Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Hersek Dükalığı
OSMANLI MERKEZ TEŞKİLATI
Kizil Sultan'i kim, niçin uydurdu ?
Anadolu Selçuklu Devleti
Molla Fenari®
Tardiye
KANUNİ'NİN BELGRAD KADISINA GÖNDERDİGİ FERMAN
Lala Şahin Paşa
Terbi '
Kırkdilim Savaşı

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

XVII. ve XVIII. Yüzyılda Osmanlı Ordusunun Durumu

Sayfadaki Başlıklar


Kapıkulu Ocakları
Yeniçeri ocağı
Altı bölük süvarileri
Eyalet Kuvvetleri
Tımarlı sipahiler
Mîrîli asker
Leventler

Kapıkulu Ocakları


Yeniçeri ocağı

16 sene sürmüş olan 1683 seferinden evvel Kapıkulu ocaklarının çıkış sebebi olan Devşirme kanunu kalkmış olduğundan yeniçeri ocağına alınacak olan efradın yolu kapanmıştı, bundan dolayı muharebelerde kalelerde hizmet edip sonra ocağa kaydedilmek suretiyle hariçten gelişigüzel her sınıftan ocağa asker alınır olmuştu; bunlar talim ve terbiyeden mahrum olarak sefere giderler ve seferden sonra ocağa kayıtlı olarak sanatlarıyla iştigal eylerlerdi. Ocak nizamının bozulması sebeplerinden birisi de ocaklıların esâme denilen maaş cüzdanlarının alınıp satılmasına müsaade edilmesi idi; bu esâme yani cüzdanlar kırdırılmak suretiyle hariçten satın alınarak alanlara kârlı bir gelir temin ediyordu.

İşte bu suretle yaya kuvvetini teşkil eden yeniçeri ocağı seferlerde askere olan ihtiyaç dolayısıyla hariçten toplama efrad ile doldurulmuş, zabturabt bilmeyen bu güruh muharebede çok defa harp etmekten ziyade esnaflık ve çapulculuktan başka bir iş görmez olmuşlar ve memleket müdafaası hizmeti ocaktan yetişme fakat miktarı az eski yeniçeri askerine kalmış ve bunlar da zaman zaman adedi çok olan baldırı çıplak güruhuna tabi olmak zorunda kalmışlardır.

1768 Osmanlı-Rus savaşı esnasında Hotin üzerine gönderilen Zağarcı ortasından, karakullukçu, alemdar ve odabaşı ile beraber ancak 83 kişi gidip kalanı "sancağ-ı şerif nerede ise biz oradayız" diyerek Bendemde salaşlar kurup alış veriş ettikleri için Serdar-ı ekrem Yağlıkçızâde Mehmet Emin Paşa, bunların salaşlarını yıktırıp yevmiyelerini kesmişti; bunun üzerine cepheden kaçmaya bahane arayan bu kaldırım kabadayıları:
"Kahvecimizin salaşı hedm olunmak bize var git demektir" sözleriyle muharebe sahasından kaçan bu serseriler İstanbul'a geldikten sonra kendi kabahatlerini örtmek için:
"Vezir-i âzam tayınımızı kesti ve bizi istiskal etti, yem ve yiyecek vermeyip orduyu perişan etti'" diyerek etrafa yaygara bastıklarından zavallı vezir-i âzamin katline sebep olmuşlardır. 1739'dan yani 30 seneden beri sefer olmadığından kâr ve kisbe alışmış olan yeniçeriler muharebe usul ve kaidelerini tamamen unutmuşlardı; ocakta disiplin kalmamıştı; yeniçerinin zabitine hürmetsizliği, kabadayılık sayılıyordu. Yeniçerilerin gayret ve faaliyetleri harp meydanlarında olmayıp şehir ve kasabalarda idi. 1772 Şubat'ta Tersane efradıyla yeniçerilerin 64. ve 25. bölük ortaları arasında Galata'da vukua gelip top ve tüfekle 3 gün 3 gece süren çarpışmada Sadaret kaymakamı ile sekban başı Galata tarafına geçememişlerdi; halbuki bu sıralarda Ruslarla muharebe oluyordu.

İşte askerî talim ve terbiye ile yetiştirilen Rus kuvvetleri karşısında Özi'den Şumnu'ya kadar bir facia halinde devam eden Rus savaşı nihayet Şumnu'da Serdar-ı ekrem ordusunun kuşatılması ve ağır bir barış yapılmasıyla sona ermişti (1774).

Kartal mağlûbiyetinden sonra orduda kalan 3000 ocaklı bir işe yaramadıktan başka erzak vesaireyi yüksek fiyatla satıp ticaret yapıyorlardı; hattâ Ruslara karşı İbrail kalesini müdafaa ile düşmanı çekilmeye mecbur eden muhafızlar maaş alamadıktan başka zahirelerini de tedarik edemediklerinden kaleyi terk ettiklerinden düşman İbrail'i kolayca işgal edivermişti.

Kaynarca antlaşmasından sonra bilhassa Halil Hamit Paşa sadaretinde askerî ıslahata teşebbüs edilmiş ise de bir isyan hareketinden korkulduğu için asıl ıslahı lâzım gelen yeniçeri ocağına yani yaya sınıfına el sürülememiş ve yalnız 1719, 1727, 1740, 1758, 1784 tarihlerinde ocak mevcudunun azaltılarak mahlûllerin hükümete bildirilmesi ve bu mahlûlleri bildirilenlerin yevmiyelerine zam yapılması gibi tedbirler kabul edilmiş; fakat esas olan talim ve terbiye cihetine yanaşılamamıştır.

Yeniçeri ocağının nizamsız hali 1787 seferinde de daha acı olarak kendini göstermiştir; şu halde Ziştovi ve Yaş antlaşması ile sona eren Avusturya ve Rusya seferleri Osmanlı ordusunda zamanının bütün teknik usulleriyle yetiştirilmiş talimli bir yaya kuvvetine kat'i ihtiyaç olduğunu meydana koymuştur.

Ocak defterine göre yeniçerilerin mevcudu pek çok olup maaşları o deftere göre verilirdi. Hakikatte ise ocak mevcudu maaş kaydına nisbetle çok azdı; ocaktan ölüm ve sair suretle eksilenlerin isimleri bildirilip defterden silinmezdi; bu isimlere ait esame kâğıdı yani hüviyet vesikası alınıp satılır, buna sahib olan her maaş çıktıkça elindeki esâme kâğıdı ile ismi var cismi yok olan yeniçerinin maaşını alırdı. Ocak ağalarının ve hariçten bir hayli kimselerin devlet ricali ve ulemanın böyle satın alınmış esame kâğıtları vardı. 1772 senesinde muharebe esnasında cephede vefat etmiş olan ordu kadısı Nimet Efendi'nin günde 1200 akçe getirir bir hayli esâme kâğıdı çıkmıştı.

Ocaktan bizzat maaşlarını alan yeniçerilerin hepsi sefere gitmeyip bunlardan bir kısmı rüşvet ve iltimas ile İstanbul'da kalırlardı; bundan dolayı ocak ağaları ve ocak zabitleri cephede veya herhangi bir yerde ocak mevcudunu yoklatmak istemezler ve bunu kendilerine îtimadsızlık sayarak hilelerini bu suretle örtmek isterlerdi. Bundan dolayı ulufe defteri gereğince verilen maaşa nisbetle cepheye ancak mevcudun dörtte biri giderdi. XVIII. asrın ikinci yarısında defter mucibince yeniçeri mevcudu 70,000'i geçmişti; fakat bunun pek azı seferde bulunmasından dolayı ihtiyaç doğduğunda ocağa asker kaydı için vilâyet ve kazalara ocak tarafından gönderilen turnacıbaşı ve serdengeçti ağaları vasıtasıyla bayraklar açılarak asker toplanır ve bu suretle tashih ve bedergâh, serdengeçti ve dalkılıç namı ile yeniden efrad kaydedilirdi.

1768 seferi esnasında III. Sultan Mustafa, yeniçeri ocağının acıklı hali dolayısiyle Sadr-ı âzam, Serdar-ı ekrem tayin etmiş olduğu Silâhtar Mehmet Paşa'ya göndermiş olduğu hatt-ı hümâyunda selefleri gibi ağır hareket etmemesini beyan ettikten sonra:
"... Ecdâd-ı izamım zamanlarında olan esfarda bunca yüz aklıkları yeniçeri kullarımın ve bilcümle ocaklar halkının kanunları tertibine riayet ve ittifak-ı derunla ırz-ı ocağı ve namus-ı din-i Muhammedi'yi tekmil gayretleriyle hasıl olmuşken bir iki seneden beri kanun ve kaide-i ocağa, şartınca riayet olunmadığından neferât-ı askeriyye bî-hengâm avdet ve uğradıkları mahallerde zâbitânın kendûlere adem-i rağbetlerinden şikâyet ve bu günâ tefrika, düşman galebesine illet olup düşman taburu meydanlarda iken ordu-yı hümâyunum ve hudud-ı memâlik-i İslâmiyye asker ve muhafızdan tehi kalmakla bu gûnâ haletler vukuuna bâis oldu..." diyerek nizamsız askerin düşman önünden kaçıp cepheyi boş ve düşmana açık bıraktıklarından şikâyet edilmektedir.

Yine aynı hükümdar mağlûbiyetin devam etmesi sebebiyle diğer bir hatt-ı hümâyununda da:
"... ber muktezây-ı takdir iki seneden beru Moskovlu keferesiyle olan muharebelerde kâh Serdâr-ı ekrem ve zâbitânın adem-i takdir ve tedbirleri dolayısıyla düşmanın memleketi hâli bularak Tuna'nın karşı yakasına geçerek" kaleleri zabt ettiğinden bahsetmektedir ki bunlar hep talimli, muntazam düşman kuvvetlerine karşı talim ve terbiye ve disiplinden tamamen mahrum olan kalabalıktan ileri gelmekte idi.

Merkez ordusunun topçu teşkilâtı efradı yaya kuvvetlerine nazaran Avrupai tarzda oldukça iyi yetiştirilmiş olduğundan bunlar 1787 seferinde güzel hizmet etmişlerdir.


Altı bölük süvarileri

Kapıkulu süvarilerinden altı bölük süvarileri de yeniçeriler gibi esaslı ıslahata muhtaçtı. XVII. asırdan itibaren teşkilâtları bozulmuş ve çok sayıda isyanları neticesinde yedikleri darbelerle îtibarları kalmamış ve yeniçerilerden daba fena vaziyete düşmüş olduklanndan yegâne vazifeleri olan sancağ-ı şerif hizmetinde bile kendilerinden bir fayda görülmüyordu; hattâ 1768 seferi münasibetiyle vezir-i âzam ve Serdar-ı ekrem Silâhtar Mehmet Paşa'ya gönderilmiş olan bir hatt-ı hümâyunda; sipah ve silâhdar ocaklarının seferber kayıtları gereğince hepsinin liva-i saadet (sancağ-ı şerif) hizmetinde mevcut bulunması îcab ederken bunun onda birinin bile hizmete gelmediğinin anlaşıldığı beyan edilmekte ve bu halin eskisi gibi nizama bağlanması emrolunmakta olup halbuki çığırından çıkmış olan bu ocakların harp zamanında ıslâhına imkân olmadığından istenilen şey tabiî olarak uygulanamamıştır.


Eyalet Kuvvetleri


Tımarlı sipahiler

Devletin en kuvvetli süvarisi olan tımarlı sipahiler ile onların cebelileri XVII. asır başlarından itibaren ihmal olunmaya başlanarak bunların esas kanunlarına bakılmadığından sonraları metris kazmak, tabya yapmak, kale tamir etmek, muharebe zamanlarında siperler için sepet örmek, toprak taşımak, hendek temizlemek ve lüzumu halinde sipere girmek ve köprü yapmak gibi ordunun geri hizmetlerinde ve nakliyatta istihdam olundukları gibi boş olan tımarların fazla gelirlileri hükümet tarafından hazineye alınmak suretiyle tımarlı sipahi mevcudu azaltılmış ve bir kısım dağılmış tımarlarda çıraklık olarak saray ağalarına Sadr-ı âzam ve diğer nüfuzlu şabısların maiyyetlerine verilir olmuştu.

Tımarlı sipahiler kanun gereğince tımarının bulunduğu kaza ve sancaklarda oturmak îcab edip mıntıka mıntıka alay beyi denilen zabitlerin emir ve kumandaları altında bulunmaları lâzım gelirken bu cihetler de ihmal edilmiş ve boş tımarlar hak sahiplerine verilmeyip bilhassa XVII. asır başlanndan itibaren fazla öşür getiren tımarlar aşamalı surette hazineye alınarak (mirî mukataat) bazıları da saray ağalarına ve bazı nüfuzlu ulema ve rical hademelerine çıraklık ve bazıları da fazla rüşvet verenlere tevcih edildiğinden bu hallerde topraklı süvarinin ehemmiyetini azaltmış ve evvelce savaşçı kuvvet iken sonraları geri hizmetlere verilmişlerdir. Bunlar evvelce cebelileri ile beraber 80,000-100,000 kadar olan mükemmel tımarlı sipahi iken bu yekûn, yarısından aşağı düşmüştür.

Tımar ve zeamet yolsuzluklarının kaldırılması için III. Ahmet ve I. Mahmut zamanlarında ve daha sonra yani Kaynarca Antlaşması'nı müteakib 1777 Eylül tarihiyle ayrıntılı birer kanun konarak bu önemli teşkilât yoluna koymak istenmiş ise de eski bozukluk düzelmediğinden III. Selim zamanındaki askerî ıslâhat esnasında bu iş de ele alınarak yeni bir kanun yapılmıştır.


Mîrîli asker

Harp zamanlarında ordu mevcudunu arttırmak isteyen hükümet, mîrîli ismi altında Anadolu'dan ve Rumeli'den asker toplardı; bunlar belirli bir yevmiye ile defterlere kaydedilip lüzumu olan yerlere sevk edilirlerdi; bunlara asker ismi vermekten ziyade nefir-i âm demek daha doğru idi. Talim ve terbiyeden mahrum bu derme çatma kuvvetlerle talimli düşman kuvvetlerini yenme imkânı yoktu; savaşlardan sonra bu mîrîli askerler terhis edilirlerdi.


Leventler

Leventler, deniz ve kara leventleri olarak iki kısımdı. Deniz levendleri, XVI. asırda serbest levent ve tımarlı levent olmak üzere iki takım olup serbest leventler Akdeniz'de korsanlık edip savaş zamanlarında Osmanlı donanmasına katılarak hizmet görürlerdi; tımarlı leventler ise Osmanlı donanmasında vazifeleri olan kaptanpaşa eyaletindeki tımarlılar ile deniz hizmetlerine tahsis edilmiş olan sancaklardaki tımarlılardı. Kalyon Leventleri XIX. asır başlarında da vardı (Emiri tasnifi III. Selim vesikaları No. 22718).

XVII. asırdan itibaren Osmanlı bahriyesindeki leventlerden başka sanca ve sekbanlar gibi vezirlerin ve beylerbeylerinin hizmetlerinde de kara leventleri vardı; bunların paşaları azledilince bir yere kapılanıncaya kadar kol kol eşkiyalıkla geçinmişlerdir; bunların Osmanlı ordusundaki fenalıkları çok fazlaydı. Bu kara levendler'in İran muharebesi esnasındaki fenalıkları ve 1768 Rus harbindeki edepsizlikleri sebebiyle 1776 Şubatı'nda bir fermanla Levent ocağı lâğvedilerek bunlardan elde edilenlerin katlolunmak suretiyle vücutları kaldırılmış ve bazıları da hüviyetlerini gizlemiş, ileri gelenlerden bir kısmı Akka'da Cezzar Ahmet Paşa'nın ve bir kısmı da Şam valisi Azımzâde Mehmet Paşa'nın yanına kaçmışlardır.

XVIII. asır ortalarında Anadolu'da 40,000-50,000'den fazla levent bulunup bunlar atılgan, gözünü budaktan sakınmaz cesur insanlardan oluşmuş iseler de muharebe sahalarında bu şöhretleri nisbetinde iş görmeyip bilâkis memleketin başına belâ olmuşlardır; leventler 1776'daki son lâğvedilmelerinden evvel birkaç defa daha kaldırılmışlarsa da bu son defaki kaldırılmalarından sonra ocakları bir daha açılmamıştır.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz