Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Musikî Âletleri
Anadolu İsyanları - Celâlîler
Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 1 (1872- 1929)
I. Sultan Murad
Kuruluştan XVI. Asır Ortalarına Kadarki Osmanlı Şeyhülislâmları
Osmanlı'nın 'tılsımlı' gömlekleri
Sofu Mehmet Paşa
Cem Sultan’ın bitmeyen hikâyesi
BAŞKA BİR BAKIŞLA ÇANAKKALE ZAFERİ
Yirmisekiz Çelebizâde Sait Mehmet Paşa

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Yıldırım Bayezid Dönemine Kadar Osmanlı - Sırp İlişkileri

Sırp krallığı

İslâv ırkından olan Sırplar, Bizans arazisine tecavüz eden Avarlara karşı imparatorluk tarafından yedinci asırda hududa yerleştirilmişler ve sonra orada bir devlet kurmuşlardır. Sırbistan'ın ehemmiyeti 13. asrın ortalarından itibaren artmağa başlamıştır; Sırp kralı İstefan'ın halefleri birinci Uroş (1243—1276) ve Draguten (1276—1282) zamanlarında Sırbistan, hatırı sayılır bir Balkan Devleti olmuş ve Bulgarlarla Bizanslıların zararına olarak büyümüştü; 1282 de yukarı Vardar vadisi ve sonra da Üsküp elde edilmiş ve bunlardan başka bir aralık 1283'de Serez ve Hristopolis mıntıkaları alınmak suretiyle denize inilmiş ve daha sonra da Ohri, Prespe ile Doğu Makedonya ve Arnavutluk istilâ olunmuştu (1296).

Sırp krallığının bu işgal ve istilâsı zayıf bir halde bulunan Bizans imparatorluğu tarafından ister istemez kabul olunduğu gibi imparator II. Andronik, kızını Sırp kralı Miloten'e vererek onunla akrabalık tesisini de muvafık bulmuştu (1298).

Osmanlıların imparator Kantakuzen'e yardım etmek üzere Rumeli'ye ilk geçişlerinde Miloten'in torunu ve İstefan Uroş'un (1321—1331) oğlu olan meşhur İstefan Duşan (1331—1355) Sırp kralı bulunuyordu; Duşan, babası Uroş'un zamanında Bulgar Çarı Mihail ve müttefikleriyle yapılan ve Mihail’in ölümüyle neticelenen Velbujd muharebesinde nam almıştı; bu Velbujd veya Köstendil muharebesi Sırplara Köprülü (Veles) ile Prosek'i kazandırmıştı (28 haziran 1330). Uroş bu galibiyet tadını az sürdü; çünkü kendisi barış ve sükûn taraftarı idi; fakat Sırp Boyarları yani beyleri muharebe istiyorlar ve kralın yerine oğlu Duşan'ın, gelmesini arzu ediyorlardı. Bundan başka Duşan'ın babasına karşı itimadı yoktu; çünkü kendisini verasetten mahrum bırakarak Bizanslı prensesten doğmuş olan diğer oğlunu kral yapacağı zannında idi. Bundan dolayı boyarlarla birleşmiş olan Duşan, babası Uroş'u boğdurduktan sonra kral olmuştu. Bu sırada Sırp hududu, kuzeyde Tuna ve Sava'dan, güneyde Istrumca ve Pirlepe'ye, batıda Bosna'dan Rilo dağına ve İstruma'ya kadar uzanmakta idi; fakat bundan sonra Sırbistan, Duşan zamanında, en parlak devrini yaşadı ve onun hayatı müddetince sözü geçen ve bütün Balkanlarda büyük nüfuzu görülen bir Balkan devleti oldu.


Duşan ve Büyük Sırbistan

İstefan Duşan 1334'de Batı Makedonya'yı ve sonra, Draç müstesna olarak, Arnavutluk'tan Avlonya'ya kadar olan yerleri ve Lâtin olan Anju'larla Bizanslılardan da Yanya ve havalisini almıştı (1340). Makedonya'nın Selanik ile Halkidikya yarımadasından diğer yerleri de Sırpların ellerine geçmişti. Sırp hududu doğuda Trakya hududuna kadar devam ediyordu; bu suretle 1340'da aşağı Ma¬kedonya'nın işgaline başlayan Duşan, hududunu Balkanların güney sahillerine kadar uzatmış ve Bulgarlar da Sırplarla ittifak ederek Meriç nehrine kadar inmişlerdi ki, bu istilâ, Bizans'ın taht ve taç kavgaları zamanına tesadüf ediyordu (1345).

Bu mühim başarılar üzerine krallığı kendisine az gören Duşan, imparator olmak istemiş ve müttefik sıfatiyle Bulgaristan'ı da nüfuzu altına aldıktan sonra istanbul’u zabt ile burasını büyük Sırbistan İmparatorluğu’na merkez yapmak hevesine düşmüştü; arzusunda da haklı idi; çünkü Balkanlarda Draç, Selanik, Kavala limanlariyle Mora ve Doğu Trakya istisna edilecek olursa yarımadanın mühim bir kısmı ya doğrudan doğruya veya müttefik olarak hâkimiyetini tanımak suretiyle ona tâbiydi ve bu tarihlerde Bizans İmparatorluğu da dahilî mücadelelerle yıkılmakta ve yıpranmakta bulunuyordu; işte bu haller Duşan'a ümit vermişti. Bundan dolayı uzun bir muhasaradan sonra Serez'i almış ve 1346'da Sırpların ve Rumların imparatoru olarak Sırp Patrikliğine tâyin ettiği başpiskopos ile Tırnova Patriği'nin elleriyle üsküp kilisesinde taç giymiş ve İstanbul'dan ayrı olarak İpek kasabasında bir patriklik tesis etmişti. Duşan'ın bu hareketi üzerine İstanbul Patriği kendisini aforoz etmiş ve bu hal Bizans'ta telâş ve heyecan uyandırmıştı.

Duşan'ın İstanbul'u denizden kuşatacak donanması olmadığından, bunu temin için Venediklilerle anlaşmak istediyse de siyasî meşguliyetlerinden dolayı Venedik Cumhuriyeti özür dilemekle beraber, bir taraftan Duşan'ın bu arzusunu alkışlamış ve 1348'de ona evvelâ üç sonra dört kadırga hediye etmiş, fakat diğer taraftan Tesalya'yı almış olan Duşan'ın daha aşağı inerek Ağrıboz'un karşısında bayrağını dalgalandırması cumhuriyeti ihtiyatlı davranmağa sevk etmekte bulunmuştu.

İstefan Duşan, İstanbul’u almak emelini tahakkuk ettirmek için 1346 senesinden beri Bizans’ın imparatorluk mücadelelerinde mühim rol oynayan Osmanlı hükümdarı Gazi Orhan Bey ile anlaşmak için bir hey'et göndermiş ve kızını da Orhan'ın oğluna vermeği teklif etmişti; fakat bu tehlikeli vaziyeti duyan ve bu sırada Dimetoka’ da imparatorluğunu îlân etmiş olan Yuannis Kantakuzen, geri döndükleri esnada Duşan'ın elçilerini pusuya düşürüp öldürtmüş ve Duşan'ın, Orhan'la anlaşma teşebbüsü bu kadarla kalmıştı. Mamafih Duşan, ölümüne kadar İstanbul’u almak için uğraşmış ve son zamanlarda karşısında rakip olarak Orhan Bey'i görmüştür; Çünkü Bizanslılara yardımı siyasetine muvafık gören Orhan, 1353'de oğlu Süleyman Paşa kumandasıyla Rumeli'ye ilk yerleşme geçişini yapmış ve bu hal Duşan'ı telâşa düşürmüş, fakat Türklere karşı kendisini teşci eden Papa, Sırp kralını Türkler üzerine yapılacak mücadelenin önderi îlân etmişti.

Duşan bir aralık aşırı isteklerinden vazgeçerek Ortodoks kilisesiyle anlaşmak üzere İstanbul’a bir heyet gönderdiyse de bu heyete, Duşan'ın imparatorluk dâvasını bırakması ve Vardar nehri ve doğusundaki araziyi terk etmesi şartıyla anlaşmak mümkün olabileceği bildirilmişti. Bu suretle yapılan mukabil teklife hiddetlenen Sırp kralı, seksen bin kişilik bir ordu ile İstanbul üzerine yürürken hareketinin ikinci günü genç yaşında ölmüş ve İstanbul da tehlikeden kurtulmuştu (20 Aralık 1355).


Sırp Krallığının parçalanması

İstefan Duşan'ın ölümüyle göz kamaştıran devleti birdenbire parçalanıvermişti. Çünkü Duşan kendisini imparator îlân edince oğlu Uroş'ı da Sırp kralı yapmış ve elindeki diğer bölgeleri büyük parçalar halinde ban denilen beylerine vermişti; kendisinin ölümüyle beraber bu banlar veya despotlar yer yer bağımsızlığa kalkışmışlardı.

Duşan'ın yerine on dokuz yaşındaki oğlu Uroş geçmiş, fakat yukarıda söylediğimiz parçalanma sebebiyle bunun hükümdarlığı bütün memlekette tanınmamıştı. Yeni kral yaşça küçük, halim ve zayıf idareli bir şahsiyetti; zaten bunun namına Duşan'ın kardeşi Tesalya ve Epir despotu Simeon ile Uroş'un validesi haris Çariçe Helena hüküm sürmek istiyorlardı. Hattâ Simeon, genç kral Uroş'u tanımayarak devlet idaresini bizzat ele almak istemişse de muvaffak olamamıştı; bu halden istifade eden valiler, kendi serbestilerini elde etmek için faaliyete geçtiler; bu yüzden parçalanan Sırp devletinde dahilî farklılaşmalar meydana çıkmış ve kralın hüküm ve nüfuzu da kalmamıştı.

Osmanlılar Rodop taraflarından Drama ve Serez'den itibaren Sırplara ait güney memleketleri işgale başlamışlardı; bundan başka Üsküp, Pizren, taraflarını elde eden Sırp boyarlarından Vukaşin de kral Uroş'ı tanımıyarak derhal krallığını îlân eylemiş ve kardeşleri Goyko ile Uybyeşa da kendisiyle beraber faaliyete geçmişlerdi (1366). Bunlardan İvan Uybyeşa, biraderi Vukaşin'e tâbi olarak Serez ve Menlik taraflarında bulunup kayın pederi de Drama’da valilik ediyordu; Vardar nehrine kadar Güney Makedonya'da da Bogdan adındaki Sırp beyinin idaresinde bir valilik vardı.

Bunlardan başka Adriyatik sahilindeki Pomarie Sırp krallığı ile Duşan'ın elde ettiği sahalarda birtakım küçük beylikler meydana çıkmış ve bu bağımsızlık cihetiyle de Osmanlı istilâsı kolaylaşmıştı. 1371'de Osmanlı istilâsına karşı koymak üzere Vukaşin'in tertip ettiği Çirmen muharebesi, Sırpların mağlûbiyetiyle neticelenmiş ve bu muharebede Uybyeşa ile Goyko Meriç nehrinde boğulmuşlar ve Kral Vukaşin de kaçarken yolda hizmetçisi tarafından öldürülmüş ve Sırpların şark hududu, yani Makedonya, Türk istilâsına karşı açık kalmıştı; bunun üzerine Osmanlılar, Vardar nehirleri civarına ve hattâ Ohri havalisine ve daha içerilere kadar ilk akınlarını yapmışlardır; bu akınlar esnasında Makedonya ile Pizren krallıkları kısa bir müddet için Osmanlı himayesinde olarak varlıklarını muhafaza etmişlerdir.

Vukaşin'in yerine geçmiş olan oğlu Marko Kraliyeviç'in merkezi Piriepe idi; Kesriye şehri de buna ait iken karısının hıyanetiyle 1380'de burayı Arnavutluk prensi İkinci Balşa'ya kaptırmıştı.

Üroş'un elindeki Kuzey Sırp krallığı henüz müstakil bir vaziyette idi; fakat orada da dahili idare iyi olmayıp Morava ve Tuna’ya, doğru Macar hududu yakınında Rodnik bölgesini idare etmekte olan Sırp prenslerinden Lazar Anoviç ve damadı Brankoviç yarı müstakil surette Morava, ıybar ve Zeruça taraflarını ellerinde bulunduruyorlardı.


Sırp despotu Lazar zamanı

Kual Üroş 1367'de evlâd bırakmadan ölünce, yukarıda adı geçen Lazar, krallığa intihap edilmiş, fakat kral adını almayarak despot ve prens unvanıyla bir kısım beyleri etrafına toplamıştı. Lazar daha evvel, yani 1356'da Üroş'un sarayında bulunmuştu. Yine Sırp beylerinden olan damadı Vuk Brankoviç, hemen hemen müstaidî olarak hüküm sürüyordu. Makedonya Sırp kralı Vukaşin ve onun ölümünden sonra oğlu Pirlepe kralı Marko Kraliyeviç, Lazar’ı tanımamışlardı; bununla beraber Lazar, Bosna kralı Tvartko'nun yardımı sayesinde bir krallık vücuda getirebilmiş ve buna karşı krallıkta tutunamayacağını anlamış olan Vukaşin'in oğulları Osmanlı hükümdarının yanına kaçmışlar ve daha sonra Osmanlı ordusuyla beraber Kosova muharebesine gelmişlerdi.

Lazar, Sırbistan'da nüfuzunu arttırdı ise de fütuhatta ilerleyen Osmanlılarla hem-hudut olmuştu ve merkezi Priştine idi. Osmanlılara mukavemet imkânını göremeyince Türklerin yüksek hâkimiyetini tanımağa, vergi (haraç) ve asker vermeğe mecbur oldu.

Lazar, Osmanlı hâkimiyetinden kurtulmak için fırsat beklerken, 1387'de Osmanlı akıncılarının Ploşnik muharebesinde mağlûp olmalarını fırsat bilerek Türkler aleyhine bir ittifak vücuda getirilmesine muvaffak olmuş, fakat 15 Haziran 1389'da vukua gelen Kosova muharebesinde maktul düşmüştür.

Yıldırım Bayezid, maktul Lazar'ın oğlu İstefan Lazareviç ve validesi ile dostça münasebet tesisini siyasetine uygun görmüş ve bu galibiyetten arazi işgaliyle istifade etmek istememişti. Aradaki muahede mucibince yeni Sırp despotu da, babası gibi, Osmanlılara haraç ve asker verecek ve muharebe neticesinde elde edilen ganimetlerden aynı derecede istifade eyleyecekti. Yıldırım Bayezid, genç Sırp despotu Lazareviç'in kız kardeşi Despina'yı almak suretiyle arada bir de akrabalık tesis etmişti. Lazareviç'e aleyhtar olan bazı Sırp beyleri, bunun hakkında Yıldırım Bayezid'i şüpheye düşürecek surette tezvirlerde bulunarak entrika çevirmek istemişlerse de İstefan'ın validesi Militza oğluyla beraber Bursa'ya Osmanlı sarayına gidip hakikî vaziyeti anlatmış olduğundan kendilerine îtimad edilmiştir.

Artık bundan sonra Lazareviç, Yıldırım Bayezid'in saltanatı müddetince ona sadık kalmış, Niğbolu ve Ankara muharebelerinde Türk askerinin yanında bizzat kendisi ile kardeşi Vulk kumandalarında Sırp askeri bulunmuştu.

Ankara muharebesinden sonra Osmanlı şehzadelerinin saltanat mücadelelerinde Lazareviç hesaplı rol oynamış ve mühim menfaatler temin etmişti. Ölümü 1427 senesinde olup yerine —Osmanlı tarihlerinde Vulk oğlu denilen— kız kardeşinin oğlu İvan Brankoviç geçmiştir.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz