Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Servet-i Fünûn Dışındaki Edebiyat
Yıldırım Bayezid Dönemine Kadar Ceneviz Cumhuriyeti - Osmanlı İlişkileri
Sultan Murat ve Sokullu
Tekirdağlı Bekrî Mustafa Paşa
Osmanlıların Kanal Projeleri
Sarıkamış Faciası
Osmanlı Devleti Hakkında Yunanlıların İtirafı
Osmanlı'dan Kalan Köylerimiz
Kalaylıkoz Ahmet Paşa
Fener Rum Erkek Lisesi, Fener-Balat-Cibali ve Sigara Fabrikasından Üniversiteye

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı-Safevî İlişkileri

Şeyh Safiyyüddin-i Erdebilî torunlarından olan Cüneyd ile onun oğlu Haydar'ın faaliyetleriyle önem kazanmış olan Şîalık nihayet Şah İsmail'in yüksek enerjisi sayesinde 907 H. 1502'de bir devlet halinde meydana çıkmış ve az zaman içinde Azerbaycan'dan başka Irak-ı Acem ve Irak-ı Arab'ı, Fars eyaletini ve doğuda Horasanı da içine alarak Herat ve Ceyhun nehrine kadar genişlemiştir. Batıda Osmanlılarla olan hudut Erzurum, Erzincan, Kemah İran'da kalmak üzere şimdiki Suşehri taraflarında başlıyor ve Rize, Hopa Osmanlılarda kalarak Karadeniz sahiline iniyordu.

Genç ve faal olan Şah İsmail, propagandacı halifeleriyle Anadolu'da epey faaliyette bulunmuş ve Osmanlı devletini içinden yıkmak istemiş ve bunda epey başarılı olmuş ise de neticede karşısına çıkan Yavuz Sultan Selim'in şiddetli bir darbesiyle bu gayreti duraklamış ve ölümüne kadar Osmanlıların taarruzundan korkmuş ve sinmiştir.

Şah İsmail, Osmanlılarla Memlûklere karşı Uzun Hasan'ın siyasetini aynen takip ile yabancı devletlerle haberleşme halinde bulunarak onları da bu iki devlet üzerine tahrik için Şam Trablus ile İskenderiye'deki yabancı konsoloslara yolladığı mektuplar Memlûk hükümetinin eline geçerek maksadı tamamen anlaşılmıştı.

Yavuz Sultan Selim, Çaldıran muharebesinden sonra Safevîlerin merkezi olan Tebriz'i geçici olarak işgal etmiş fakat Bayburt, Kemah, Erzincan taraflarını ve daha sonra Erzurum, Diyarbakır, Mardin, Bitlis ve havalisini sınırlarına katmış ve Doğu Anadolu Kürt beylerini emri altına almak suretiyle Safevî hükümdarına hem maddî ve hem manevî darbeyi vurmuştur.

Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail'in anlaşmak için yaptığı çok sayıdaki müracaatlara cevap vermiyerek onu daimî surette tereddüt ve korku içinde bırakmış olduğundan iki tarafın anlaşması mümkün olamamıştı.

Yavuz öldüğü zaman geniş bir nefes alan Şah İsmail, yeni hükümdarı taziyet ile cülusunu tebrik etmemiş ve ancak iki sene sonra yani 1522'de Rodos'un zabtı dolayısıyla tebrik ve taziyeti beyan etmek üzere bir heyet göndermiştir. Şia ulemasından Taceddin Hasan Halife 'nin başkanlığında olan 500 kişilik heyetinden ancak 20 kişi İstanbul tarafına geçirilip diğerleri Üsküdar da alıkonulmuştur.

Şah İsmail'in gönderdiği nâmeye cevap olarak 930 Muharrem 24 (1524 Aralık) tarihli memnuniyeti anlatan bir nâme yollanmış ve Şah İsmail de aynı senede vefat etmiştir. Şah İsmail'in yerine geçen oğlu Şah Tahmasb tarafından da devlete karşı hiç bir dostluk emaresi gösterilmediğinden dolayı Kanunî Sultan Süleyman, Celâlzâde kalemiyle İran şahına hem hakareti ve hem de tehdidi içeren acı bir nâme göndermiştir.

Şah Tahmasb bu nâmeye cevap vermeyerek Alman imparatoru, Macaristan ve Portekiz krallarına müracaat ile Osmanlılar aleyhine savunma ve saldırı ittifakı yapılmasını istemiştir. Sultan Süleyman derhal İran seferine çıkmayarak Macaristan, Viyana ve Alman seferleriyle meşgul olarak Tahmasb'ın müttefik olmak istediği bu devletlerin hakkından geldikten sonra ancak 940 H. 1533 M.'de Irakeyn Seferi adı verilen İran seferini yapmıştır. Bu seferde Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Van kaleleri alınmış ve daha sonra yani 1535'de Bağdat elde edilmişti.

Bu seferden 13 sene sonra, Şah Tahmasb'ın Osmanlıların Avrupa'da meşgul oldukları esnada fırsatı kaçırmayarak Van havalisini istilâ etmesi üzerine tekrar sefer yapıldı. Tahmasb'ın biraderi olan Elkas Mirza'nın 1547'de Osmanlı devletine ilticası da bu seferi kolaylaştırdı. 955 H. 1548 M. ve 956 H. 1549 M. de bizzat Sultan Süleyman İran üzerine iki sefer yaptı; Şah Tasmasb'ın eline geçenler geri alındığı gibi Gürcistan'dan da yirmi kadar kale zabt edildi. Elkas Mirza 1549 seferinden evvel bazı Kürtlerin teşvikiyle pek aşırı ve serkeşâne hareketinden dolayı pâdişâhtan korkarak saklandıysa da İran kuvvetleri tarafından yakalanarak bir kaleye hapsedildi.

Pâdişâhın İstanbul'a dönmesinden sonra tekrar hududu geçen Şah Tahmasb üzerine evvelâ vezir-i âzam Rüstem Paşa gönderilip sonra geri çağrılmasıyla (28 Ağustos 1553) bizzat pâdişâh sefere çıkmış ve Karaman valisi Şehzade Mustafa vak'ası olduktan sonra ordu Halep'te kışlayarak ilkbaharda İran üzerine yürümüştür (1554 M). Pâdişâh tarafından muharebe meydanına davet edilen Şah Tahmasb meydanda yoktu. Azerbaycan'da bazı yerlerin zabt ve tahribinden sonra geri dönüldü; o sene Amasya'da kışlanarak
ertesi sene tekrar harekâta başlanması kararlaştırılmıştı; Pâdişâh Erzurum'da bulunduğu sırada Şahın elçisi gelip mütareke istediklerinden bu teklifleri kabul olunarak bunun müddeti İran'ın mütarekeyi bozduğu tarihe kadar şaha bırakıldı; bu suretle muharebeye son verildikten sonra Şah Tasmasb
ikinci defa barışa talip olduğundan —barış için ilk defa 1553'de elçi göndermişti— 1555 Nisan'ı sonlarında (962 H.) şahın elçisi olan eşik ağası Ferahzâd Bey ile şahın nâmesi geldi; nâmenin sonunda İran hacılarının mukaddes mevkileri ziyaretlerine de müsaade istenmişti; bunlar yapıldı ve şahın nâmemesine cevap verildi. Amasya Anlaşması 29 Mayıs 1555 (8 Receb 962)'de imzalandı.

Safevîlerin Şia mezhebi üzerine bir devlet kurmaları münasebetiyle Kanuni zamanında da el altından yaptıkları kışkırtmalar üzerine hükümetin Frenklerle muharebe ve mücadele ettiği sırada Anadolu'daki Kızılbaşların çok sayıda ayaklanmaları vukua gelmiştir ki Kalender Çelebi, Baba Zünnun, Veli Halife, Sülün oğlu ve saire bunlardandır.

İran elçileri İstanbul'a geldikleri zaman bir kısım cebecilerle topçular, kendi ağalarıyla beraber Üsküdar'a geçirilerek elçi alayını Tekke mevkiinde (Şahkulu tekkesi) karşılayıp Üsküdar'a getirerek orada hazırlanan konağa indirirlerdi. Elçiyi hükümet namına çavuşbaşı karşılar ve kendisine mihmandar tayin edilirdi. Bundan sonra Tersaneden gönderilen kadırga ile elçi İstanbul tarafına geçirilip Eminönü'nde yeniçerilerden bir müfreze sefiri karşılayıp kendisine ve maiyyetine gönderilen atlara binerek ikametine tahsis edilen konağa götürülürdü. Elçi vazifesini bitirip gidinceye kadar kendisine devlet hazinesinden yiyecek tahsisatı verilmesi kanundu.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz