Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Minkarizâde Yahya Efendi
Zurnazen Mustafa Paşa
Mehmed Âkif Ersoy'dan ölümsüz çağrı
Bursa Yeşil Cami
Yeniçerilerin yemek usûlleri
OSMAN GAZİ VE FAKİR KÖYLÜ
İstanbul'un Fethinin Kazandırdıkları ve İkinci Fethe Hazırlık
I. Mustafa
ISLAHAT FERMANI
Sultanzâde Mehmet Paşa

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

XV. Yüzyıl Ortalarıyla XVI. Yüzyıl Ortalarında Osmanlılardaki Edebî Akım

XV. yüzyılın ikinci yarısı Osmanlılardaki kültür hayatının en yüksek bir devridir. Tahsilleri yüksek olan II. Mehmed ile oğlu II. Bayezid devlet erkânından Mahmud, Karamanî Mehmed, Fenarîzade Ahmed, Çandarlızâde İbrahim ve Veliyyüddin oğlu Ahmed, Tazarruat sahibi Sinan Paşa, Cezerî Kasım Paşa'lar gibi kıymetli âlim vezirler, gerek Osmanlı'daki ve gerek dışardan gelmiş olan muhtelif âlim ve şairleri himaye eylemişlerdir; bunlardan başka iyi yetiştirilmiş olan Osmanlı şehzadeleri bulundukları sancaklarda etraflarına âlim ve edipleri toplamışlardır.

Edebî hayat İstanbul, Edirne ve Bursa'dan başka şehzade sancaklarında, Bağdat, Diyarbakır, Konya ve Rumeli'de bir ilim merkezi haline gelmiş olan Üsküp ile Yenice-i Vardar'da gelişmekte olup buna da sebep buralarda şair ve edibleri himaye eden şahsiyetlerin bulunmaları idi.

Tazarruat sahibi Sinan Paşa bu yüzyılın nesir yazan ediplerinin başında gelmektedir. Sinan Paşa, asrının en kuvvetli mütefekkirlerindendi; Türk nesrinin azametini tecelli ettiren meşhur Tazarruat adlı eseri fikrî metaneti, sanayi-i lâfzıyye ve hikemiyye îtibariyle taklidi kabil olmayan fevkalâde sanatkârane bir eserdir; Tezkire-i evliya adlı yapıtı da sanayi-i lâfzıyye cihetinden kuvvetli ise de Tazarruat kadar değildir; 893 H. 1486 M.'de vefat etmiş olan bu büyük mütefekkir, İstanbul kadısı meşhur Hızır Bey'in oğludur.

Veliyyüddin oğlu Ahmed Paşa (vefatı 902 H. 1597 M.) büyük bir Türk şairidir. Asrının Osmanlı Türkçesini maharetle kullanan bu şair, bilhassa kaside vadisinde çok muvaffak olmuş ve çağdaşlarını geçmiştir; geniş hayali, ince üslûbu, zarif nükteleri ve lisaniyle Şeyhî'den sonra Türkçedeki kudreti ile ayrı bir muhit yapmıştır; gerek kendi devrinde ve gerek kendisinden sonra gelen şairler (Visâlî, Konyalı Nizami, Şehzade Cem vesaire gibi) üzerinde tesirini göstermiştir.

XV. yüzyıl sonlarıyla XVI. yüzyıl'ın ilk yıllarını yaşayan Necatî (vefatı 914 H. 1508 M.) gazel ve mersiyeleriyle şöhret bulmuştu; Ahmed Paşa'dan sonra gelen en kıymetli üstad şairlerdendi. Kastamonu sancakbeyi olan Şehzade Mahmud'un nişancısı ve musahibi idi. Kendisi meşhur döne döne redifli gazeli ile tanınmıştı. Necatî, efendisinin vefatından sonra İstanbul'a gelerek divan-ı hümâyunda kâtip olmuştu.

Necatî derecesinde olmamakla beraber XV. inci yüzyılın sonlarında yetişen şairlerden Kadı İshak Çelebi zevcesi Amasyalı Zeyneb Hanım ile (vefatı 879 H. 1474 M.) Mihrî Hanım'ı (vefatı 912 H. 1506 M.) zikretmek lâzımdır; Zeyneb hanım, içinde Farsça beyitler de bulunan divanını Fatih Sultan Mehmed'e takdim ile iltifat görmüştür. Mihrî ise Necatî'nin döne döne redifli gazeline başarılı bir nazire yapmıştır.

Vezir-i âzam Mahmud Paşa (vefatı 879 H. 1574 M.) gerek zatî fazileti ve gerek âlim ve şairleri himaye etmesi îtibariyle XV.'inci yüzyılın ikinci yarısına şeref veren kıymetli bir vezir olduğu gibi Adnî mahlasıyla yazdığı nazımları arasında çok kuvvetli olanları görülüyor; şuara tezkireleri, nesrinin nazmından güzel olduğunu yazarlar.

Hadım Ali Paşa ile Yunus Paşa'nın divan kâtipliklerinde bulunarak 918 H. 1512 M.'de vefat eden Şehrengiz ve Divan sahibi Mesihî, çağdaşları arasında şöhret sahibi olduğu gibi 914 H. 1508 M.'den sonra vefat eden ve Firdevsî-yi Rûm denilen Edincikli Uzun Firdevsî, II. Bayezid'in himayesine nail olarak bir hayli manzum eserler yazmışsa da sanatkârane değildir.

Yine bu devirde yetişmiş olan Akşemseddin'in oğlu Hamdullah'ın (vefatı 914 H. 1508 M.). Mesnevi tarzı pek lâtif ve akıcı olup diğer eserleri arasından bilhassa Leylâ vü Mecnun ile Yusuf u Züleyha' adlı eserleri en güzel nazımlarındandır.

Şair Âhî'nin Hüsrev ü Şirin manzumesi, nişancı ve kazasker Tacizâde Cafer Çelebi'nin Heves-nâme adlı eseri de, XVI. yüzyılın ilk seneleri içinde yazılmış edebî, güzel eserlerdendir. Yine bu devirde adedi epey bir fazla tutan manzum vekayinâmeler görülmektedir ki hem nazım ve hem tarih bakımından dikkate şayandırlar; meselâ Sinoplu Hisalî'nin, Kemal Reis'in deniz gazalarına dair 11,000 beyitli mesnevisi ve Edirneli Cenanî'nin Bosna'da Davud Paşa'nın gazavatına dair 15,000 beyitli manzumesi, Sarı Kemal'in, II. Bayezid'e ithaf ettiği Selâtin-nâme'si ve Sûzî'nin Mihaloğlu Ali Bey'in akınlarına dair kaleme aldığı 15,000 beyitli mesnevisi ve Şair Enverî'nin vezir-i âzam Mahmud Paşa'ya ithaf etmiş olduğu Düstur-nâme'si, Uzun Firdevsî'nin Midilli muhasarasına dair Kutub-nâme isimli manzum vekayinâmesi bunlardandır. XVI. yüzyılın ilk yarısı Osmanlılarda şiir ve edebiyatın en yüksek devridir; bu en parlak devir içinde, içine pek çok Arapça ve Farsça karışarak zenginleşen Osmanlı lisanı şiir ve edebiyatta Zatî, Taşlıcalı Yahya, Bakî, Fuzulî gibi şairler ve İbn-i Kemal, Tosyalı Nişancı Celâlzade Mustafa Bey, ve Şakayık mütercimi Mecdî Efendiler gibi yüksek nâsir ve münşiler yetiştirerek ağdalı bir Türkçe ile kalemî maharetlerini göstermişlerdir.

XVI. yüzyılda Rumeli (Balkan yarımadası) artık kültürel olarak tamamen Türkleşmiş ve bu kıtada (bilhassa Üsküpte) bir çok Türk âlim ve şairleri yetişmekte bulunmuştu; Osmanlı lehçesi ve şiiri Azerbaycan ile Kırım'da da kendisini göstermiş ve tesirini yapmıştı; doğu Anadolu'daki Kürtler arasında Türkçe yayılmıştı; hülâsa Osmanlı devleti sahasını nerelere kadar genişletti ise bir müddet sonra maarifini de oralara götürmüştür.

Yavuz Sultan Selim, babası ve büyük babası gibi şairdi; oğlu Sultan Süleyman'ın da şiirleri vardı. Gerek bunlar ve gerek bunların şehzade ve vezirleri, edip, şair ve âlimleri himaye etmişlerdi. Vardar Yeniceli Hayalî (vefatı 985 H. 1577 M.) ve Bursalı Lâmiî (vefatı 938 H. 1531 M.) ve yine Bursalı Rahmî (vefatı 975 H. 1567 M.) gibi âlim ve şairler vezir-i âzam İbrahim Paşa'nın himayesine nail oldukları gibi, meşhur Bakî'yi de bizzat Sultan Süleyman himaye eylemişti.

Bu devrin şairleri içinde Balıkesirli Zâtî'yi (vefatı 953 H. 1546 M.) başta zikretmek lâzımdır; Zatî ile yetiştirdiği Bakî ve Rahmî, Türk klâsik edebiyatını meydana getiren kuvvetli şahsiyetlerdendir; Zatî bilhassa kaside ve gazelleriyle şöhret bulmuş ve bu hususta cidden muvaffak olmuştur. Yenice-i Vardarlı Hayalî ise Zâtî'den sonra kendisini göstermiş ve özellikle gazellerinde pek ziyade muvaffak olmuştur.

Hayalî'den sonra Osmanlı başkentinde en mümtaz mevkii Bakî işgal eylemiştir. Gazel ve kaside söylemekte XVI. yüzyılın en büyük simaları sırasiyle Zatî, Hayalî, Fuzulî ve Bakî'dir.

Azerî lehçesiyle pek başarılı şiirleri olan ve gazel vadisinde büyük muvaffakiyet gösteren Fuzulî (vefatı 963 H. 1555 M. veya 970 H. 1562 M.) Oğuzların Bayat kolundandır; Divân, Leylâ vü Mecnun, Beng ü bade adlı eserleri kendisinin kudretine delildir; hissiyatında tamamıyla samimî bir şair idi.

XVI. yüzyılın en muhteşem ve lirik şairlerinden biri de Bakî'dir (vefatı 1008 H. 1599 M.) Fatih Camii müezzininin oğlu olan ve ilmiye sınıfından yetişerek kazaskerliğe kadar çıkan Bakî, kaside ve gazelleriyle şöhret bulmuş ve şair Hayalî'den sonra şöhreti İmparatorluk dahilinde yayılmış ve hattâ Hindistan'a kadar gitmiştir; şiirlerindeki ahenk taklidi imkansız olduğu için kendisinden üç asır sonraya kadar üstad olarak kuvvetini muhafaza etmiştir. Kanunî Sultan Süleyman'ın himayesi sayesinde süratle ilerlemiş ve bu büyük hükümdarın vefatına dâir söylemiş olduğu mersiyesi, velinimetinin kadirşinaslığına karşı minnet ve şükran hislerini belirten nimetşinaslığın şaheseri olarak şöhret bulmuştur.

Bu XVI. yüzyıl ortalarına doğru Batı Türk diline ve Türk gramerine dair Bergamalı Kadri isminde bir lisan âlimi tarafından kaleme alınarak 933 H. 1527 M. de Vezir-i âzam İbrahim Paşa'ya takdim edilmiş olan Müyessiretü'l-ulum ismindeki eser Türk dilinin gramer kuralları bakımından pek mühim olup Türk Dil Kurumu tarafından 1946 senesinde yayınlanmıştır.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz