Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Osmanli Tarihi 1400-1500 Yillari Arasi Onemli Olaylar
Sultanzâde Mehmet Paşa
XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı-Floransa İlişkileri
Mercidabık Savaşı
Kul Nesimî
XIV. Asrın Son Yarısıyla XV. Asır Ortalarına Kadar Osmanlılardaki İmaretler
İstanbul Atik Ali Paşa Camii
Osmanlı Donanmasını Meydana Getiren Ocaklar
AZEB (Askeri Ordu)
KURULUS DÖNEMI-1

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

XVIII. Yüzyılda Hindistan'daki İslâm Devletleri ile İlişkiler

Osmanlı hükümetinin Hindistan'daki Türk-Moğol devleti ile olan ilişkileri bu asırda yok denecek kadar seyrek olmuştur. Bu hususta karışıklık sebebiyle kara yolunun kapalı ve deniz yolunun da tehlikeli ve zor olması ve, bundan başka, dahilî kargaşalar sebebiyle Hindistan'daki durumun iyi olmamasının mühim tesiri vardır. Filhakika, II. Süleyman 1687'de hükümdar olunca Hindistan hükümdarı Şah Evrenk Zîb Âlemgir'e, hem cülusunu hem de muharebe sebebiyle sefere hareket edeceğini bildirerek Hint ulema, meşayih ve sulehasının dua etmelerini isteyen 1659 bir nâmesinden sonra, bu devletle ilişkiler kesilmişti.

Filhakika bu asır başlarında, yani Hindistan Moğol İmparatoru Evrenk Zîb'in 1706'da vefatından sonra, yerine gelenlerin liyakatsiz ve eğlenceye düşkün olmaları yüzünden, imparatorluk eski gücünü kaybetmekte idi; işte bu tarihlerde, yani 1124 Şevval 1722 Temmuzda, Hacı Niyazi Hanbey elçiliği ile Hindistan Türk hükümdarı Şah Mehmed Ferruh Siyer'den gelen nâmede, hükümdarlığa ne suretle geçtiği anlatılıyor ve dostluktan bahsediliyor ve şöyle deniliyordu:
"Pederim halihaytında Deken, Bengâle, Çend Çendavul —ki Serendil'e yakındır— taraflarını düşmana karşı müdafaa için bana vermişti. Babam vefat edince, devlet erkânı Çağataylar'ın hücumlarından korkarak, Cihandar'i hükümdar yaptılar; fakat Çağataylar gelip Cihandar'i mağlûp ederek, onun kardeşlerini öldürüp Şah Cihanâbâd (Dehli)n Ekberâbâdı ve o havaliyi aldılar. Bunun üzerine ben vezirim Abdullah Han Bahadır'ı serdar tâyin edip ileri gönderdim. Arkasından kendim gittim, evvelâ Ekberâbâd'ı ve arkasından payitahtımız olan Şah Cihan-âbâd'ı aldım ve 1124 Rebiulâhırinin yedinci günü (14 Mayıs 1712) Cihanâbâd'da saltanat tahtına oturdum. Adıma hutbe okutup sikke kestirdim, bu haberi, mutemedimiz Hacı Niyazi Beyhan elçiliği ile size bildirdik.

1129 H. - 1717 M.'de Hindistan elçisi olduğunu söyleyen birisi İstanbul'a gelmiş ve Avusturya muharebesi sebebiyle pâdişâhın bulunduğu Edirne'ye gönderilmiş, fakat elçiliğine dair elinde bir şey görülmemesine rağmen kendisine iyi muamele olunduktan başka, memleketine kadar icabeden yardım da yapılmıştır.

1157 H. - 1741 M. senesinde Bağdat valisi Ahmet Paşa tarafından gelen mektupta Basra yoluyla Hint elçisi olarak Seyyid Ataullah adında birisinin geldiği, fakat elçiye benzer bir hali olmadığı bildirilmiş ise de, hükümet İstanbul'a gelmesi için emir vermiştir.

Elçi Seyyid Ataullah, aslen Buharalı olup 1135 H. -1728 M.'de hacca gitmek üzere Buhara'dan çıkmış Hint-Moğol devletinin başkenti olan Şah Cihanâbâd'a gelmiş ve oradan deniz yoluyla Hicaz'a gitmiş, hacc ettikten sonra İstanbul'a gelerek vezir-i âzam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ile görüşmüştü. III. Ahmet, bundan yararlanarak, 1131 H. - 1719 M. de Hindistan Moğol imparatoru olan Nâsırüddin Muhammed Şah'ın cülusunu tebrik için Seyyid Ataullah vasıtasıyla bir nâme gönderdiği gibi, vezir-i âzam da Mehmed Şah'ın veziri Nizamülmülk'e bir mektup yollamıştı.

Seyyid Ataullah, Osmanlı hükümdarının nâmesiyle vezir-i âzamın mektubunu götürüp yerlerine vermiş ve kendisinin Türkçeye vukufı sebebiyle, Buhara'ya gönderilmeyip Şah Cihanâbâd'da alıkonulmuştur. İşte bu sırada meşhur Nâdir Şah Hindistan'a akın yapmış, Nâsırüddin Mehmed Şah'ın kuvvetlerini mağlûp etmiş ve onunla yapmış olduğu antlaşmada onun Osmanlı hükümdarı ile iletişim kurmamasını şart koşmuştu. Nâdir Şah'ın Hindistan'dan dönüşünden sonra, Nâsıreddin Mehmed Şah, Osmanlılarla dostluğu devam ettirmek için, elçi olduğu belli olmamak üzere, Basra'ya kadar deniz yoluyla bu Seyyid Ataullah'ı İstanbul'a göndermiştir.

Hint elçisi 1154 Şaban sonunda (1744 Ekim) I. Mahmut tarafından kabul olunmuştur. Ebülfeth Nâsıreddin Mehmed Şah, nâmesinde dostluğun devamı temennisinden başka bir kayıt olmamakla beraber, gerek Seyyid Ataullah'ın ağzından söylediği sözler, ve gerek bazı Hindistan ricali ve Mecusî hükümdarları tarafından gönderilmiş olan mektuplarda Nâdir Şah'ın mezaliminden şikâyet olunarak, birlikte muharebe edilmesinin arzu olunduğunu beyan eden Seyyid Ataullah, Nâdir Şah'ın Osmanlılara taarruz için hazırlanarak gemi yaptırdığını da söyleyip Osmanlı-İran barışını önlemek istemiştir.

I. Sultan Mahmut, Hint elçisinin dediğini dinleyerek mütalaasını reddetmemiş ve hali perişan olan elçiye ikram edilmesini ve her hususta gönlü alınmasını emretmiştir. Filhakika gerek pâdişâh ve vezir-i âzam ve gerek devlet ricali ve ulema taraflarından atiyye, hediye vesair suretle Seyyid Ataullah (Seyyid Ataullah bin Seyyid Ataü'l-Hüseynî) hakkında fevkalâde misafirperverlik gösterilmiştir.

I. Mahmut, Hint elçisine verdiği nâmeden başka, ayrı bir nâme ile edip, şair ve talâkat sahibi bir zat olan maliye tezkirecisi Trabzonlu Salim Mehmed Efendi'yi elçi tâyin ederek Hint elçisi ile birlikte göndermiştir. Mehmed Salim Efendi'ye nâmeden başka şifahî talimat da verilmiş ve vezir-i âzam tarafından Nizamülmülk denilen Hind vezir-i âzamına ve Fahreddin bırakılan Hindistan İmparatorluğu vükelâsına mektuplar verilmiş ve aynı zamanda Hindistan devleti ulema ve ricaline şeyhülislâm, kızlarağası ve yeniçeri ağası taraflarından da başka başka mektuplar yollanmıştır. Elçiler Şam'dan Mekke'ye ve oradan da Cidde ve deniz yoluyla Hindistan'a, gideceklerdi.

Elçiler hacc ettikten sonra Cidde'den gemi ile Hindistan'a gidip Türk elçisi Mehmed Salim Efendi orada vefat ettiğinden, büyük elçi vazifesini ikinci elçi olan Hacı Yusuf Ağa yapmıştır. Salim Efendi, hayatından ümidini kesince pâdişâhın kendisine bıraktığı şifahî iradesini Yusuf Ağa'ya bildirerek, bunun Hindistan hükümdarına arzedilmesini vasiyet etmiştir.

Hacı Yusuf Ağa, nâmeyi Nâsıreddin Mehmed Şah'a teslim ile şifahen söylenecekleri de arzettikten sonra, Hindistan pâdişâhının nâme ve hediyeleri ile birlikte gittiği yoldan dönmüş ve Cidde'ye geldikten sonra dönüşünü İstanbul'a bildirmiştir. Hacı Yusuf Ağa, 1750 Mart'ta İstanbul'a, gelmiş ve bu suretle gidip gelmesi beş buçuk sene sürmüştür. Bu Hacı Yusuf Ağa, III. Mustafa zamanında sadr-ı âzam olan Yağlıkçızade Mehmet Emin Paşa'nın babasıdır.

Nâsıreddin Mehmed Şah ile vezir-i âzam olan Nizamülmülk'ün gönderdikleri nâme ve mektub ile hediye olarak yolladıkları pek ağır cevahir ve muhtelif cins şallar ve sair eşyanın adet ve miktarı İzzî tarihi'nde vardır.

Bu tarihten sonra Türk-Moğol İmparatorluğu pek zayıf düşüp İngiliz müdahalesi de kendisini iyice hissettirdiğinden, kendi dahilî karışıklıkları ile uğraşmışlar ve bu yüzden tarihlerimizde Hindistan Türk - Moğol hükümdarlarından elçi geldiğine dair bir kayıt görülmemiştir. Afgan hükümdarı Ahmed Şah Dürr-i Dürranî tarafından III. Mustafa'ya gönderilen nâmede, 3. Hind seferini yaparak Gürkânlı hükümdarı olup Hindular tarafından öldürülen II. Âlemgir Şah'ın yerine oğlu Celâleddin Şah-ı Âlem'i hükümdar yaptığı bildirilmektedir.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz