Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
İslam Tarihi
Kırım Hanlığı
Osmanlı Müziği' nin Tarihsel Akışı
Seyyid Hasan Paşa
(Bıyıklı) Derviş Mehmet Paşa
Askeri Ödenekler
Anadolu Beylikleri
Ebu İshakzâde Mehmed Esad Efendi
Osmanlı'da birlik içinde yaşama sanatı
Osmanlı Devleti

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlılardaki İmaretler

İmaretler, sosyal müesseselerin birinci derecede hayırlılarındandır. Devlet hudutları genişledikçe tabii olarak muhtelif sebep ve ihtiyaçlar hasıl olmasıyla bunların adetleri de artmıştır.

Medrese talebeleriyle gelip geçen misafirlere, fakir halka her gün akşam ve sabah yemek vermek üzere tesis edilen bu imaretlerden en mühimleri İstanbul'da Fatih Camiinin yanındaki imarethane ile Amasya, Edirne ve İstanbul şehirlerinde II. Bayezid, Sultan Selim ve Sultan Süleyman, Şehzade imaretleri ve Karapınar, Konya ve Şam'da yine Sultan Süleyman ve Şam'da Sultan Selim'e ait imaretlerle Üsküdar'da Mihrimah ve Manisa'da Sultan Süleyman'ın validesine ait imaretler ve devlet adamlarından Gebze'de Çoban Mustafa Paşa, Amasya'da Bayezid Paşa, İstanbul'da Atik Ali Paşa ve Davut Paşa ve Burgaz, Hafsa, Bosnasaray ile Payas'da Sokullu Mehmet Paşa'nın yaptırdığı imaretler Afyonkarahisar'da Gedik Ahmet Paşa'nın kütüphanesiyle beraber camiin yanındaki imareti daha böylece adedi yüzleri geçen imaretler, memleket içindeki fakir halkın ve medrese talebelerinin maişet sıkıntısını önlemişlerdir.

İmaretler vakfedenlerin servetlerinin çokluğuna ve azlığına göre değişirdi. Tabii olarak bir hükümdar imareti ile bir vezir imareti arasında fark olduğu gibi imaretlerin şehir, kasaba ve geçit yerlerinde yapılışlarına göre iaşe ve müstahdemler tahsisatı da değişirdi.

Fatih Sultan Mehmet'in yaptırdığı zengin imaret teşkilât ve iaşesine dair vakfiyesinden bazı kayıtları alarak bunun hakkında bir fikir olarak şunu diyebilirz:

Evvelâ imaretin kâtip, vekilharç ve kilercisi ile iki süpürücüsü ve bir kandilcisi altı aşçı ve altı ekmekçisi, buhurdan temizleyicisi, iki bulaşıkçı bir et hamalı, bir odun hamalı ve daha sair hademeler olmak üzere bu müessesenin muhtelif yevmiyeli 37 müstahdemi vardı.

İmarette sabah ve akşam hergün iki defa yemek pişirilecekti. Cuma geceleri müstesna olmak üzere sabahları pirinç çorbası ve akşamları buğday aşı ve cuma günlerinde sabah buğday aşı ve akşam tane, zerde ve zırva pişecekti; her sabah ve akşam yemekleri için 320 okka koyun eti alıncaktı; hergün pişecek buğday aşına 7 kile buğday ve pirinç çorbasına yedi buçuk kile pirinç verilecekti. Yine hergün 600 okka undan 72 dirhemle 100 dirhem arasında 3300 adet fodla pişecek ve hergün misafir için 4 kişi bir sofra olmak üzere 160 kişi için 40 sofra kurulacak ve her sofraya bir lenger pilav ve iki lenger et ve zerde ve dört fodla verilecekti.

Fatih imaretinde cami, medreseler (Sahn ve Tetimme medreseleri) hastahâne ve kütüphane memurları, velhasıl bu külliyenin bütün müstahdemleri yemek yiyeceklerdi; burada her gün talebe, müstahdemler, misafirler ve fukara olmak üzere binden fazla insan yemek yerdi.

Vakfiye mucibince yemekler, ekmek yerine verilen fodla pidesinden başka pirinç çorbası, buğday aşı, et yahnisi, aksı aşı, zırva denilen şekerli tatlı ile patlıcan, üzüm, soğan turşuları idi; kabak zamanında 40 gün kabak yemeği verilmesi de vakfiyede yazılıdır.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz