Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Dukakinzade Ahmet Paşa
Ermenek Ulu Cami (Ulucami)
Çivizâde Muhyiddin Mehmed Efendi
ALI RIZA PASA
Filistin'e 1 Milyon Dolar
XVIII. Yüzyıl Başından Ortasına Kadar İlmî ve Sosyal Müesseseler
İbrahim Paşa (Çandarlızâde)
BİR DÜNYA İMARATORU:KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN
Fahreddin Acemî
SULTAN III. SELİM'İN DUASI

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

XVIII. Asırda Garp Ocakları

Sayfadaki Başlıklar


Cezayir Ocağı
Tunus Ocağı
Trablusgarp Ocağı

Cezayir Ocağı

Dayılar

On sekizinci asırda Cazayir eyaletindeki valilerden başka asıl hüküm ve nüfuz ellerinde olan dayıların idaresi devam ediyordu; valilerin hiç bir hüküm ve nüfuzları yoktu. Dayının bir meclis tarafından seçilmesi usulden ise de, çok defa riayet edilmezdi. Dayının, vali ve kendisini seçen meclisle iş görmesi icap ederken dayılar yerlerini sağlamladıktan sonra bu kaideye riayet etmiyorlardı. Dayı, Cenine denilen sarayda solak denilen muhafızların nezaretleri altında otururlardı; bu saraya kadın alınmadığı için dayı haftada bir defa alayla evine götürülüp ertesi günü yine alayla evinden alınıp cuma namazına götürüldükten sonra Cenine sarayına getirilirdi.
Dayıların, memuriyet tevcihi aidatı ile konsolos ve sancak beylerinin muayyen aidat ve hediyelerinden, müsadere ve nakdî cezalardan, esir ticareti ve korsanlardan alınan hisselerden mühim varidatı vardı. Azil veya katledilen dayıların bütün mallarına el konurdu.


Zaaf devri

On yedinci asırda kuvvetli denizci olan Cezayir'in on sekizinci asrın ilk yarısında eski kuvvetinden düştüğü görülüyor. On yedinci yüzyılda büyük ve küçük mühim bir yekûn tutan ve 1681 de Fransa'nın Akdeniz donanmasını mağlup ederek yirmi dokuz gemisini zabtetmiş olan Cezayir ocağının bu on sekizinci asrın ilk yarısında ancak yirmi kadar donanmaya malik olduğu görülüyor. Bundan başka Cezayir yeniçerileri de evvelce yirmi bin iken bu sırada beş bin ve hattâ iki bin beşyüze kadar düşmüştür.


Valilikle dayılığın birleşmesi

Yeniçerilerden birisinin ailesine taarruz ettiğinden dolayı 1122 Muharrem -1710 Martta katledilen Bektaş dayıdan sonra Sökeli Ali çavuş dayı olmuştu. Bu, zaten nüfuzu olmayan valiyi atmayı düşünmüş ve 1123 H. -1711 M. de Cezayir beylerbeyi olarak gelen Sarkan İbrahim Paşa'yı karaya çıkarmayarak İstanbul'a iade ettiği gibi pâdişâh III. Ahmet'e de bir arize takdimiyle valilikle dayılığın ayrı ayrı olmasındaki mahzurları beyan ile her ikisinin birleştirilmesini rica eylediğinden, istediği kabul olunmuş ve bu suretle Sökeli Ali Ağa beylerbeyi rütbesiyle Ali Paşa olmuştur. Sökeli Ali Paşa'dan sonra muvakkat bir zaman için valilikle dayılık tekrar ayrılmış ise de çok sürmeyip Cezayir ocağının sonuna kadar bu birleşme devam etmiş, kendilerine yazılan fermanlarda bunlara Cezayir Beylerbeyi ve Dayısı diye hitap edilmek suretiyle her iki vazifenin bir şahıs uhdesinde olduğu belirtilmiştir.


Tunus Ocağı

On yedinci asırda Tunus'un idaresi görünüşte beylerbeyi emrinde ise de hakikatte beylerbeyi ile beraber dayı ve bir de Emirülevtan denilen Vatan sancak beyinin yani üç kişinin elinde idi; fakat Cezayir'de olduğu gibi valilerin burada da hüküm ve nüfuzları yoktu. Burada dayılarla, tâyinleri Osmanlı devlet merkezinde yapılan ve ocaklık suretiyle bir aileye mahsus olan Vatan sancağı beylerinin nüfuzları çarpışır ve bazan dayılık ile vatan sancakbeyliği bir şahıs üzerinde toplanırdı; böyle olunca halk bu zata Paşabey derdi; fakat üç vazifenin (valilik, dayılık ve Vatan beyliği) bir kişi üzerinde toplanmasına imkân yoktu. Çünkü dayılar Ocaklı tarafından intihap olunur, hükümet buna müdahale edemezdi ve aradaki zıddiyet ve münaferet de buna mânidi.

On sekizinci asır başında Ocaklık suretiyle Vatan sancakbeyi bulunan İbrahim Bey aleyhine kardeşi Murad Bey'in muhalefeti dolayısiyle Vatan beyliği mücadelesi kanlı olarak devam etmiş, biraderini öldüren Murad Bey, Vatan beyi olmuş ise de, rahat durmadığından katledilip bundan bilistifade bu sancak beyliğinde ocaklık usulü kaldırılarak vatan beyliği ittifakla sipahiler ağası Seyyid Ali Ağa'ya verilmişti (1113 H. -1701 M.). Lâkin bu usul daha sonra devam edemediğinden eski Vatan beyi ailesi yine aynı sancak beyliğini elde etmiştir.

On sekizinci asrın ortalarına doğru Tunus'ta dayılığın ehemmiyeti kalmamış, diğer iki makam yani Beylerbeyilik ile Vatan beyliği bunları elde etmek isteyen Hüseyin Paşa ile yeğeni Ali Paşa arasında kanlı maceralarla geçmişti; nihayet Hüseyin Paşa'nın oğulları, Ali Paşa'ya galebe edip 6 Zilhicce 1169 — 31 Ağustos 1756 da idareyi tamamen ellerine alarak bu üç makamı aralarında taksim etmişlerdir.

Bu kanlı hâdiselerde Osmanlı hükümeti her iki tarafa nasihat yollu fermanlar göndermiş ise de, bunun hiç bir tesiri olmamış ve hükümet hasmına galebe edenin memuriyetini tasdik etmekten başka bir şey yapamamıştı.

Tunus'un bu asırda ehemmiyetli devri Beylerbeyilik ile Vatan beyliğini elde etmiş olan Hüseyin Paşa'nın torunu Hamud Paşa zamanıdır. 1196 H.-1782 M.'de Paşabey olan Hamud Paşa, Fransa, Amerika, Napoli hükümetleriyle muahedeler yapmıştır. Hamud Paşa, vefatı tarihi olan 1229 Ramazan yâni 14 Eylül 1814 tarihine kadar otuz üç sene Tunus'ta Paşabeylik etmiştir.


Trablusgarp Ocağı

Trablusgarp ocağı tarafından beylerbeyiliği kabul edilmeyerek İstanbul'a iade edilen eski dayılardan Mısırlıoğlu İbrahim Paşa'dan sonra İnebolulu İbrahim Çelebi Trablusgarp dayısı oldu ise de, ancak üç gün kalabildi ve bundan sonra dayılık rekabet ve ihtiras sebebiyle elden ele geçti ve bu yüzden kanlı mücadeleler devam etti.

1123 H. — 1711 M. de Trablusgarp yeniçerilerinin dayılığa seçtikleri Ebu Musa Mahmud, kendisine rakib saydığı ocaklı ümeradan Karamanlı Ahmed Bey'i öldürmek istediyse de muvaffak olamadı ve dayılığının yirmi beşinci günü azledilen Ebu Musa'nın yerine Karamanlı Ahmed, dayı seçildi (13 Cemaziyelâhır 1123 - 29 Temmuz 1711).


Karamanlı ailesi

Konya vilâyeti halkından olan Ahmed Bey, müdebbir, iyi idareli bir şahıstı. Mücadele, isyan ve asayişsizlikten bıkmış olan halka karşı yumuşak davrandı; kendisiyle arası açık olan Trablusgarb Beylerbeyi Mehmet Paşa'yı öldürttüğü gibi hâdiseyi tahkike gelmiş olan kaptan-ı derya Canımhoca Mehmet Paşa'yı dışarıya çıkartmayarak geri döndürdü ve Osmanlı idaresine sadık kalarak kendisine muhalefet edenleri de bertaraf ettikten başka kendisine Emirü'l-müminin unvanını verdi ve sonra sadakatinden bahis ile BeylerBeyilik fermanını da aldı; bu suretle hem dayı ve hem vali oldu; vefatı tarihi olan 1158 H. - 1745 M. tarihine kadar vilâyeti idare etti.

Karamanlı Ahmed Paşa zamanında Fransa ile aradaki ihtilâf dolayısıyla Fransa gemileri gelerek Trablusgarp kalesini topa tutup tahribat yapmışlar ve büyük donanmalaıyla geleceklerini duyurmuşlardı; bu halden telâşa düşen Ahmed Paşa vaziyeti İstanbul'a bildirmiş olduğundan, hükümetin tavassutu ve Fransa elçisinin gayretiyle aradaki ihtilâf halledilmişti (1141 Zilkade — 1729 Temmuz).

Ahmed Paşa vefatından evvel oğlu Mehmet Paşa'ya serasker unvanını vermişti. Bu, babasının vefatı üzerine Trablus dayısı ve Beylerbeyi olmuştu. Mehmet Paşa, Trablusgarp donanmasının kuvvetlenmesine gayret etti; İngiltere ile bir ticaret ve güvenlik anlaşması imzaladı ve bu muahedesini büyük devletlerle muahede yapar gibi İngiltere hükümeti kabul ve tasdik etti (1163 H. - 1750 M.).

1167 H. -1753 M. de vefat eden Mehmet Paşa'nın yerine geçen oğlu Ali Paşa'nın valiliği hükümet tarafından tasdik olundu. Ali Paşa'nın son zamanlarındaki idaresi fena geçti; küçük oğlu Yusuf Bey idareyi ele almak isteyerek babasının yerine vali olacak olan büyük biraderini öldürmek için aşiret kuvvetiyle harekete geçti ve biraderini valdesinin yanında bularak öldürdü. Osmanlı hükümeti vaziyeti öğrendi. Ali Paşa tamamen âciz vaziyette idi. Yusuf Bey, idareyi kendisine bırakması için babasını zorluyordu.

Osmanlı hükümeti harekete geçerek Trablusgarb valiliğine Cezayirli Ali Paşa'yı tâyin edip gönderdi; Trablusgarb'a çıkan Ali Paşa, Trablus idaresini Karamanlı Ali Paşa'dan devir aldı ve onu Tunus'a gönderdi ve bu suretle muvakkat bir zaman için Trablus, Karamanlı ailesinin elinden çıktı (1207 H.-1292 M.)

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz