Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Birinci Cihan Harbi Niçin Çıkarıldı
XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlılardaki Hastahaneler
'Adalet sempozyumu ve Osmanlı adâleti'
Tarihimizde Nisan Ayı Olayları
XV. Yüzyıl Ortalarından İtibaren Tasavvuf Akımları
Namık Kemal
Yirmisekiz Çelebizâde Sait Mehmet Paşa
ECDADIMIZIN BÜYÜKLÜĞÜ
Osmanlılarda İlk İlmî Müesseseler
Osmanlı’da bile 25 yaşında seçiliyordu; ya biz?

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlılardaki Hastahaneler

XV. yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezid'in Bursa'da yaptırmış olduğu hastahaneden başka hastahane görülmüyordu; bu hükümdar ile kendisinden sonra gelen hükümdarlar zamanında Anadolu beyliklerinden alınan bazı şehirlerde eskiden yapılmış hastahâneler mevcut olduğundan bunlarla idare edilmişti; yalnız Edirne'de cüzzamlılara mahsus olmak üzere 1441 ile 1451 seneleri arasında yaptırılmış bir tecrithane görülmüştür.

Fatih Sultan Mehmt İstanbul'da Sahn-ı Seman ve Tetimme medreseleri ile cami ve imaretini yaptırdıktan sonra bir de hastahane vücuda getirmiştir; bu hastahane 875 H. 1470 M. de açılmıştır; vakfiyedeki kayıtlara göre burası hastahane ile hastalara yemek pişirecek imareti içermek üzere iki kısımdı; hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun hastahaneye uzman iki tabip ve yardımcıları ile hastaların ilâçlarını hazırlıyan bir eczacı ve bir göz hekimi ve bir cerrah tayin edilmesi şartları îcabındandı; tabiblerin her birine günde 20, eczacıya 6, göz hekimi ile cerraha 8'er akçe yevmiye verilecekti; bunlardan başka hastahanenin kâtip, hasta bakıcıları, vekilharcı, anbar memuru, aşçı ve hastaların ilâçlarını muhafaza eden bir memur ile kapıcısı vardı.

Hastahanede mevcut hastalardan başka hariçten ayakta tedavi için gelen fakir hastalar haftada bir gün muayene edilerek ihiyaçları olan ilâçlar kendilerine verilecekti. Hastahane imaretindeki iki aşçı, tabiblerin hastalar için pişirilmesini emreyledikleri perhiz yemeklerini pişireceklerdi; tabip ve müstahdemlerin yevmiyeleri vakfiyede inceden inceye tesbit edilmiştir; vakfiyelerde hastalar için hamam olmadığından dolayı vakfa tahsis edilen ilâç parasının fazla akçesinden verilmek şartiıyla başhekim Hacı Musa'nın arzı üzerine 985 H. 155 M.'de hamam yapılmasına müsâade edilmiştir.

XV. yüzyıl sonlarındaki hastahânelerden birisi de 890 H. 1485 M.'te II. Bayezid tarafından Edirne'de Tuna nehri kenarındaki cami yanında yaptırılan hastahane ile tıp medresesi denilen yerdir. Bu medrese zamanımızın bazı araştırmacıları tarafından darüttıb veya seririyat olarak kabul edilmektedir; Evliya Çelebi, Medrese-i Etıbba ismini verdiği bu medresenin odalarında değerli talebe bulunduğunu ve bunların tıp ilminden bir şubeye intisap ile bir çok kıymetli eserler okuduklarını yazar. Vakfiyesine göre hastahanenin biri baş olmak üzere üç tabibi ile iki göz hekimi, iki cerrah ve bir kâtibi ve diğer bir hayli müstahdemleri vardı. Evliya Çelebi bu Edirne Darüşşifasını çok övmektedir; ona göre burada zengin ve fakir herkesin tedavisinden başka deliler için de koğuşlar varmış; yine Evliya Çelebi hastahane vakfiyesinde bazı hastaların musiki ile tedavisinden bahsederek bu vakfiyeye göre burada on hanende ve sazendenin haftada üç gün hastalara ve delilere muhtelif musiki parçaları okuduklarını beyan etmekte ise de hastahâne'nin 898 H. tarihli vakfiyesinde böyle bir kayıt yoktur.

Hastahanenin eczahanesinde hastalıklara göre macunların çeşitleri bulunur ve bu ilâçlardan haftada iki gün hariçte ihtiyacı olanlara da verilirdi.

XVI. yüzyılda yani 920 H. 1514 M. de Üsküdar'da Karaca Ahmet'te hâlâ Miskinler tekkesi diye meşhur olan ve bundan yaklaşık 80 sene öncesine kadar hastalıkları bulunan cüzzamlılara mahsus bir tecrithane yaptırılmıştı ; İstanbul'da Haseki Sultan Camii yanında Kanunî Sultan Süleyman'ın zevcesi Hürrem Sultan tarafından 946 H. 1539 M. de yaptırılan hastahâne ile Süleyman'ın validesi Ayşe Hafsa Sultan'ın 962 H. 1554 M. de yaptırdığı hastahâne ve istanbul'da 963 H. 1555'de cami, imaret, darülhadis, türbe, mutfak ve hamamı bulunan Süleymaniye külliyesi ile beraber yapılan hastahâne ile tıp tedrishânesi XVI. yüzyıl ortalarına kadar olan sağlık kurumlarındandır.

965 H. 1557 M. tarihinde tertip edilen vakfiyeye göre Süleymaniye darüşşifası kadrosunda birisi 30 akçe yevmiyeli başhekim olmak üzere 20 ve 10 akçe yevmiyeli üç hekim ve biri 6 diğeri 3 akçe yevmiyeli iki cerrah ile aynı yevmiyeli iki göz hekimi ve bir eczacı ve iki eczacı kalfası, bir vekilharç, bir kâtib, dört şerbetçi (şurupları yapan), bir kilerci ve hastalara hizmet eden ve delileri zapteden dört kayyum, iki çamaşırcı, bir berber, bir tellâk vardı; her günkü ilâç masrafı olmak üzere başhekimin emrine üçyüz akçe konmuştu.

Süleymaniye hastanesinden başka tıp medresesine 20 akçe yevmiyeli bir müderris (Profesör) tayin edilmiş olup, tıb nazariyatını tedris edecek olan bu profesörün sekiz de talebesi vardı. Tıp tedrisatı haftada dört gündü.

Süleymaniye hastahânesinde delilere mahsus ayrı koğuş vardı. Her sabah erken açılan hastahânede hariçten gelen hastalar da öğle vaktine kadar muayene ve tedavi edilirlerdi.

Osmanlı memleketlerindeki resmî hastahânelerle hassa tabipleri denilen resmî ve hususî tabib, cerrah ve eczacıların mercii hekimbaşılık idi. Hekimbaşılar resmî tabiblerin isim ve memuriyetlerini içeren defterlerini tutarlar ve boşluk vukuunda kıdemlisini ve ehlini tayin ederlerdi. Bütün hastahânelerin bir tertip sırası vardı; en yüksek hastahâne Süleymaniye darüşşifası idi; hususî tabibler de imtihanla ehliyetlerini isbat ederek hekimbaşıdan aldıkları ehliyetname ile tebabet yapabilirlerdi.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz