Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Lala Şahin Paşa
Edebî Akımlar
Sultan İbrahim'in Hükümdarlığı
Ayas Paşa
Fahriye
Karagöz Osmanlı Gölge Tiyatrosu Kişileri (Karakterleri)
ÜÇ AY SAHİBİNİ BEKLEYEN ALTIN KESESİ
Ulu Hakan ABDÜLHAMID HAN'IN
Naili Abdullah Paşa
15. ASIR TÜRK-İSLAM EDEBİYATI

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna Kadar Yeniçeri Ocağı

Sayfadaki Başlıklar


Yeniçerilerin Serkeşlikleri
Yeniçerilerin Pâdişâhı Saraya Sokmamak Kararları
Padişahın Kanuna Uymaya Mecbur Olması
Ocağın Bozulmasının Sebepleri
Ocak Mevcudu
Ocak İsyanlarının Başlıca Sebepleri
Diğer Yaya Ocaklar

Yeniçeri ocağının nasıl teşekkül edip teşkilâtının ne suretle genişlediği ve cemaat, sekban ve ağa bölükleri ile ocaklının talim ve terbiyesi ile hizmetleri ve muvaffakiyetleri hakkında sitemizin daha önceki yüzyıllara ait ordu teşkilatı kısımlarında yer verilmiştir; bu kısımda, bu gazi ocağın ne gibi sebeplerle intizamını kaybetmiş olduğu ve ne için eski varlığını muhafaza etmediği kısaca anlatılacaktır.

Yetmiş dört yaşında ve ordusunun başında olarak Zigetvar kalesi önünde vefat eden Kanuni Sultan Süleyman'ın vefatını müteakip yeni hükümdar II. Selim, Belgrat'a gelerek ordunun dönüşünü bekliyordu; bu sırada sadrâzam Sokullu Mehmet Paşa'nın askerin cülus bahşişleri hakkında kanun ve teamülü arz eden takriri geldi; fakat Sultan Selim, maiyyetindeki bazı tecrübesiz adamların sözlerine uyarak veziri- âzamın tavsiyesine riayet etmedi; bunun üzerine Sultan Süleyman'ın vefatından mütevellit büyük teessürün de tesiriyle yeniçeriler, kanunlarına riayet edilmediğinden dolayı serkeşçe bir vaziyet alarak dediklerini yaptırmak suretiyle hükümet otoritesini kırdılar.

Vezir-i âzamın ocak kanun ve teamülüne göre pâdişâha tavsiyesi şöyle idi : "... merhum ve mağfurun cenazesiyle varduğumuzda otâg-ı hümâyun (Padişahın çadırı) önünde sâyeban kurulsun ki merhum ve mağfur pâdişâh hazretleri belki Sultan Selim Han'ıma müyesser olup teşrif eyleye demiş idi; devlet ve ikbal ile cülus-ı hümayun buyurulup devlet erkânı yollu yolunca taziyet edip behemehal kul taifesi eskidenberi ecdâd-ı izamınız kanunu üzere bahşiş ve terakkilerini mübarek ağzınızdan işitmek aralarında âdet olduğundan 'Cümlesi verilsün makbul-i hümâyunumdur' demenizi isterler; hususiyle yeniçeri taifesinin kanunları, çavuşları el kaldırıp ocaktan geçen yoldaşlarına ve Âl-i Osman pâdişâhlarına dualar edip cümlesi 'Amin' demek eskidenberi âdetleridir ve hayır ve bereket dahi bundadır; bâdehû cenaze namazı kılınıp taziyet işi tamam olup ertesi gün içeride divan olup erkân-ı devlet tabrik için etek öpüp hil'atler giydirilmek âdettir..."

Vezir-i âzamın bu tezkiresi gelince Sultan Selim ve hocası Ataullah Efendi ile lalası Hüseyin Paşa'yı davet edip göstermiş, onlar da "Bunlara hacet yok, cülus İstanbul'da oldu; buraya gelmesek ne yapacaklardı?" sözleriyle vezir-i âzamın tezkiresine itiraz etmişlerdir. II. Selim, musahibi Celal Bey'i de davet ederek fikrini sormuş, o da :
-"Evvel zamandan bir söz işitilirdi, vâki imiş; Âl-i Osman'dan kul kılıcı altından geçmeyen saltanat tahtına geçmez derlerdi, gerçek imiş, mülkün sahibi hazır olunca bu şeyler dağdağadır" sözleriyle vezir-i âzamın mütalaasını beğenmemiş ve tabii tezkirenin icabı yapılmamıştır.

Sokullu, bunları haber alıp arızasına ehemmiyet verilmediğini duyunca mahremi olan kâtibi Feridun Bey'e:
-"Vezir, memleket işine dair ahval arzeder ve pâdişâh başkalarının sözleriyle hareket edince bundan ihtilâl çıkar; zira başkaları ahvâle vâkıf olup sırra mahrem olmaz, hata bundadır; pâdişâhımız kimseye söz söyletmez, söylemek dahi istemez; kul taifesi ise cülus saltanatında, bizzat kendi ağzından işidegelmişlerdir, bu ortalıkta Mehmed Lala nice müdâra etsin, ahval-i devlet neye müncer ola?" diye dert yanmıştır.

Bunun üzerine Feridun Bey, "pâdişâh otağ-ı hümâyuna girince bir tezkire ile tahtın meydanda kurulmasını ve kul taifesinin dileklerinin makbul olduğunun beyanını ve sonunda pişmanlık olmamasını arzedelim" demiş ise de sadrâzam muvafakat etmeyip:
-"Bizim vezir olduğumuz neden malûm? İstediğini istihdam eylesün; yazmak, hata ettiniz demek olur" diye yazdırmamıştır.


Yeniçerilerin Serkeşlikleri

Nihayet Sultan Süleyman'ın cenaze arabası vaveyla içinde görününce Sultan Selim matem elbisesiyle karşılayıp cenaze namazı kılınıp dua ile otağına döndüğü sırada yeniçeriler ve kapıkulu ocakları yüksek sesle:
-"Bizim kanun-ı kadîmimize riayet olunup bahşişlerimiz söyleşilmiş idi; nice olacaktır?" deyip vezirlere dönerek

-"Nice böyle eylediniz. Amma sonra zahmet çekersiniz; yine suçlu biz oluruz; imdi Edirne kapısında veya Saray kapısı'nda yine siz bizimsiz, hayır ola" diye bağrıştılar. Pâdişâhın babası evine gider gibi çekildiğini görünce, ona da:
-"Biz seni avlayacak yeri biliyoruz" diye de söylendiler.

Pâdişâhla beraber gelenlerin fitneye sebep oluyorlar diye ordudan hemen uzaklaşmalarını yoksa "it gibi kılıç üşürüp kırarız" demeleri üzerine bunlar derhal İstanbul'a gönderildiler.

Cülus bahşişi olarak kapıkulu süvarilerine biner ve yeniçerilere ikişer biner akça dağıtıldı; cülus terakkisi olarak da üç akçe yevmiyeli yeniçeriye beş, beş akçe yevmiyeliye sekiz ve sekiz akçe yevmiyeli yeniçeriye de bir akçe zamla dokuz akçe yevmiye verilmesi kabul edildi. Süvari ocağının altı bölüğüne de derecesine göre terakkileri yapıldı.


Yeniçerilerin Pâdişâhı Saraya Sokmamak Kararları

Bundan sonra ocaklar pâdişâhla beraber İstanbul'a hareket ettiler; yeniçeriler İstanbul'a yakın Litroz'da toplanıp istanbul'a girildiği zamanki vaziyeti görüştüler; Edirne kapısı'ndan girildikten sonra Eski odalar önünde (şimdiki Şehzade Camii karşısı) durup ileri gitmemeye ve yahut saray kapısını kapatıp pâdişâhı içeri sokmamaya karar verdiler; filhakika Eski odalar önünde durdular, bir saat böyle beklendi. "Yürüyün yoldaşlar" denilince
-"Katalan otluk arabası vardır" dediler; Sultan Bayezid hamamı önüne gelindiği sırada Vezir Pertev Paşa:
—Yoldaşlar, lâyık değildir" deyince bu sözden canları sıkılıp:
-"Bire vastık fitne, bunlar senin kölen midir? ve sen serdar mısın ki böyle söylersin?" deyip birisi korkutmak kasdiyle darbesiyle vurup düşürüp başındaki mücevveze denilen kavuğu yere yuvarlandı; bunun üzerine Kaptan-ı derya Piyale Paşa:
-"Neylersiz yoldaşlar, ayıp değil midir? Yol mudur böyle etmek?" sözleriyle bu harekette bulunanları tekdir edince, ona da:
-"Sen bir gemici azap ağasısın, bize söylemek ne yolundur?" diye onu da atından yıkıp kaçırdıkları gibi Ferhad Paşa'ya da taarruz ettiler; bu hal üzerine ikinci vezir ile vezir-i âzam ceplerinden avuç avuç altın saçarak "Lûtf eylen yoldaşlar" sözleriyle bir kısım yeniçeriler bunların etrafını alıp saray kapısına kadar götürdüler. Yeniçeri ağası Ali Ağa bu hâlin neticesinin kendi hayatına mal olacağından korkarak mendilini boynuna dolayıp:
-"Hay yoldaşlar, bana kıydınız, niçin böyle edersiz, lûtf edip ihsan edin" deyince ona da:
-"Sen bize gerçi sefer yolunda sükkerli peksimedler yedirdin; ama yeni pâdişâha ve Mehmed Paşa'ya hazine arttırmak istersin; belki sen de kurtulmazsın, katalan göresin" demişlerdi.

Yeniçerilerin en önde giden kısmı Yeni saray'ın (Topkapı sarayının) avlusuna girmişler ve vezirleri dışarıda muhafaza altına alarak Bâb-ı hümâyunu (sarayın Ayasofya Camii tarafına açılan birinci kapısı) kapayıp kimseyi içeriye koymamışlardı.


Padişahın Kanuna Uymaya Mecbur Olması

Bundan sonra pâdişâh Haseki hamamı (Ayasofya Camii karşısındaki çifte hamam) önünde gelince yeniçeriler vezirleri atlarından indirip önlerine katarak pâdişâhın yanına götürdüler ve eski kanunu pâdişâhın ağzından duymak istediler; sadrâzam ile diğer vezirler:
-"Şevketlû hünkârım, bunlar lisan-ı şerifinizden virgülerin işitmeyince müteselli olmazlar, inayet eylen fitne def olsun, buyurun" deyinceII. Selim:
-"İçlerinden Türkçe bilür var ise gelsün söyliyelim" deyince pâdişâh ile yüz yüze gelmeye cesaret edemediklerinden nihayet Sultan Selim:
-"Cümle bahşiş ve terakkileri verilsün, makbulümdür" demesi üzerine iş halloldu ve pâdişâh ikindi vakti saraya girebildi.

İşte devlet idaresini ve kanunlarını bilmeyenlerin karıştırdıkları iş hiç yoktan bütün askerin serkeşliğine, hükümet adamlarının otoritelerinin ve nihayet pâdişâhın da nüfuzunun kırılmasına sebep oldu.


Ocağın Bozulmasının Sebepleri

Bazı hâdiseler istisna edilecek olursa yeniçeri ocağının asıl bozulmaya başlaması III. Murat zamanından itibaren olup bundan sonra muhtelif vesilelerle bu bozukluk genişlemek suretiyle ve fasılalarla bir asır boynunca devam edip gitmiştir.

Ocağın bozulmasının sebeplerinden biri yeniçerilerin arasına devrişme kanununa ve acemi ocağı vasıtasıyla şimdiye kadar olagelen talim ve terbiyelerine aykırı olarak aralarına yabancı alınmış olmasıdır; meselâ III. Murat, oğlu Mehmet'İ sünnet ettirdikten sonra bu sünnet düğününde bazı küçük hizmette bulunanların yeniçeri ocağına alınmalarını pâdişâh emretmiş, yeniçeri ağası bunu ocak kanununa aykırı bulduğu için itiraz eylemiş ve tekrar emrolununca istifa ederek yerine ağa olan zat bunları ocağa kaydetmiştir. Bundan başka yine bu pâdişâh zamanında İran ve Avusturya ile yapılan uzun seferler münasebetiyle ocak boşluklarını doldurmak için devşirmenin kâfi gelmemesi nedeniyle kul kardeşi olarak ocağa efrad alınmıştır; yine bu gibi ihtiyaç üzerine veya yeniçeri ağası ve ocak kâtibine (Yeniçeri ocağı efendisi) verilen rüşvet mukabilinde ocağa hariçten talim ve terbiye görmemiş kimseler kaydedilmiş ve böylece gün geçtikçe ocak bozulmuştur.


Ocak Mevcudu

II. Selim'in cülusunda yeniçeri ocağı mevcudu on iki bin üç yüz iken on altıncı yüzyıl sonlarında yirmi yedi bin, on yedinci asır başlarında ve Kuyucu Murat Paşa sadaretinde otuz yedi bin altı yüz ve aynı asır ortalarına yakın yani IV. Murat zamanında kırk altı bini geçmiştir; fakat bu sıralarda sadrâzam Kemankeş Kara Mustafa Paşa bu mevcudu on yedi bine indirmiş ise de sonraları yine artarak bilhassa dört devletle dört cephede on altı sene süren muharebeler sebebiyle ocak mevcudu yetmiş bini geçmiş ve bunların maaşlarının verilmesi müşkül bir hal almıştı.

Sultan IV. Murat (1623-1640) yeniçeri ocağı mevcudunun lüzumundan fazla olduğunu görünce burada temizlik yapmak isteyerek kendisinin malûmatı olmadan hiç bir veçhile ocağa hariçten adam alınmamasını yeniçeri kâtibine tenbih ederek kendisini ölümle tehdit eylemiş ve emrinin yerine getirilip getirilmediğini adamları vasıtasiyle yoklattırarak rüşvetle ocağa adam kaydeden Yeniçeri kâtibi Osman Efendi'yi katlettirmiştir.


Ocak İsyanlarının Başlıca Sebepleri

II. Osman vak'ası, I. Mustafa'nın cülusundan hal'ine kadar geçen hâdiseler, Sultan İbrahim'in son senesi ile oğlu Avcı Sultan Mehmet'in ilk sekiz senesi içindeki dahilî vak'alarda hep yeniçeri ocağının kazan kaldırdığı görülür. IV. Murat idareyi bizzat ele alınca yeniçerileri iyice tedip ile nizam altına sokmuş ve biraderi II. Osman'ın intikamını almıştır.

Ocağın vakit vakit isyanı hep memnuniyetsizliklerinden ileri gelmeyip çok zaman mevki sahibi olmak veya hasımlarını ortadan kaldırmak isteyenlerin, herhangi bir sebeple ocak ağalarının; sarayın, vezirlerin tahrikleri ve bol vaidleriyle olagelmiştir. II. Osman vakası ve yeniçeri ocağına iltica etmiş olan bu padişahın hayatına dokunulmaması îcabederken onu düşmanlarının eline teslim etmeleri ocağın tarihi boyunca bir leke olarak kalmıştır.

XVII. yüzyılda yeniçeri ocağında sekban başı olan Koca Muslihüddin Ağa ile bunun damadı olan sekban başılık ve yeniçeri ağalığı ederek emekli olduktan sonra ocakta en ileri söz sahibi olan Kara Hasan Oğlu Hüseyin Ağa her istedikleri zaman ocağı isyan ettirecek kadar nüfuz sahibi olduklarından lüzumu halinde vezirler bunlara başvurmak suretiyle arzularına nail olurlardı; Sadrâzam Sofu Mehmet Paşa'nın sipahiler aleyhine ve Kaptan-ı derya Kara Murat Paşa'nın, Sadrâzam İbşir Mustafa Paşa aleyhine ve Köprülü Mehmet Paşa'nın kapıkulu süvarilerinin edebsizlikleri dolayısıyla yeniçerilerin müzaheretini temin etmeleri, vesaire gibi ocak kıyamları hep Muslihüddin Ağa ile damadı Kara Hasa Oğlu'nun elleriyle olmuştur.

Yeniçeri ocağına muharebeler dolayısıyla bir kaç sene namzed olarak memleket müdafaasında bulunup sonra Kuloğlu, kul kardeşi olarak tashih be-dergâh tabiriyle ocağa kaydedilmek suretiyle her sınıftan adam alınması tabîi olarak ocak nizamını bozmuştur.

Yeniçeri ocağı XVI. yüzyılın sonlarına yakın zamana kadar Osmanlı ordusunun talimli mükemmel bir yaya kuvveti iken bu tarihten sonraki zamanlarda gelişi güzel esnaf ve hammal makulesinden olanlardan rüşvet mukabilinde yeniçeri yazılması ve bunların kışlalarında oturmayıp evlerinde ve işlerinin başında kalmaları ocağı fena duruma düşürmüştür. Bununla beraber Ocak dahilindeki disiplinin şaşmaz bir kanun olarak devamı, yol ve erkân an'aneleri iyi bir kumandan idaresinde bulunulduğu zaman bunlardan büyük fedakârlıklar görülüyordu; dört devletle uzun süren muharebe sebebiyle ocağa Osmanlı ülkesindeki İslâm unsurdan yukarıda kaydettiğimiz şekilde yeniçeri alınmakta olduğundan ocak için devşirme usulü terkedilmiştir.

Köprülü'nün sadaretinden itibaren otuz sene kadar ocakta hiç bir isyan hareketi görülmemiş ve IV. Mehmed'in hal'ini intaç eden ve altı ay süren tehlikeli vaka da el altından ve devlet ricali tarafından yapılan tahrikle vukua gelmiştir.


Diğer Yaya Ocaklar

Osmanlı Devleti'nin maaşlı ocakları olan cebeci, topçu ve arabacı ocakları mevcudunun artması yeniçeri ocağına bağlı olup bunlar yeniçeriler ve Sipahiler gibi hükümete karşı serkeşçe durum takınmayarak çok zaman sakin kalmışlar ve bazen zorla ve gösteriş olarak mecburen yeniçerilere iltihak etmişlerdir.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz