleler olduğu gibi bırakılıp her iki taraftan yeni kaleler yapılmayacaktı.
5.- Hudut asayişini ihlâl eden münferid taarruzlar (hudut beylerinin taarruzları) katlolarak önlenecekti.
6.- İki komşu devlet arasındaki ihtilaflı meseleler bilhassa arazi işleri Budin ve Macaristan valileri huzurlarıyla ve onların pâdişâha vekâletiyle müzakere ve hal olunacak yahut her iki taraftan tayin olunacak komisere havale edilecekti.
7.- Elçiler, maslahatgüzarlar ve memurlar ile maiyetleri diğer devletlerin memurları gibi serbest olup istedikleri yerde oturacaklardı; şayet barış bozulup düşmanlık başlayacak olursa bunlar gözaltı edilmeyip memleketlerine dönmek üzere kendilerine müsaade verilecekti.
8.- Halledilmeyen sınır tahdidi ile köylerin taksimi meselesi tayin olunacak bir komisyon vasıtasıyla halledilecekti.
9.- İmparator her sene Niyar (Yenar, Yanuar) ayında bir
sefaret heyetiyle (elindeki Macar topraklarına mukabil) vergi
olarak 30.000 Macar altını gönderecekti.
10.- Bu muahede de Françe, Leh ve Venedik ile de dost olunduğu teyid ediliyordu.

Bu 1567 antlaşması sekiz sene uzatılması ile 24 sene devam etmiş ve 1592 senesinde bozulmuş ve bu suretle uzun süren Avusturya seferi açılmıştır.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz