Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Sultân II. Bâyezid
Eğitim Sistemi
I. Murat
XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı-İspanya İlişkileri
Yeniçerilerin maaşları
OSMANLIDA TUĞRA
Divan Şiiri Örnekleri
İtalya'daki Diğer Hükûmetler
Yavuz Sultan Selim
Rasıh

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

XVIII. Yüzyılda Osmanlı-Fas İlişkileri

Fas'ta Şerif ailesinden olan Şürefâ-yı Saadiye 1069 H. 1659 M.'den sonra yerini yine Şerif ailesinden Şürefâ-yı Felâliye'ye bırakmış, XVIII. asırda bu aile hüküm sürmekte bulunmuştu. Bunlarla da zaman zaman nâmeleşme olmuş ve bu asır sonlarında ilişkiler bazı hâdiseler sebebiyle daha sıkı ve dostane olmuştur.

1699 Nisanda Fas sultanı Şerif İsmail El-Hüseynî tarafından II. Mustafa'ya gelen nâmede Cezayirlilerden şikâyet edilmiş ise de Osmanlı hükümdarı Cezayirlilere karşı Fas hükümetinin almış olduğu vaziyetin bu hale sebebiyet vermiş olduğunu ve bundan dolayı da savaşta Osmanlı donanmasına yardıma gelemedikleri beyan olunarak, Fas sultanı haksız gösterilmiştir.

Pek küçük yaşta bulunduğu sırada saraydan çalınarak Frengistan'a götürüldüğünü ve Osmanlı şehzadesi olduğunu iddia eden bir şahıs, Avrupa'dan Fas'a geçmiş, bunun hakikî Osmanlı Şehzadesi olduğunu zanneden Fas hükümdarı Ebünnasr Mevlay İsmail, kendisine ikramda bulunduktan sonra, elçilerle İstanbul'a göndermişti; fakat şehzade İstanbul'a gelmeden evvel gelen bir fermanla Sakız adasına çıkarılarak orada katlolunmuştur. Bunu haber alan Fas sultanı, bunun hakikat-i hali anlaşılmadan katledilmesine canı sıkılarak teessüfünü bir nâme ile Osmanlı pâdişâhına bildirmiştir. Mevlay İsmail 1120 H. - 1708 M. tarihli nâmesinde bu husus hakkında şöyle demektedir:
"İktiza ederdi ki merkumı yanınıza getürüp evvel kendüyi söyledüp badehu keyfiyet-i ahvali bu taraflardan istihbar ve hakikati hale vukuf tahsil edinceye değin hıfz ve dâvası vaki hale mutabık ise febiha ve eğer dâvasında kâzib ve sülâle-i Osmaniyeye intisabı gayrı vaki ise hüccet-i şer'iyye olunup bu tarafa irsal ve bu keyfiyet-i halden bizi haberdar etmek lâzım idi ki kelâmı, gayr-ı vaki olduğu cümlenin malûmu ola" vesaire gibi serzenişlerde bulunmuştur.

III. Ahmet bu nâmeye 1709 Nisan tarihli nâmesiyle verdiği cevapta, Al-i Osman hanedanına mensub olduğu iddiasıyla Frengistan'dan gelerek nihayet Sakız'da îdam edilen şahsın Osmanlı şehzadesi olmadığını bildirdikten sonra:
Sarayda Osmanlı hanedanına mensub şehzadeler dairesine malûm ve muayyen şahıslardan başkasının girmesi mümkin değildir. Bundan dolayı Osmanlı hanedanına iddia-yı neseb eden meçhul şahsın, beni sahavetim âleminde çalarak Frengistan'a götürdüler diye söylediği sözleri aklı başında olan hiçbir kimsenin inanmayacağı malûm olup îdam-ı vücudı ehem ve elzem olduğuna binaen İstanbul'a, gelmesine müsaade edilmiyerek Sakız'da cezasının tertib edildiğini beyan etmiştir.

1761'de İstanbul'a gelen Fas elçisi, getirdiği nâmesinde, gemi levazımından ihtiyaçları olan bazı eşyanın verilmesini rica etmiş olduğundan arzusu gibi yapılmıştır.

Fas donanması denizde gezerken İspanya, Malta vesair korsan gemilerine taarruz ile birbirleriyle muharebe ettikleri sırada bazan Osmanlı devletinin himayesi altındaki Dubrovnik gemilerine de taarruzlarından dolayı Koca Ragıb Paşa sadaretinde bu hususta iki devlet arasında haberleşme olmuş ve Osmanlı hükümetinin isteği üzerine esir edilen Dubrovnikliler serbest bırakılmışlardır. Ragıb Paşa'dan sonra yine Faslıların aldıkları esirler arasında Dubrovniklilerin bulunması nedeniyle onların da serbest bırakılmaları Fas hükümdarı Mevlay Muhammed bin Abdullah'dan rica edilmişti; Fas hükümdarı, bunların Dubrovnikli olmadıklarını fakat madem ki pâdişâh arzu etmiştir arzusu üzerine serbest bırakılmış oldukları Abdülkerim adındaki elçisi ve 1766 Ağustos tarihli nâmesiyle bildirilmiştir.

Fas hükümdarı Mevlay Muhammed, Fas sultanı olduğu 1171 H. - 1757 M. tarihinden beri Osmanlı devletine samimi dost olan bir hükümdardı. I. Abdülhamit zamanında 1783 tarihinde büyük elçi Seyyid Tahir ve ikinci elçi Molla Seyyid Arabî ile kıymetli hediyeleriyle nâmesi gelmiş ve bundan evvel Cezayir beylerbeyi Ali paşa vasıtasıyla göndermiş olduğu hediyelerin kabulünden dolayı memnuniyetini bildirmiştir.

Fevkalâde elçi olarak gelen Seyyid Tahir ile vezir-i âzam Halil Hamid Paşa arasında vuku bulan konuşmalarda vezir-i âzam, şayet Rusya ile harb edilecek olursa bütün mevcudiyetiyle Osmanlı devletine yardım edeceğini vadeden Fas sultanının ne kadar yardım edebileceğini sormuş; Fas elçisi, 5000 kese akçe vereceğini söylemesi üzerine Halil Hamid paşa, bu parayı kendisi ile kaptan paşanın vereceğini beyan etmiştir. Bu söze karşı elçi, ne isterseniz sultanımız diriğ etmez, demiş ve sonra külliyetli miktarda barut ile güherçile vereceklerini söylemiştir.

Rusya ve Avusturya savaşı dolayısıyla Mevlay Muhammed saltanatının son senesinde kaptan paşanın oğlu Mir Mehmed Mekki vasıtasıyla hediye olarak dört adet fırkateyn cinsinden gemi ve Kaid Mehmed ismindeki elçisi ile de kendi parası ile Malta korsanlarından satın aldığı 536 İslâm esirini İstanbul'a, göndermiş ve aynı zamanda Dubrovnik cumhuriyeti gemileriyle de 3000 kantar güherçile ve 1000 kantar barut yollamıştır. Bu hediyelerle barut ve güherçile 1789'da İstanbul'a gelmiştir.

Fas sultanı Mevlay Muhammed, I. Abdülhamit'e bir nâme gönderip bunda Mekke'ye İstanbul'dan sürre gönderilirken Haremeyn ahalisine dağıtılmak üzere her tanesi yarımşar keselik (bir kese beşyüz kuruştur) bin sebike altının da sürre ile beraber yollanmasını rica etmişti. Hükümet, sikke yani para haline gelmemiş olan sebikenin dağıtılmasının mümkün olamıyacağını beyan ile eğer müsaade ederse bunların darphanede sikke haline getirilmesini teklif etmiş ve bu teklife cevap gelmeden evvel Fas sultanı vefat ettiğinden, yerine hükümdar olan oğlu Yezid bu sebikelerin kendisi tarafından Haremeyn'e gönderileceği beyanıyla iadesini istemiş olduğundan darphanede bulunan sebikeler torbalara konarak geldiği gibi gönderilmiştir.

Yeni Fas sultanı harb münasebetiyle babası zamanında yapılması vadedilen yardıma yanaşmayıp namesinde:
— "Moskof ile muharebe üzeresiniz, cenab-ı Hak imdat ve ianet eyliye; bizler dahi İspanyol ile muharebe üzere olduğumuzdan duanızı rica ederim." denilmektedir.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz