Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
tokmak
Abdülmecit
Sunîzâde Mehmed Emin Efendi
Yavuz Sultan Selim'in Hayatı
Cezayir'in İdaresi
XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlılardaki Hastahaneler
Kütahya Hisarbey - Hisar Bey Camii - Saray Camisi
Yeğen Seyyid Mehmet Paşa
Osmanlılar ve Arnavutluk
Sâdullah Paşa

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

XVIII. Yüzyıl Başından Ortasına Kadar Osmanlı Ordusunun Durumu

Sayfadaki Başlıklar


Humbaracıbaşı Ahmet Paşa
Maaşlı Humbaracı Ocağının Kurulması
Tımarlı Sipahiler
Sınırların Tahkimi

Karlofça Antlaşması'na neden olan muharebeler, Osmanlı ordusunun yeniden düzenlenmesini îcab ettirmekte idi; Avrupa devletleri yeni tabiye ve sevkulceyşî hareket ve plânlariyle ordularını kuvvetlendirmekte iken Osmanlı ordusu ve bilhassa maaşlı olan kapıkulu ocakları nizamsız bir kalabalıktan ibaretti; Devletin askere ihtiyacı olduğu zaman muayyen müddetle hizmet etmek şartiyle hariçten adam alıyordu; artık eski devşirme kanununun tatbikinden ve ocak disiplininden eser yoktu.

İran muharebeleri, Rusya ve Avusturya savaşları ve buralardaki muvaffakiyetsizlikler Avrupa devletleri tarzında muntazam ordular teşkilini zarurî kılmakta idi; halbuki kapıkulu ocakları talim ve nizam kabul etmedikleri için pâdişâhlar halîden ve sadrâzamlar da bir isyan neticesinde öldürülmekten korktukları için asıl nizama muhtaç olan bu ocaklara (bilhassa yeniçeriler) dokunulamıyordu; yalnız ocakta yapılan düzenlemeler ve ocak mevcudunun hazâri kadroya göre tanzim edilmesi bir nevi ıslahat sayılıyor; asıl elzem olan harp ve talim safhalarına bakılamıyordu.

Bu kapıkulu ocaklarından hariç olarak hükümet ıslahata kesin olarak lüzum gördüğünden Türkiye'ye gelmiş olan bir Fransız kumandanı vasıtasıyla humbaracı ocağında ıslahata teşebbüs etti. Bu gelen uzmanın hıristiyan ismi Bonneval ve Müslüman adı da şöhretiyle beraber Humbaracıbaşı Ahmet Paşa idi.

Humbaracıbaşı Ahmet Paşa

Humbaracıbaşı Kont Bonneval aslen Fransız asilzade âilelerinden birine mensuptu. 1675 Temmuzu'nda Fransa'nın Coussae şehrinde doğmuştur, asker olarak yetişmiş, sonra On dördüncü Lui'nin saray nazırı ile arası açılmış, meşhur Madam Mentenon'ı tahkir ettiği vesilesiyle kralın teveccühünden düşürülerek ordudan çıkarılmıştı. Bunun üzerine Kont Bonneval hayatını tehlikede görerek 1706'da Fransa'dan kaçıp Avusturya devletinin hizmetine girmiştir. O tarihlerde Avusturya ordularında meşhur Prens Ojen (Eugen) başkumandan bulunmakta idi. Kont Bonneval Avusturya hizmetinde iken imparatorla Fransa kralı arasında vukua gelen ispanya veraseti muharebesinde On dördüncü Lui kuvvetlerine galebe ederek intikam almıştır. Kont Bonneval, Avusturya ordusunda yirmi iki sene hizmet etmiş, Osmanlılarla Avusturyalılar arasında vukua gelmiş olan Petro Varadin ve Belgrat muharebelerinde ordu kumandanı olarak bulunmuş, Varadin harbinde yeniçeriler tarafından sarılmış ise de yanındakileri feda etmek suretiyle kurtulmuş ve muharebenin kazanılmasına sebep olarak imparatorun fevkalâde takdirini celbetmiş ise de bu teveccühe başvekil Prens Ojen haset ettiğinden bir vesile bulunup azil ve mali müsadere olunduktan sonra hapsolunmuştur.

Kont Bonneval hapiste üç sene yatmış ve sonra memleketten çıkıp istediği yere gitmesine müsaade olunduğundan o da evvelâ Venedik'e ve oradan da 1729'da (1142 H.) Bosna'ya gelmiştir. Bonneval bu defa da Avusturya'dan intikam almak istemişse de Osmanlı Devleti'nin Pasarofça Antlaşması'nı imzalamasından dolayı arzusuna nail olamamıştır.

Elli dört yaşıda Türkiye'ye gelen Kont Bonneval'in ilk fikri Hıristiyan dininde olarak Osmanlı ordusunda hizmet etmek iken gerek Fransa ve gerek Avusturya hükümetlerinin tesirleriyle kendisine ehemmiyet verilmediğinden dolayı mecburen İslâmiyet'i kabul ile Ahmet ismini almış ve bu suretle Osmanlı camiası içine girmiştir.

Ahmed Bey Bosna'dan İstanbul'a davet edildiği sırada Damat İbrahim Paşa'nın katli ve III. Ahmet'in saltanattan çekilmesi neticesinde devlet merkezinin karışıklığı nedeniyle buraya getirilmeyerek Gümülcine'de oturması emrolunup iaşesi için muayyen tahsisat verilmiştir (1143 Cemaziyelâhır / 1731 Ocak).

Ahmed Bey Gümülcine'de oturduğu sırada kendisinin askerî maharet ve kudretinden ve hizmetlerinden bahis ile kendisini tanıtmış ve Osmanlı ordusunda hizmet istemiş ve o sırada Osmanlı ordularını Avrupa orduları gibi yetiştirmek isteyen Topal Osman Paşa sadrâzam olduğundan Ahmed Bey İstanbul'a getirtilerek yeni bir humbaracı ocağı teşkiline memur edilmiş ve kendisine beylerbeyilik verilerek Humbaracıbaşı Ahmed Paşa olmuştur(1731).


Maaşlı Humbaracı Ocağının Kurulması

Osmanlı Devleti'nin eskiden beri Topçu ocağına bağlı üç yüz bir mevcutlu tımarlı bir Humbaracı ocağı olup bunlar kalelerde hizmet ederlerdi; Ahmet Paşa da Bosna'dan getirttiği üç yüz humbaracı ile bir Humbaracı ocağı kurdu sadrâzam olanların nezaretleri altına konmuş olan bu ocağın idaresi ve talimi Ahmet Paşa'ya aitti; yeni ocağa zabit olarak İslâmiyet'i kabul etmiş olan üç Fransız da alındı, böylece faaliyete geçildi ve elçilikle Fransa'ya gönderilmiş olan Yirmisekiz Çelebi-zâde Said Mehmed Efendi Paris'ten dönüşünde pâdişâha getirdiği hediyelerden başka humbaracı ocağında hizmet görmek üzere yirmi iki de topçu getirmiş ve bunlar derhal Humbaracı ocağına verilmişlerdi. Bu suretle Fransa ihtida Türk ordusunda ıslahat yapmak üzere ilk yardımı yapmıştı; şüphesiz bu hususta Humbaracı Ahmet Paşa'nın başrolü vardı.

Hekimoğlu Ali Paşa'nın sadaretinde Humbaracıbaşı Ahmet Paşa'nın siyasî fikirlerinden Avrupa ahvaline dair aldığı malûmat üzerine verdiği raporlardan istifade edildi. Türkiye'nin Avrupa işlerinde siyasetinin muharrik çarhı Ahmet Paşa olup, Fransız muhibbi olan Hekimoğlu Ali Paşa sadaretinde onun himaye ve müzaheretini gördü; Ali Paşa'dan sonra siyasetle uğraşmaktan uzaklaştırılarak yalnız Humbaracı Ocağı işleriyle iştigal etmesi emrolundu. Avusturyalılarla vukua gelen 1736 seferinde ve Yeğen Mehmet Paşa sadaretinde orduda bulunmakla beraber kumandan müşaviri olarak istifade edilemedi ve humbaracıların maaşlarının ödenmesi için Sadrazama karşı serkeşane tavır almaları nedeniyle Yeğen Mehmet Paşa tarafından Kastamonu'ya sürgün edildi ise de Yeğen Mehmet Paşa'nın sadaretten azli üzerine eski vazifesine döndü ve yine siyasî faaliyetine başladı fakat bu defa muharrik çarh Fransa elçisinin elinde olduğundan kendisi fren vazifesini gördü. En esaslı hizmeti olarak maaşlı bir Humbaracı ocağı teşkiline muvaffak oldu.

Ahmet Paşa yeni Humbaracı ocağını 1146 sonlarında (Zilhicce, yani 1734 Mayısta) Üsküdar'da Ayazma sarayında (Toptaşında eski Tımarhane) vücuda getirdi. Timarlı humbaracılardan ölenlerin çocukları bu maaşlı Humbaracı ocağına alınacaklardı. Her odada yüz nefer olmak üzere Ocak üç odaya ayrılmıştı. Her odada yani her humbaracı bölüğünde bir odabaşı ile iki nefer elli başı, üç nefer otuz başı ve on nefer onbaşı ve bir çavuş ila vakilharç, tabib, cerrah, imam ve hoca bulunuyordu. Her neferin yevmiyesi on sekiz akçe idi.

Daha yukarıda kaydettiğimiz gibi bir aralık gözden düşerek Kastamonu'da ikamete memur edilen Ahmet Paşa, sonra tekrar vazifesi başına avdet edip 2 Rebîulevvel 1160 (14 Mart 1747)'da vefatına kadar Karaman beylerbeyi payesiyle Humbaracıbaşılık yapmış ve nikristen vefat etmiştir. Ahmet Paşa'nın yerine maiyyetinde çalışan manevî oğlu Milanolu Süleyman Bey, Humbaracıbaşı olmuştur. Süleyman Bey'in vefatından sonra bir isyan çıkarmasından korkularak bu hayırlı müessese lağvedilmiştir. Ahmet Paşa'nın kabri Galata Mevlevihânesi kabristanındadır.

Ahmet Paşa, sonradan Fransa kralı tarafından affolunmuş ve hasmı olan Avusturyalılara karşı Osmanlı-Fransız ittifakı için çok çalışmış, fakat hadiseler sebebiyle bu arzusuna muvaffak olamamıştır.

I. Mahmut, uzağı görür bir hükümdar olup İran, Rusya ve Avusturya muharebelerindeki muvaffakiyetsizliğin sebebini anlayarak Avrupa orduları tarzında bir ordu teşkiline kesin lüzum olduğunu takdir ederek önce humbaracı ocağı teşkili ile işe başlamış ise de isyandan korktuğu için asıl ıslahı lâzım gelen kapıkulu ocaklarına ve bilhassa yeniçeri ocağına dokunamamıştır.


Tımarlı Sipahiler

Muharebeler ve ihmal dolayısıyla devletin en mühim suvari askeri olan zeamet ve tımar teşkilâtı bozulmuştu. Hükümet bunların ehemmiyetini takdir ederek düzen ve ıslahlarına dair kanunlar çıkarıyordu. XVIII. asırdaki zeamet ve tımar kanunlarının en mühimmi 1 Şaban 1144 (29 Ocak 1732) tarihlisi olup sonradan çıkan tımar kanunlarına esas olmuştur. Bu kanun tımarlı teşkilâtı hakkında bazı mühim kayıtlar koymakla beraber Avrupa teşkilâtına karşı pek noksan ve yarım tedbirli idi.


Sınırların Tahkimi

Osmanlı hükümeti Pasarofça Antlaşması'ndan sonra es]d hudutlann elden çıkması sebebiyle yeni hudutlarda müstahkem kaleler inşasına mecbur oldu; Avusturya cephesinde Niş ve Tuna boyundaki Vidin kaleleri hem genişletildi ve hem iyice tahkim olunarak içine fazla miktarda muhafız ve harp levazımı kondu.

Azak kalesinin elden çıkması üzerine Rus gemilerini Azak derem'ndan Karadeniz'e çıkarmamak için Azak denizi ile Karadeniz arasındaki Zabaş boğazının iki tarafında ve Azak girişindeki eski kaleler tamir edildiği gibi buralarda yeni yeni kaleler de yapıldı; bu suretle Kafkas tarafına düşen yerde Temruk (Tem-rek), Taman, Kızıltaş ve Kırım yarımadası kısıinında da yeni kale bina edilip Kerç kalesi de tahkim olundu; bundan başka Gürcistan hududundaki Anakara ve Bağdatcık kaleleri taş ile kâgir yapıldı.

Rusların Kafkasya'ya sarkmaları neticesinde bu taraflardaki Osmanlı kaleleri tahkim edildiği gibi sahil tahkimatı da arttırıldı; Kuzeyden itibaren Güneye doğru Karadeniz'in Doğu sahili boyunca Anapa, Gelincik, Soğucak, Faş ve Sohum kaleleri de yeniden yaptırılarak içerilerine harp mühimmatı ve müstahfız efrad kondu.

Prut Antlaşması ile Azak kalesi geri alınarak Osmanlı hükümeti tekrar Azak kalesine sahip olmuş ise de 1136'da Rusların eline düşen burası, Belgrat muahedesiyle yıktırılmış fakat Rusların Kafkasya'ya inip Kabartaylar üzerindeki nüfuzları sebebiyle yukarıda yapıldıklarını söylediğimiz kalelerin ehemmiyetleri eksilmeyerek bilâkis artmıştır.

Osmanlı Devleti Belgrad Antlaşması ile Balkanlar'da eski hududunu alıp Belgrat'ı ele geçirdikten sonra Rumeli'deki tehlikeli durum düzelmiş ve Belgrat kalesi Avusturya'nın Güneye inmesine mâni olmuştur.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz