Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
KANUN-İ ESASİ
Osmanlı Dönemi'nden Kalma Kütahya İli Camileri Türbeleri Medreseleri Tekkeleri
XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı-İspanya İlişkileri
Musikî Üstadları
Huzur Dersleri
Ehlen ve sehlen Devlet-i Osmaniyye
SULTAN I. MURAD'IN KOSOVA DUASI
DUA YI DEVLET İ ŞAH
Yıldız Sarayı Tarihçesi
Semiz Ali Paşa

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

XVIII. Yüzyılda Osmanlı-İran İlişkileri

1639'da ve IV. Murat'ın son senesinde imzalanan Kasr-ı Şirin antlaşmasından sonra sonra, İran ile uzun süren muharebe sona ermişti; bundan sonra iki devlet ilişkileri bir asra yakın bir zaman yani seksen beş sene dostluk içinde geçerek nâme ve hediyeler alınıp verilmişti; hattâ dört devletle 16 sene süren (1683-1699) büyük harbde İran'ın hiçbir tecavüzî hareketi görülmediği gibi, Mani ismindeki Arap şeyhinin işgaline uğrayan ve İran şahına peşkeş çekilen Basra'nın anahtarları Şah Hüseyin tarafından Osmanlı hükümdarına gönderilmek suretiyle dostluk kuvvetlendirilmişti.

1722'de Afganlı Mahmud bin Üveys'in isyanı ve daha sonra İran'ı istilâsı üzerine, Osmanlı hükümeti de İran'dan kendisine pay çıkarmak isteyerek zalimleri ezmiş ve II. Tahmasb ve Nadir Şah ile 20 seneden uzun bir savaş olmuştur.

Savaşın ilk senelerinde galip olan ve Batı İran'ı elde eden Osmanlı kuvvetleri, daha sonra Nadir Şah'a mağlûb olduğundan, 17 Şaban 1159 ve 4 Eylül 1746'da 110 sene evvel imzalanmış olan Kasr-ı Şirin antlaşmasının kabulüyle anlaşmışlardır; yalnız, bu antlaşma Safevîlerle değil, onların yerine gelen Afşarlı Nadir Şah ile yapılmıştır. Nadir Şah, gerek Osmanlı, gerek Hindistan Timurluları ve Buhara hanları ile olan muhaberelerinde aynı ırktan olan bu devletlere karşı Türkmenlikten bahsetmek suretiyle aralarmdaki milliyet ve Müslümanlık bağlarına işaret etmiştir.

1747'de Nadir Şah'ın katlinden sonra, yerine geçen biraderzâdeleri Alişah (Âdilşah), İbrahim ve Nadir'in torunu Şahruh arasındaki saltanat mücadeleleri ve Afganlı Ahmed Dürrani'nin faaliyeti esnasında gerek padişah ve gerek hudut kumandanları barış şartlarına son derecede uyarak, fırsat zuhuruyla yapılan teşviklere kapılmamışlardır.

Nadir Şah'tan sonra gelen Afşarlı hükümdarlar, Osmanlılarla dostluk için elçi ve hediyeler göndermişlerse de, her birisi bir sene bile şahlıkta kalamadıklarından, kendileriyle devamlı bir dostluk kabil olamamış ve İran'ın dahilî mücadeleleri de buna imkân bırakmamıştır.

İran'daki mücadeleler, yalnız Nadir'in yeğeni ve torunları arasında olmayıp, diğer ileri gelen İran serdarları da şahlık hevesine düştüklerinden, iş büyümüş ve İran'da yıllarca huzur ve sükûn kalmamıştır; bunlar arasında güney İran'da Kürt aşireti reislerinden olan Zend Kerim Han tutunmaya muvaffak olmuştur.

Zend Kerim Han, Osmanlılarla ilişki kurmaya teşebbüs etmiş ise de Baban ailesinden bazılarının kendisine sığınmaları sebebiyle, bu münasebet düşmanca olmuş ve 1779'da Kerim Han'ın ölümüyle Irak taraflarında sükûn avdet etmiştir.

XVIII. asırda İran'da Safevilerden sonra Afgan, Afşar ve Zend isimlerinde üç boya mensup aileler hükümran olmuşlarsa da, bunların her üçü de Safevîler gibi teşkilâtlı ve asırlarca yerleşmiş hanedandan olmadıkları için, devleti kuranların vefatlarınsan sonra saltanatları alt üst olmuştur.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz