Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
HECE ÖLÇÜSÜ
OSMANLI'NIN MÜHENDİSİ DE BİR BAŞKA
İbrahim Paşa (Çandarlı zâde)
Süvariliğe kimler alınırdı
Ömer Bedreddin Uşaklı
Anadolu Beylikleri Sahibata Oğulları Beyliği
Osmanlı Devletinde Arşivcilik Ve Başbakanlık Osmanlı Arşivi
Cibali'de Tarihî Sokaklar, Evler
Akkâ'da Zahir Ömer İsyanı
XVIII. Yüzyılda Osmanlı-Afgan İlişkileri

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Yıldırım Bayezid'in Hükümdarlığı

Anadolu Harekâtı

Sultan Murad Hüdavendigâr'ın şehid olması üzerine vukua gelen saltanat değişikliği Anadolu beylerinin gizli olan husumetlerini meydana çıkardı; bunları teşvik eden Karamanoğlu Alâaddin Bey'di. Bunu haber alan Bayezid Rumeli'deki durumu acele düzeltti. Maktul despot Lazar'ın henüz küçük yaştaki oğlu Istefan Lazaroviç'in vasisi olan validesiyle derhal anlaştı; yeni Sırp despotu da vergi ve yirmi bin asker vermeği ve her yıl Osmanlı pâdişâhını ziyaret etmeği kabul ediyordu. Yıldırım Bayezid Sırp despotunu dost ve müttefik derecesine çıkarmıştı.

Kosova mağlubiyetinden sonra gerek Istefan Lazaroviç ve gerek kardeşi ile Priştine hâkimi Vuk Brankoviç yerlerinde kalabileceklerini hiç ümit etmiyorlardı; fakat Bayezid'le anlaşarak vergi vermeği canlarına minnet bildiler; bu anlaşmayı kuvvetlendirmek için yeni Osmanlı hükümdarı maktul Lazar'ın kızı Marya (veya Olivera)'yı da nikahlamıştı. Bayezid'in bütün bu geniş müsamahasına Anadolu vaziyetinin hassaslığı sebep olmuştu. Bu suretle Rumeli'de icabında hariçten bilhassa Macarlar tarafından yapılacak tahrik ile vukua gelmesi muhtemel herhangi bir muhalefet önlenmiş oluyordu. Bu suretle kurulan aradaki dostluk samimî olarak Bayezid'in vefatına kadar devam etmiştir.

Yıldırım Bayezid, Sırp hududunda Üsküp (Skopi) ve havalisini Paşa Yiğit'e, Niğbolu'yu Firuz Bey'e havale ederek Evrenuz Bey'i de Serez karargâhına gönderdi ve Vodine ile Çitroz'un zabtını emretti. Üsküp ile Niş arasına Türk ve Tatar muhacirlerini de yerleştirdi; kendisini tebrike gelen Venedik ve diğer İtalyan siteleriyle olan ticaret muahedelerini yeniledi ve Bizans tarafını da emniyet altına aldıktan sonra Anadolu'ya geçti.

Karamanoğlu Alâaddin Bey, kayınpederi Murad'ın ölümünü fırsat bilip güya Şehzade Yakub'un katlini vesile yaparak Osmanlıların Hamid oğulları'ndan satın almış oldukları yerleri işgale kalktı ve başlangıç olarak Beyşehir’i aldı ve aynı vesile ile Saruhan, Aydın ve Menteşe ve Germiyan beylerini de teşvik etmek suretiyle Osmanlıları Anadolu'da zor duruma düşürmek istedi. Çünkü bu beyler Osmanlıların Anadolu'da yayılmalarının kendileri için tehlikeli olduğunu biliyorlardı. Bayezid'in kayınbiraderi olan Germiyan beyliği hükümdarı II. Yakub Bey Karamanoğluyla müttefik görünmemekle beraber Sultan Murad'ın şehadetini duyar duymaz o da kız kardeşinin çeyizi olarak Osmanlılara terk edilmiş olan şehirlerden Kütahya'yı işgal ve diğer şehirleri de geri almakta idi. Kara Tatarların reisi Mürüvvet Bey de Kırşehir’i zabt ederek Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed'e teslim etmişti. Bu suretle Anadolu'da Bayezid'e karşı muhalefet artmıştı.

Vaziyet bu şekilde iken Yıldırım Bayezid Anadolu'ya geçmişti; başlangıçta Osmanlı himayesinde bulunan Kastamonu hükümdarı Candaroğlu II. Süleyman Paşa'nın yardımını temin etti. Bu zat Bayezid'in amcası Süleyman Paşa'nın damadı idi ve o sayede Candar beyliğinin Kastamonu şubesinde tutunabilmişti.

Bayezid'in kendi kuvvetleri ve Süleyman Paşa'nın yardımcı askeriyle beraber kumandası altında imparatorun oğlu ve saltanat ortağı Manuel, Rum kuvvetleri ve Sırbistan kralının kuvvetleri de bulunuyordu. Bayezid ilk olarak Germiyan beyliği üzerine gitti; kayın biraderi tarafından karşılanmasına rağmen onun kendilerine terk edilmiş olan yerleri almasından dolayı Yakub Bey'i yakalayarak veziri Hisar Bey'le beraber Rumeli'de İpsala kalesine hapsetti (792 H. /1390 M.). Oradan Germiyanlılara aid Denizli’yi aldıktan sonra Aydın beyliği üzerine yürüdü. Gerek bu beyliğin ve gerek Menteşe ve Saruhan beyliklerinin kuvvetleri daha ziyade denizde korsanlık ettiklerinden kara tarafından gelecek kuvvetli bir orduya mukavemet edemeyecekleri malûmdu; bunların hükümdarları da daha ziyade deniz ticaretiyle uğraşıyorlardı. Bundan dolayı Aydınoğlu İsa Bey mukavemet etmeden teslim oldu; merkezi olan Ayasoluğ (Selçuk) ve diğer yerleri işgal edilerek kendisinin Tire kasabasında oturmasına ve ailelerinin vakıflarını idare etmesine müsaade edildi ve bu arada aynı suretle Menteşe beyliğinin Balat şubesi de işgal edildi; Menteşe beyi Mahmud Bey de teslim olarak kendisine Bergama dirlik verilmişti, alınan yerlerin idaresi şehzade Süleyman ve şehzade Ertuğrul'a verildi. Bunun arkasından Saruhan beyliği de alındı. Bayezid'in Anadolu seferinin birinci safhası bu suretle havası müsait olan 1390 senesi son bahar ve kış aylarında yapılarak dört Anadolu beyliği (Germiyan, Aydın, Menteşe, Saruhan) alındı. Menteşe beyliğinin Muğla şubesi beyi Mehmed Bey ile Saruhan oğlu kaçtılar ve tarihlere göre Sinop'a Candar beyliğinin Sinop ve havalisi hükümdarı İsfendiyar Bey'in yanına gittiler. Aydınoğlu Umur Bey'den Lâtinlerin zabtettikleri sahil İzmir'den başka Ege sahillerinin alınması buradaki beyliklerin korsan gemilerinin Osmanlılara geçmesini ve bu suretle Osmanlı donanmasının gelişmesine yardımı temin etti. Bayezid'in İzmir’i almak istememesi siyasetinin îcabı idi. Şayet burasını almak isterse Lâtinlerin yardımları sebebi ile muhasaranın uzayarak çizilen programın tatbik edilememesini ve Frenklerle muharebeye girişilerek neticesi meçhul bir düşmanlığa sebep olacağı düşünülmüş ve bu sırada Lâtinlerin Anadolu beylerini ve Karanmanoğlu'nu tahrik etmek ihtimalleri de gözönüne alınmış olsa gerektir. Nitekim ‘’Bayezid’’ Ege mıntıkasını aldıktan sonra bu havali ile ticarî muamele yapan ve beyliklerden aldıkları imtiyazlara sahip olan Venediklilerin imtiyazlarını tanımak suretiyle uysal hareket etmiştir.

Bayezid, Saruhan arazisini Karesi sancağı beyi oğlu Süleyman'a ve Aydın ilini de diğer oğlu Ertuğrul'a verdi. Bu sefer esnasında Aydınoğulları'nın himayesi altında bulunan Anadolu'da tek Bizans şehri olan Alaşehir (Filadelfiya) de bir az mukavemetten sonra teslim oldu ve bu seferde Bayezid'in maiyyetinde babası Yuannis ile beraber hükümet eden İmparator Manuel de vardı. Bayezit sonra Rumeli'ye döndü ve Gelibolu limanını genişleterek bir kule yaptırdı.

Karaman seferi

Yıldırım Bayezid bundan sonraki Anadolu seferini Karamanoğlu üzerine yaptı. Kumandası altında Rumeli'de kendisine tâbi Hıristiyan hükümdarların kuvvetlerinden başka Bizans İmparatoru Manuel Paleolog da vardı. Bu seferin 1390 yazında mı yoksa bir sene sonra mı olduğu açık değildir. Fakat seferin 1391'de olduğu anlaşılıyor. Anadolu harekârtının en mühimi bu seferdi. Karamanoğlu, Murad Hüdavendigâr'ın ölümünü duyunca Hamid ili taraflarında Osmanlılara ait yerleri ve bilhassa Beyşehir’i almış ve o tarafları vurmuştu; Bayezid evvelâ Hamidiline geçti; orada Hamidoğulları'na aid yerleri aldıktan sonra oğlu İsa Bey'e verdi ve oradan Teke yani Antalya taraflarına indi; Antalya'yı da aldı ve burayı da Firuz Bey'in yönetimine verdi (1391).

Bundan sonra pâdişâh Hamid - iline dönerek oradan Karaman hududunu geçti; Alâaddin Bey mukabele edemeyerek Taşeli’ne çekildi; Osmanlı ordusu da Karamanoğulları'nın başkenti olan Konya'yı kuşattı. Muhasara zamanı hasad mevsimine tesadüf etmişti; Yıldırım Bayezid babasının Karaman seferinde yaptığı gibi halkın mahsulüne katiyen dokunulmamasını emretti. Şehir halkından dışarıda mahsulü olanlara teminat verilerek onlar şehirden çıkıp bedeli mukabilinde Osmanlı ordusuna satış yaptılar.

Karamanoğlu Alâaddin Bey, Osmanlılara karşı Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed ve Kastamonu'da Candar hükümdarı Süleyman Paşa'dan yardım istemişti; bunların ayak sürümesinden dolayı beklediği yardım gelmediğinden Osmanlı pâdişâhından barış istedi (793 H./1391 M.).

Yıldırım Bayezid, hem Alâaddin Bey'e yardım gelmeden evvel ve hem de Rumeli'de Tuna boyundaki vaziyet îcabı olarak Karamanoğluyla anlaştı. Zaten Osmanlılara ait olup Karamanoğlu'nun eline geçmiş olan Beyşehir ile Akşehir ve sairleri alınmak suretiyle anlaşma yapılarak iki devletin batı hududundaki Çarşamba suyu veya Köşk Bükü sınır kesilerek bu tarafların idaresi Germiyan Emîri Çandarlızade Ali Paşa köleliğinden yetişme Sarı Timurtaş Paşa'ya bırakıldı ve böylece Anadolu harekâtının ikinci safhası da bitti. Bu Karaman seferinde Bizans İmparatoru V. Yuannis'in oğlu ve saltanat ortağı Manuel de Osmanlı ordusunda bulunmuştur. Bayezid'in bu seferi esnasında Bizans imparatoru V. Yuannis, İstanbul’un Yaldızlı kapı (Silivri kapı) ile Güney sahil arasındaki yerleri tefrik ederek icabında oraya sığınmak için muhkem bir kale yaptırmıştı, Bayezid bu kale inşaatını duyunca seferden dönüşünü müteakip bunun derhal yıkılmasını, yıkmadığı takdirde yanında bulunan saltanat ortağı Manuel'in gözlerine mil çekileceğini bildirdiğinden Yuannis yaptırdığını yıkmağa mecbur oldu.

Rumeli Harekâtı

Tuna boyu olayları

Yıldırım Bayezid, Karaman seferinde iken onun Anadolu'da meşguliyetini fırsat bilen Eflâk prensi Mirça, bazı yerlere saldırmıştı; bunda memleketleri alınarak Sinop'a Candaroğlu İsfendiyar Bey'in yanına kaçmış olan Saruhan ve Menteşe beylerinin ve bilhassa İsfendiyar Bey'in tahriki etkili olmuştu.

Sultan Bayezid, Karamanoğlu işinden sonra Candaroğlu Süleyman Paşa üzerine gitmek istiyordu. Çünkü bu, evvelce kendi müttefiki iken sonradan Bayezid'in diğer Anadolu beyleri gibi kendi memleketini de alacağından endişe ederek Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed'le ittifak ile Osmanlılardan yüz çevirmiş ve hattâ Burhaneddin ile beraber Karamanoğlu'na yardıma gelmişlerse de zamanında yetişememişlerdi.

İşte bundan dolayı Yıldırım Bayezid, Karaman seferinden sonra Süleyman Paşa üzerine yürümüş iken ya Kadı Burhaneddin'in, müttefiki olan Süleyman Paşa'ya yardıma gelmesinden (Bezmü Rezm s. 394 böyle yazıyor) veyahut daha evvel Eflâk'a, akın yapmış olan Niğbolu sancak beyi Firuz Bey'e mukabele olmak üzere Eflâk prensi Mirçâ'nın Osmanlı hududunu aşarak Karinabad'a kadar akın edip esir alıp yağma ve katil yapmak gibi mütecaviz hareketine karşı Sultan Bayezid hemen Rumeli'ye geçmeye mecbur olmuştu (793 H./1391 M.).

Edirne'de kuvvetlerini toplayan Bayezid, Tuna nehri önündeki Niğbolu Savaşı Niğbolu veya Silistre’den Eflâk tarafına geçmek üzere müthiş akıncı kuvvetlerini şevketti ve arkasından kendisi de hareket etti. Mirçâ, akıncılara karşı mukabeleye kalktı ise de arkadan Bayezid'in gelmesi üzerine Arkuş ovasında yaptığı muharebede mağlup edilerek teslim oldu ve Bursa'ya getirildi; tecavüzü esnasında aldığı esirleri ve malları geri verdi; bir müddet Bursa'da kaldıktan sonra her sene Osmanlı hazinesine üç bin duka altın ve pâdişâha otuz at, yirmi av kuşu şahin vermek ve pâdişâhın Macarlara karşı yapacağı seferde yardım etmeği taahhüt ettiğinden memleketine gönderildi; onun bu taahhüdüne karşı Osmanlı hükümeti de Tuna'nın sol sahiline yâni Eflâk arazisine Müslüman yerleştirmemeyi ve cami yapmamayı kabul etmekte idi. Mirçâ memleketine döndükten sonra bu taahhüdüne sadık kalmayarak Macarlarla Osmanlılar aleyhine ittifak etmiştir.

Bu Eflâk seferi esnasında Bayezid, birisi Bosna üzerine ve diğeri de —herhalde Macarların Eflâk'a yardımlarını önlemek için olsa gerek— Sirmiya mıntıkasına iki akın yapıldı; her iki akın da Macarlar tarafından durdurularak geri atıldı. Macarlarla olan muharebe Sirmiya civarında Nagioloz yahut Frankovilla mevkiinde olmuş ve Osmanlı akıncıları galip gelmişlerdi.

Selânik’in alınması

Bayezid, Eflâk seferinden dönüp Bursa'da bulunduğu sırada Frenk gemilerinin Rumeli kıyılarını vurdukları haberi alınması üzerine Pâdişâh hemen o tarafa geçti ve Selanik tarafına gitti; bu sırada İstanbul, Türk kuvvetleri tarafından kuşatılmış olup Frenk gemileri bu muhasarayı kaldırtmak üzere Rumeli sahillerine akın yapmışlar ve sonra gemilerini Selanik limanında demirlemişlerdi. Bundan dolayı Bayezid Selanik üzerine gidip orayı muhasara ederek Frenk gemilerinin yardımlarına rağmen elde etmeğe muvaffak oldu (796 H./1394 M.). Selanik'ten sonra Kuzey Yunanistan'a akın yapılarak Larisa (Yenişehir) alındı. Dukas ve Halkondil bu sırada Bayezid'in akın yaptırmak suretiyle Tesalya ve Orta Yunanistan'a kadar indiğini ve orada bir kısım şehrin kendisiyle uyuşularak elde edildiğini yazmaktadırlar ki Osmanlı kaynakları da az çok bunu teyid eylemektedirler.

1391 tarihinde Osmanlılar tarafından İstanbul’un ablukası

İstanbul’un Osmanlılar tarafından ilk kuşatılması Niğbolu muharebesi'nden sonraya kadar abluka mahiyetindedir.

Karaman seferinde pâdişâhla beraber bulunmuş olan imparator V. Yuannis'in oğlu ve saltanat ortağı Manuel, Bursa'ya dönünce babasının ölümünü haber alarak Yıldırım Bayezid'in müsaadesini almadan İstanbul’a savuşmuştu (1391). Bayezid, onun kaçmasını gizli bir maksada hamletti; Edirne'ye gelindiği zaman imparator tarafından Macar kralı Sigismund'a nâme götüren birisi yakalandı. İmparator nâmesinde Türklerin Macaristan'a sefer yapacağı bildiriliyordu. Yakalanan adam kendisinden evvel diğer birisinin daha Macaristan'a yollandığını söyledi. Bunun üzerine Rumeli beylerbeyi Kara Timurtaş Paşa'nın teşviki ile Macaristan'a yapılacak seferden vazgeçilerek İstanbul muhasarasına karar verildi.

Bayezid, bu kararını gizleyerek âdet olduğu üzere sefere iştirak etmesi için imparatoru aradaki anlaşma mucibince vermekle mükellef olduğu kuvvetle Edirne'ye davet etti ise de gelmedi. Aynı zamanda Gelibolu'daki donanmaya İstanbul üzerine gitmesi emrolundu; İstanbul muhasarasına karadan vezir-i âzam Ali Paşa serdar edildi. O tarihte surları döğüp yıkacak kudretli toplar yoktu; bundan dolayı şehrin açlıkla alınması kararlaştırıldı; şehrin içeriden ve dışarıdan bağlantısı kesildi. İstanbul etrafındaki kuvvetli ve elverişli olan halkı başka yerlere naklederek o taraflara Türkleri getirerek şehri karadan tecrid eyledi. Bu halleri gören Manuel şaşırdı; Papa'ya Fransa kralına ve Macar kralına mektuplar yazarak acele yardım istedi. Bayezid bu sırada Silivri kasabasını alarak Manuel’in haksızlığına uğrayan Andronikos'un oğlu Yuannis'e verdi. Bundan başka Karadeniz sahilindeki Bizans şehirlerini de Turhan Bey'i göndererek tahrip ettirdi.

Yıldırım Bayezid ve Sigismund

Osmanlı istilâsına karşı Balkanları müdafaa edebilecek bir devlet varsa o da Macaristan'dı; fakat abartılı bir Katolik olan eski kral Layoş'un, Ortodoks Balkanları Katolik yapmak için mezhep değiştirmeğe zorlaması, Kuzey Bulgaristan'daki halka ve Bosnanlılara işkence ve katliâm yaptırması bu yarımada milletlerini kendisinden nefret ettirmiş ve Balkan milletlerini ayrı bir dinde yâni Müslüman olan ve fakat dinî ve vicdanî akidelere hürmet gösteren ve kendi mezheplerine bağlı olanlara tahakküm etmeyen Türklerin kucağına atmıştı. Balkanların Osmanlılara karşı olan rabıtası o kadar kuvvetli olmuştur ki daha sonraki Timur hâdisesi dolayısıyla Anadolu karıştığı halde Balkanlarda Türkler aleyhine hemen hemen bir hareket ve isyan olmamıştı.

Layoş'un ölümünden sonra kızı Marya'nın kocası Sigismund Macar krallığına geçerek Balkanlara karşı hami tavrını takınmış hattâ Osmanlıların himayesinde bulunan Bulgaristan üzerine bu yüzden bir hak iddia etmiş ve gönderdiği elçi vasıtasıyla Bulgarların işine karıştığından dolayı Yıldırım Bayezid'e çıkışarak bu yerlerin, krallığı mucibince kendisine ait olduğunu bildirmişti.

Bu mütalaaları sükûnetle dinleyen Bayezid, elçinin elinden tutarak onu silâhlarla dolu bir yere götürüp gösterdikten sonra elçiye dönerek: "Efendin krala bunları anlat; benim Bulgaristan'da olan hakkım gördüğün bu silâhlarla temin edilmiştir" cevabını vermiştir.

Elçinin dönmesinden sonra Bayezid, Transilvanya taraflarına akın yaptırmıştı. Bu işlerin manâsını anlayan ve yapılan akının intikamını almak isteyen Macar kralı, Osmanlılardan yüz çevirmiş olan Mirça'yı da beraberine alarak 1392'de Bulgaristan'a girdi. Sigismund huduttaki Türk kuvvetlerine karşı muvaffakiyet kazanmış ve Niğbolu'yu zabt ile daha ileri yürümüş ise de Anadolu'da bulunan Bayezid'in —çünkü bu sırada Pâdişâh Kastamonu seferinde idi— mühim bir kuvvet göndermiş olduğunu haber alınca kendisini sıkıştırmakta olan bu kuvvetlerin tuzağına düşmemek için Niğbolu'yu bırakarak âdeta bozgun halinde süratle çekildi ve hattâ hayatını bir adamının fedakârlığıyla bir Türk süvarisinin kılıcından kurtarmağa muvaffak oldu.


Bulgar krallığının sona ermesi

Sigismund'un bizzat ordusunun başında olan Bulgar krallığının Türklerle karşılaşması onun gözünü açmış ve Avrupa'nın yardımı olmayınca kendisinin Osmanlılara karşı bir muvaffakiyet elde edemeyeceğini anlamış ve bundan başka Türklerin idaresindeki gayrımüslimlerin yeni efendilerine ısındıklarını görmüş ve öğrenmişti.

Macar kralının Bulgaristan işine müdahalesi ve Bulgaristan kralı Şişman'ın, Macarlarla gizli müzakerelerinin haber alınması Türklerin gözünü açmıştı. Sigismund'un, Bulgaristan'a girmesinden bir sene sonra yani 1393'de ‘’Bayezid'in oğlu Süleyman Çelebi’’ kumandasında Bulgaristan'a gönderilen kuvvetler üç ay muhasaradan sonra Temmuz'un 17’sinde Bulgarların başkenti olan Tırnova'yı almışlar ve Doğu Bulgaristan idaresine son vermişlerdir. Merkezi Vidin olan Şişman'ın kardeşi Stratişimir'in idaresindeki kısım ise Niğbolu muharebesinden sonra Osmanlı arazisine katılmıştır.

Bayezid'in Anadolu harekâtı

Sigismund'un bir iş başaramadan perişan bir halde kaçması, Bayezid'in Rumeli'ye geçmesine lüzum bırakmamıştı. Zaten bu sırada Anadolu'da Osmanlılar aleyhine bazı hareketler de baş göstermişti. Kastamonu hükümdarı Candaroğlu II. Süleyman Paşa daha yukarılarda görüldüğü üzere Yıldırım Bayezid'in ilk Anadolu seferinde bizzat askerleriyle gelerek Batı Anadolu beyliklerinin işgalinde (Aydın, Menteşe, Saruhan) ona yardım etmiş fakat Bayezid'in Anadolu'daki işgal hareketlerinin günün birinde kendi memleketine de bulaşacağını bazı olaylardan anlayarak Bayezid'in ittifakından yüz çevirip Karamanoğlu ve Orta Anadolu'da üstün rol oynayan Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed'le ittifak etmişti. Zaten Bayezid'in Karamanoğlu üzerine yaptığı seferde Süleyman Paşa, Kadı Burhaneddin ile beraber Karamanoğlu'nun yardımına gitmek istemişlerse de Bayezid'in şaşırtıcı hareketiyle onun yardımına yetişemediklerinden Karamanoğlu Alâaddin Bey Beyşehir ve diğer yerleri terk ederek Bayezid'le barış yapmıştı.

Kastamonu hükümdarı Süleyman Paşa'nın dönekliğini anlayan Bayezid Karaman seferinden sonra Kastamonu üzerine gitmek istemişse de o sırada Eflâk prensinin Tuna'yı geçip Karinâbâd taraflarına kadar akın yaptığını haber alması üzerine Rumeli'ye geçmiş fakat Süleyman Paşa'nın vaziyetini gözden kaçırmayarak onu müttefiki olan Kadı Burhaneddin ile birleşmeğe meydan vermeden elde etmek istemiştir.

Bayezid Bursa'da bulunduğu sırada Kastamonu üzerine hareket etmiş ise de Burhaneddin'in yardım için Amasya'ya geldiğini anlayınca geri dönmüş, ikinci defaki teşebbüsünde de aynı hal vaki olup Burhaneddin'in Maden kasabasına geldiğini duymasıyla yine çekilmiştir. Bayezid'in tekrar Kastamonu üzerine geldiğini haber alan Süleyman Paşa, Kadı Burhaneddin'den Karamanoğlu ile beraber yardımına gelmelerini tekrar rica etmiş ve Kadı da kuvvetlerini hazırladığı sırada Bayezid Kastamonu'ya girmiş, yapılan harpte Süleyman Paşa maktul düşmüş ve bu suretle Candarbeyliği'nin Kastamonu şubesi Osmanlıların eline geçmiştir (793 H./M.1391 veya 794 H./1392 M.).

Kırkdilim Savaşı

Kastamonu'nun işgalini müteakip o mıntıka ile Yeşilırmak tarafında Kadı Burhaneddin'in nüfuzu altındaki beyler—ki Burhaneddin'den nefret ediyorlardı— Osmanlıların yüksek hâkimiyetini tanımışlardı. Bu hâdise artık Orta Anadolu'yu almak üzere bulunan Osmanlı devletiyle Kadı Burhaneddin arasında muharebeye sebep olmuştur.

Osmanlı hükümdarı, hasmı olan Süleyman Paşa'yı öldürünce Kadı Burhaneddin'e bir mektup yollayıp onun müttefiki olan Candaroğlu'nun katlini bildirmiş ve ima yolyla tehdit etmişti. Bundan başka asıl Kadı Burhaneddin'den yüz çeviren Amasya, Osmancık ve Maden tarafındaki beylerin Osmanlı himayesini kabul etmeleri de bu muharebenin başlıca sebeplerinden olup Burhaneddin'in otoritesini kırmıştı.

Takriben 794 H. / 1392 Temmuzu’nda Çorum sahrasında Osmanlıların zabtetmiş oldukları Kırkdilim kalesi önündeki Kırkdilim mevkiinde Kadı Burhaneddin ile Yıldırım'ın oğullarından Aydın ili sancak beği bulunan Şehzade Ertuğrul’un kumanda ettiği Osmanlı kuvvetleri arasında üç gün süren muharebede Osmanlı kuvvetleri mağlup ve Ertuğrul maktul olmuş ve Burhaneddin'in müsaadesiyle İskilip, Ankara, Kalecik ve Sivrihisar tarafları Moğollar tarafından yağmalanmıştır.

Osmanlı kuvvetlerinin bu mağlubiyetinden sonra aradaki düşmanlık artmış, Burhaneddin Osmanlıların himayesine girmiş olan Amasya’yı almak üzere o tarafa gitmiş ise de Osmanlıların Amasya'yı kurtarmak üzere sevk ettikleri kuvvetlerin Merzifon'a, geldiğini duyunca harbe girişmeğe cesaret edemeyerek Sivas'a dönmüştür. Artık bundan sonra Yeşilırmak havalisindeki yerler tamamen Osmanlı hâkimiyeti altına girmiştir.

Kadı Burhaneddin, diğer Anadolu beyleri gibi mütereddid olmayıp cevval, gözü pek ve mücadeleci, durup dinlenmek bilmeyen bir hükümdar olduğundan Osmanlıların karşısında Anadolu'da ehemmiyetli bir hasımdı; fakat elindeki kuvvet Osmanlılarla sürekli olarak harb edecek gibi muntazam yetiştirilmiş olmayıp toplama kuvvetlerdi; bununla beraber Kırkdilim muharebesi’ndeki galibiyeti kendisinin kolay kolay diş geçirilmez bir hükümdar olduğunu göstermişti.

Amasya emiri Ahmed Bey, Kadı Burhaneddin'in kendisine karşı devam eden mücadelesinden usanmış olduğundan Osmanlı hükümdarına müracaat ederek Amasya’yı terk etmek isteyip mukabilinde kendisine başka bir mahalde sancak verilmesini rica etmesi üzerine Şehzade Çelebi Mehmed kumandasıyla otuz bin kişilik bir Osmanlı kuvveti gelerek Amasya'yı almıştır ( 795 H./1393 M.). Bunun üzerine Kadı Burhaneddin, Osmanlıların daha güneye inmelerini önlemek üzere geçitleri tahkim eylemiştir.

1393'de Osmanlı şehzadesi Çelebi Mehmed'in sancak beyliğiyle ve mühim bir kuvvetle Amasya'ya gönderilmesi bunun ilk defa hizmete girdiğini gösterir; kendisi bundan sonra biraderleriyle olan mücadelesinde burasını merkez yapmış ve Bayezid Paşa ve Hacı İvaz Paşa ve Biceroğlu Hamza Bey gibi sâdık adamlarını burada bulmuştu ki bunlardan Bayezid Paşa Amasyalı ve Hacı ivaz Paşa ile Hamza Bey Tokatlı idiler. Amasya'nın elden çıkması Burhaneddin'e büyük bir darbe oldu.

Bu defaki Osmanlı harekâtı Osmanlılara Kastamonu, Osmancık, Merzifon, Amasya ve o taraflardaki kaleleri kazandırmış ve Tokat ile Amasya arasında Osmanlı ve Burhaneddin kuvvetleri arasında çarpışmalar olmuştur. Amasya'nın alınması, Osmanlılara Tokat ve Sivas'a inmeleri için mühim bir adım teşkil etmiş ise de zorlu bir hasım olduğundan ve daha ziyade Rumeli'de çok daha mühim işler olmasından dolayı Burhaneddin'in ölümüne kadar o taraflara bir hareket yapılmamıştır.

1398 tarihinde Osmanlılar tarafından İstanbul’un kuşatılması

Niğbolu muharebesinden evvel, yani 1391'de babasının ölümünü duyan ve o sırada Karaman seferinden avdet ederek Bursa'da bulunan Manuel'in kaçması ve pâdişâhın dâvetine icabet etmemesi dolayısiyle istanbul'un abluka olunduğunu ve açlıkla teslim olmağa zorlandığını söylemiştik. Manuel bu ablukaya karşı Avrupa'dan yardım istemiş ve yardıma gelen haçlı ordusu Niğbolu'da malûm akıbete uğradıktan sonra o ümidi de sönmüştü.

Muharebeden sonra, Bayezid, imparatora elçi göndererek İstanbul'un teslimini istedi; Manuel buna cevap bile vermedi. Şehrin bu defa muhasara şeklinde baskısı arttı; şehir ahalisinin çoğu açlıktan etkilendiklerinden şehri vermeğe temayül göstermişlerdi; çünkü İstanbul halkı Manuel ve Silivri beyi Yuannis taraftarı olarak ikiye ayrılmıştı. Osmanlılar muhasarayı şiddetlendirdiler ise de denizden bir iş göremiyorlardı; Osmanlı hükümdarı deniz kuvvetleri olan Venedik ve Cenevizlileri ustalıkla okşayarak mümkün olduğu kadar işine mâni olmamalarını temin ediyordu. Bu iki cumhuriyet isteseler Çanakkale'yi tutarak henüz donanması kuvvetli olmayan Osmanlı kuvvetlerini Anadolu'dan Rumeli'ye geçirmeyebilirlerdi. Avrupa'dan yardım ümitleri de kesilmişti. Fakat 1398 Nisan ve 1399 Martı’nda Papa IX. Bonifas'ın İstanbul'un müdafaasını teşvik eden nutukları lâyik olduğu tesiri yapamıyordu. Nihayet o tarihlerde Fransa nüfuzu altına düşmüş olan Ceneviz cumhuriyetinin Galata ve Beyoğlu'ndaki menfaatlerini kurtarmak ve İstanbul'a yardım etmek üzere Niğbolu'da esir düşmüş olan Busiko 1399 yazında bin iki yüz şövalye, dört gemi ve iki kadırga ile İstanbul’un yardımına koştu. Yolda kendisine Ceneviz ve Venedik kadırgaları da katılmıştı; tam zamanında İstanbul'a geldi. İzmit'te, Marmara ve Boğaz içinde bazı muvaffakiyetler elde etti. Bu sırada Bayezid Malatya seferinde bulunuyordu. Busiko Silivri'de bulunan imparatorun yeğeni Yuannis ile barışmasını imparatora söyledi. Bayezid de Manuel'in çekilerek imparatorluğun tabiî varisi saydığı Yuannis'e verilmesini istiyordu. Manuel, Busiko’nun tavsiyesini kabul ederek Türklerin elinde alet olan yeğeni Yuannis'e hükümdarlığı vermeği uygun bularak onu Silivri'den getirterek ortak imparator yaptı (1399). Bayezid'in maksadı bu himaye vesilesiyle İstanbul’u Yuannis'in elinden almaktı; Dukas'a göre bunu evvelce aralarında kararlaştırmışlardı. Bayezid İstanbul'a bedel, Mora'yı Yuannis'e vermeği kabul etmişti.

Yuannis'in saltanat ortağı sıfatıyla imparator, Bayezid'in plânını boşa çıkardı. Manuel, imparatorluğu yeğenine bıraktıktan sonra kendisi de 1399 Aralık ayında gizlice bir Venedik kadırgasıyla İstanbul’dan çıkarak mâhud kiliselerin birleştirilmesi ve bu suretle yardım işi için Avrupa'ya giderken ailesiyle çocuklarını Mora'da kardeşi Teodoros'un yanına bıraktı.

Busiko'nun faaliyeti ve bazı Osmanlı sahil şehirlerini vurması Boğazın Anadolu yakasındaki Riva (Irva) hisarını zabt ile muhafızlarını öldürmesi ve Irva limanına saklanmış olan Türk gemilerini ateşe vermesi gibi hareketi Osmanlıların muhasara kudretini gevşetmedi. 1399 yazında on bin kişilik bir Osmanlı kuvveti Galata'da Cenevizlilerle bir vuruşmadan sonra İstanbul'a girmek istedilerse de muvaffak olamamıştı. Yukarıda görüldüğü üzere işte bu sırada Busiko İstanbul’un yardımına gelmiş ve Manuel'i ümide düşürmüştü.

O tarihte kale dövecek kuvvetli toplar olmadığı için Bayezid, İstanbul’un açlıkla teslim olmasını ümit ediyordu; açlıktan kaleden iple inip kaçanlar bile olmuştu.

İstanbul'un Niğbolu muharebesinden sonraki bu muhasarası esnasında Yıldırım Bayezid Güzelhisar denilen ve Göksu (Aretos) deresinin denize döküldüğü yerdeki hâlâ bir kısmı mevcud olan Anadoluhisarı yaptırıldı.

Bayezid, Manuel'in saltanat ortağı Yuannis'e İstanbul'u teslim etmesini ve evvelce aralarındaki anlaşma dolayısıyla buna mukabil kendisine Mora'yı vereceğini teklif etti ise de red cevabı aldı. 1301 senesinde İstanbul'un yardımına bir miktar Ceneviz ve Fransız askeri de gelmişti. Bu suretle İstanbul muhasarası Bayezid'le Timur arasında başlamak üzere olan harb dolayısıyla aynı sene ortalarına kadar devam etti. Timur tehlikesi baş gösterince Yuannis, Bayezid'in teklif ettiği bazı şartları kabul etmek suretiyle İstanbul muhasarası kaldırıldı. Bu şartlar şunlardı :
1 — Her sene Osmanlı hazinesine verilmekte olan haracın arttırılması.
2 — İstanbul’da bir Türk mahallesi kurularak bir cami yapılması.
3 — İstanbul'daki Müslümanlarla Rumlar arasında çıkcak ihtilâfları İslâm hukuku üzere halletmek için bir kadı tâyini.
4 — Silivri de dahil olmak üzere Silivri'ye kadar olan yerlerin Osmanlılara terki.

Bizans imparatoru Yuannis bu anlaşmaya riayet ederek İstanbul'da Sirkeci'de Türkler için yedi yüz hane ile bir mescid tedarik etmiş ve pâdişâh da İstanbul'da oturmak üzere Taraklı Yenicesi ve Göynük ve Karadeniz sahili taraflarından buraya göçmen naklettirerek iskân ile kadı (hâkim) ve imam tâyin eylemiştir.

İstanbul muhasarası esnasında Anadolu kısmında ve Karadeniz sahilinde Bizanslılara ait olan Şile kasabası, Yahşi Bey kumandasıyla sevk edilen kuvvetler tarafından barış yoluyla teslim alınmıştır.


1388 - 1402 senesine kadar Yunanistan ve Mora

Osmanlılar Rumeli'deki istilâlarında Balkan milletleri arasındaki ihtilâf ve nefretlerden de istifade ederek icabında bir tarafa yardım etmek suretiyle kendi lehlerine kazançlar elde ediyorlardı. Osmanlı kuvvetleri 796 H/1394 M de Selânik’in zabtından sonra Kuzey Yunanistan'a Evrenuz Bey kumandasıyla akın yaparak Mora'ya da sarkmak istediler. Buralarda Lâtin dukalıkları ve Mora'da imparatorluğa bağlı mühim despotlukları ve Venediklilere ait Koron ve Modon ticaret iskeleleri vardı.

Niğbolu muvaffakiyetlerinden sonra 1397 senesinde Yıldırım Bayezid Yunanistan'a bir sefer yaptı; buna da sebep Despot Teodoros tarafından Osmanlılara terk edilmesi kabul edilen ve fakat verilmeyen yerlerin verilmemesi idi. Bu seferde Salona dukası ile aralarındaki nefretten dolayı Salona piskoposunun daveti de bir vesile teşkil etmişti.

Yunanistan'a ve Mora'ya karşı yapılan bu hareket birinci değildi. Bundan evvel de yani 1388 ve 1391'de Lâtinlere karşı kendisine yardım etmek üzere yukarıda adı geçen Teodoros tarafından Osmanlı kuvvetleri Yunanistan'a çağrılmışlardı. Paleologos hanedanından yani Bizans İmparatorları ailesinden olan despot birinci Teodoros, buraların Bizans'a ait olduğunu söyleyerek Lâtinlere karşı koymak istemiş, fakat Lâtinlerle başa çıkacak kuvveti olmadığından Türkleri yardımına çağırmıştı; işte bu 1397 senesinden evvel Mora'ya iki defa yardım yapılmış ve bu sayede mevkiini kuvvetlendiren birinci Teodoros da Osmanlı yüksek hâkimiyetini kabul ile bazı şehirleri Türklere terk etmeği kabul ettiği halde sözünü yerine getirmemişti.

Yıldırım Bayezid Tesalya Yenişehri’ni ve Farsala'yı aldıktan sonra hiçbir mukavemetle karşılaşmadan Termopil’i geçti ve Orta Yunanistan'a inerek Salona ve Atina ile diğer bazı dukalıkları işgal etti; sonra geri döndü. Fakat I. Teodoros'ı Osmanlı hâkimiyetini kabule mecbur etmek için Mora'ya akın yapmak üzere buraya Paşa Yiğit oğlu Turahan Bey kumandasıyla mühim miktarda akıncı kuvveti bırakmağı da ihmal etmedi .

İstanbul'un muhasarasının devam ederek ümitsizliğin arttığı bu senelerde Türk akıncılarının Mora'ya yaptıkları müteaddid akınlardan yarımadanın doğusundaki meşhur Argos şehri alındığı gibi burada sömürgeleri olan Venedikliler de korkutulmuş ve I. Teodoros eskisi gibi Osmanlı hâkimiyetini tanıyarak vergi vermeğe mecbur edilmişti.

Bu istilâ esnasında Osmanlılar malûm siyasetlerine göre elde ettikleri yerlere hemen Müslüman ve Türk göçmenleri getirip yerleştirmişler ve buralardaki bir kısım halkı Anadolu'ya nakletmişlerdir .

1402 baharında Mora'nın güneyine kadar mühim bir akın daha yapılmış ve bilhassa Venedik'e ait yerler vurulmuş ve Ahaiya prensi Osmanlıların müttefiki olarak hareket etmiştir. Bu akınlar dolayısıyla imparatorun Avrupa'ya yardım istemeğe giderken Mora’da biraderi Teodoros'a bıraktığı ailesinin yani kraliçenin esir edileceğinden de endişe edilmekte idi.

Osmanlı akınlarından usanan Teodoros, İstanbul'un uzun zamandan beri muhasara edilerek büyük bir açlıkla baskı altına alındığını ve Mora'nın harb halinde bulunduğunu ve Hıristiyan hükümdarların hiç bir yardımda bulunmadıklarını gördüğünden bu hallerden etkilenerek Rodos adasına giderek İsparta'yı Sen Jan şövalyelerine satmış ve şövalye reisi de orasını teslim alınması için şövalyeler göndermişti. Mora'nın, Rum Ortodoks halkı bu Lâtin şövalyelerini görünce onları öldürmek için üzerlerine hücum etmişlerse de Mora ruhanî reisi araya girip halkı yatıştırmış ve Sultan Bayezid de Mora'nın hâkimi kendisi olduğunu söyleyince, Teodoros paraları iade etmiş ve şövalyeler de eli boş dönmüşlerdir. Teodoros Mora'dan Rodos'a gittiği zaman Osmanlı hükümeti onun yerine adanın piskoposunu vekil etmişti. Teodoros'un memleketi Lâtinlere satmasından dolayı halk fevkalâde hiddetlenerek Teodoros'un yerine kendilerine bir duka seçmişler ve Mora'ya dönen Teodoros'ı kabul etmemişler ve kendisine hakaret etmişlerse de nihayet piskoposun rica ve aracılığıyla yine despotluğa getirmişlerdir.

Karaman Seferi ve Alâaddin Bey’in Katli

Sigismund'un Osmanlılar aleyhine hareketi Karamanoğlu Alâadin Bey'e fırsat vermişti; Niğbolu muharebesi sırasında belki de Osmanlılar tarafından yapılmış olan bir taarruza mukabele olmak üzere karaman oğlu Ankara'yı basarak Anadolu Beylerbeyi bulunan Sarı Timurtaş Paşa'yı, esir etmişti.

Yıldırım Bayezid'in Haçlılara galebesini haber alınca Timurtaş Paşa'nın gönlünü alarak kendisini, yanına kattığı bir elçi ile gönderip pâdişâhla arasını bulmasını rica etmişti.

Sultan Bayezid, Rumeli durumunu yoluna koyup Mora'ya da akıncı kuvvetleri bırakarak döndükten sonra Karamanoğlu'nun mazeretini ve anlaşma teklifini kabul etmeyerek Anadolu'ya geçti (1397) ve Bursa'da kuvvetlerini topladıktan sonra Karamanoğlu üzerine yürüdü; Osmanlı kuvvetleri Karamanoğlu kuvvetlerinden kalabalıktı. Konya ovasında iki gün süren bir muharebe oldu ise de bir netice hasıl olmadı, ikinci günü akşamı gece yarısından sonra Otuz bin kadar Osmanlı kuvveti Karamanoğlu kuvvetlerinin gerisini çevirdi. İki ateş arasında kalan Karamanoğlu bozularak Konya kalesine kaçtı; burası on bir gün kuşatıldı. Mal ve canlarına dokunulmamak şartıyla Konya halkı gizlice şehri teslim edeceklerini söylediler; alınan tertibat üzerine şehir işgal olundu; kaleden çıkan Alâaddin Bey şehir içinde Osmanlı askeriyle çarpıştı ise de muvaffak olamayarak kaçarken attan düşüp yakalandı. Yıldırım Bayezid'in yanına getirildi. Pâdişâh, eniştesi olan Alâaddin Bey'e niçin itaat etmediğini sordu. O da:
—"Niçin sana itaat edeyim, ben de senin gibi bir hükümdarım" cevabını verdi. Bu açık söze canı sıkılan mağrur hükümdar, Karamanoğlunun öldürülmesini emretti ve bu suretle Alâaddin Bey katlolundu; ve kesilmiş başı bir mızrağa takılarak şehir içinde dolaştırıldı. Bundan sonra Bayezid Konya'ya bir vali tayin ederek Lârende (Karaman) üzerine yürüdü; burası bir az mukavemet ettikten sonra cebren zabtedilirse neticenin pek elim olacağı malûm olduğundan Alaaddin bey'in zevcesi olan Yıldırım'ın kız kardeşi, iki oğluyla beraber biraderinin karargâhına geldi. Pâdişâh çadırından çıkarak kız kardeşini karşıladı. Lârende alındı. Bayezid hemşiresiyle çocuklarını Bursa'ya gönderdi (800 H. 1397 M son baharında).

Alaaddin Bey’in katli üzerine Karaman oğullarına ait şehirlerin Toros dağının kuzeyindeki şehirler (Konya, Lârende, Niğde, Develi Karahisar) Osmanlılara geçmiş ve Toros'un güneyinde Karamanoğulları'nın şehir ve kaleleri (Mut, Ermenek, Taşeli ve İçel) Karamanoğulları ailesinin diğer kolundan gelen beyler elinde kalmıştır.

Sultan Bayezid'in, Karaman Devletini ortadan kaldırması Osmanlılar'ın Anadolu'daki yüksek otoritesini göstermiş ve bu hal Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin'i telâşa düşürdüğünden o da ister istemez Memlûk Sultanı'nın yüksek hâkimiyeti altına girmişti.

Samsun ile Kadı Burhaneddin Memleketlerinin ve Malatya’nın Alınması

Samsun’un Elde Edilmesi

Osmanlıların daha evvel Kastamonu’yu ve arkasından Amasya'yı elde ettiklerini ve o taraflardaki bir kısım yerli hanedanın bunların hâkimiyeti altına girmiş olduklarını görmüştük; Amasya ve havalisinin tamamen Osmanlılara geçmesini müteakip Karamanoğlu işini bitirdikten sonra ‘’Yıldırım Bayezid’’ 1398 ilkbaharında o taraflara bir sefer yapmış ve Canik beyi Kubadoğlu Cüneyd'in üzerine gidilerek bunun, merkezi olan Müslüman Samsun alındı. Cüneyd Bey kaçtı ve Osmanlı hâkimiyeti altında bulunmak şartiyle Ladik ve diğer bazı kaleleri kendisine bırakıldı. Samsun ve havalisi bir sancak itibar edilerek Bulgar kralı Şişrnan'ın Müslüman olan oğlu Aleksandr'a verildi.

Müslüman Samsunu ile Canik mıntıkasının elde edilmesi o taraflardaki Osmanlı hâkimiyetini kuvvetlendirdi; Çarşamba, Terme, Niksar taraflarına sahib olan Tacüddin oğulları Mahmud ve Alparslan ve Halipiya (Ordu vilâyeti) emiri ve Giresun fatihi Hacı Emirzâde Süleyman Bey ve Bafra beyi Taşan oğulları hep Osmanlı hâkimiyetini kabul ettiler; bu münasebetle Osmanlı hududu Trabzon Rum imparatorluğu hududuyla birleşmiş oldu.

Kadı Burhaneddin’e aid Sivas ve Diğer Yerlerin İlhakı

Bu seferin arkasından 801 H./1399 M. de Sivas üzerine de bir sefer yapıldı. Sivas, Kayseri ve diğer yerlerin havalisi hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed, bir zaman kendisine tâbi olup 1396 sonları veyahut 1397'de kendisine muhalefete kalkmış olan bir kısım Akkoyunlu aşiretinin reisi Kara Yölük Osman'ı takip ederek onunla vukua gelen muharebede yakalanıp katledilmiş (800 Zilkade/1398 Temmuz), Sivas halkının kararıyla yerine oğlu Alâaddin Ali Bey (Zeynelâbidin) hükümdar olmuştu; fakat Karayölük diye meşhur olan Kara Osman Bey Sivas'ı muhasara ile almak istediğinden Sivas'ın ileri gelenleri Osmanlı hükümdarını yardımlarına çağırmışlardı. Yıldırım Bayezid bu daveti kabul ederek oğlu Süleyman Çelebi ile Sivas üzerine yirmi bin atlı ve dört bin yaya göndermiş ve bu kuvvet Karayölüğü mağlup ederek Sivas'ı kurtarmıştır.

Süleyman Çelebi, Sivas'ı kendisi işgal etmeyip babasını davet ettiğinden mühim bir kuvvetle gelen Yıldırım Bayezid şehre girmiş ve Burhaneddin'in oğlu Zeynelabidin'i eniştesi olan Dulkadiroğlu Nâsırüddin Bey'in yanma gönderip Sivas'ı kendi mülküne ilâve etmiştir (801 H./1399 M.)3. Bu suretle Sivas'tan başka Tokat ve Kayseri ile Burhaneddin'in Karamanoğlu'ndan almış olduğı Aksaray elde edildi.

Bayezid Sivas'ı elde ettikten sonra buranın idaresini de Şehzade Süleyman veya Amasya beyi olan Şehzade Mehmed'e verdi.

Malatya’nın Alınması

Sultan Bayezid Sivas'ı aldıktan, yani bütün Kadı Burhaneddin memleketlerine (Orta Anadolu'ya) sahip olduktan sonra Bursa'ya döndü; onun bu başarıları Memlûk Sultanı Berkuk'u düşündürmeğe başlamıştı. Bundan bir müddet sonra Memlûk Sultanı Berkuk'un 801 Şevval/1391 Haziran'da vefatını haber alan Bayezid, yerine geçen oğlu Ferec'in küçük olması ve ümera arasındaki ihtilâfları öğrendi; bunun üzerine Türklerle meskûn olan Malatya'nın Kadı Burhaneddin'e aidiyetinden bahis ile kendisine terkini istemek üzere —çünkü burası Memlûk sultanının elinde idi— Sultan Nâsırüddin Ferec'e bir elçi gönderdi; fakat red cevabı alınca sefere çıkarak Sivas'tan Malatya'ya, indi. Şehrin müdafaa edildiğini görünce Malatya'yı kuşattı ve etrafındaki hendekleri doldurdu; bunun üzerine Malatyalılar teslim oldular, oraya asker koyarak döndü (802 Muharrem/ 1399 Eylül), bu arada Memlûklere ait Kâhta, Divriği, Behisni, Darende kaleleri Osmanlılara geçti; bu suretle Osmanlı hududu bu taraftan Orta -Fırat nehrine dayanmış oldu; Malatya'dan başka Elbistan da alındı.

TİMUR VE BAYEZİD

Timur’un Ortaya Çıkışı

Bir ayağının sakat olmasından dolayı Osmanlı tarihlerinde tezyif makamında Timurlenk veya aynı mânada olarak Aksak Timur denilen Timur, 736 H./1335 M. de Semerkand’ın güneyindeki Keş şehrinde doğmuştur. Bu tarihte Maveraünnehir'de Cengiz ailesinden Çağatay Hanları hüküm sürmekte idi; Timur, Semerkand valisi Emir Kazan'ın isyanında onun maiyyetinde bulunduğu için onun rakibi Çağatay hanlarının takibine uğradı. Tuğluk Timur'a isyan etti ve sonra karısının kardeşi olan Emir Hüseyin ile beraber faaliyette bulundu. Nihayet 1368'de otuz üç yaşında iken Belh Emiri oldu ve hududunu genişletmeğe başladı. Timur bu faaliyeti ile sonradan Han derecesine kadar yükseldi ise de Moğol hanedanıyla o mıntıka halkının Cengiz ailesine mensup olanlardan başkasına itaat etmeyeceklerini bildiğinden Çağatay hanını hükümdar tanıyarak onun adına sikke kestirdi.

Timur'un en korkunç rakibi Altınordu devleti idi; bu devletin hanlarından Orus veToktamış hanlarla epey uğraştı; halbuki Toktamış daha evvel Kırım'da Han bulunurken o tarihte Altınordu hükümdarı Urus Han'ın (1361-1375) oğlunu öldürmekten suçlu olarak Timur'un yanına kaçmış ve onun iyiliğini görmüş ve 777 H./1375 M. de Urus Han'ın vefatı üzerine Timur'un yardımıyla Urus han'ın oğullarını yenerek Altınordu hükümdarı olmuştu (778 H./1376 M.). Sonradan Timur'un bu iyiliklerini unutan Toktamış, Timur'la boy ölçüşmeğe kalktı ise de mağlubiyetten mağlubiyete uğradı.

Timur faaliyeti ile yedi senede İran'ı nüfuzu altına aldı (1378). Sonra Azerbaycan ile Irak’ işgal eyledi. Bağdat’taki Celâyiriyye hükümdarı Sultan Ahmed'i memleketi terke ve Mısır'a Memlûk sultanı Melik Zahir Berkuk'a iltica'ya mecbur etti (1393). Timur'un avdetinde Sultan Ahmed, Memlûk hükümdarının yardımıyla Bağdad'a dönerek Timur'un valisi Emir Mes'ud'u kaçırıp tekrar hükümdarlığına sahip oldu.

Timur daha sonra Hindistan üzerine sefer açtı ve büyük muvaffakiyetlerle 1399'da geri döndü; bu seferinde Kuzey Hindistan'ı zabtetmişti; buradan dönünce Bağdad"ı tekrar zabtetti. Bu defa Sultan Ahmed kendisine tâbi bulunan Karakoyunlu Türkmen reisi Kara Yusuf'la beraber Suriye'ye iltica ettilerse de, Halep’ten geri döndürüldüler. Bunun üzerine Anadolu'ya gelerek Yıldırım Bayezid tarafından kabul edildiler.

Timurla İlk Münasebet

Bayezid, Sultan Ahmed'e Kütahya'nın ve Kara Yusuf'a ve adamlarına da Kayseri ve Aksaray taraflarının hasılatını dirlik tâyin eyledi. İşte Timur'un hasmı olan Sultan Ahmed'le Kara Yusuf'un Osmanlılara ilticaları üzerine Timur ile Bayezid arasında mekuplaşma başladı.

Yıldırım Bayezid Timur'un mültecilerin iadesi için tehdidi havi olan nâmesine karşı hiddetlendi ve mültecileri göndermek istemedi; Bayezid'in devlet adamlarının bir kısmı Sultan Ahmed'le Kara Yusuf'un teslim edilmesini muvafık gördüler; Timur'un mektupları tekerrür edince vaziyetten şüphelenen Kara Yusuf kaçmağa karar verdi. Aşiretini alarak bulunduğu mahalleri yani Kırşehir ve Kayseri taraflarını vurup yağmaladıktan sonra geçtiği yerleri de talan ederek Şam'la Bağdad arasındaki Hit sahrasına indi; arkasından Sultan Mehmed de kaçarak Bağdad'a gitti.

Timur, Osmanlılara zorluk çıkarmak üzere Sivas, Kayseri ve Malatya taraflarında bulunan ve Moğol istilâsından arta kalan ve Kadı Burhaneddin hükümetinin ilhakından sonra Osmanlılara tâbi olan kendi cinsinden olan göçebe tatarları da Osmanlılar aleyhine tahrik etmekte idi.

Timur 1400 senesinde Azerbaycan1 Ast Berdao’da kışladığı sırada Erzincan emiri Mutahharten oraya giderek Timur'a itaatini arzetti; Timur ona, hâkimiyetini kabul etmesi sebebiyle tuğ, alem ve hil'at ve tâbiiyyet alâmeti olarak da külah ve kemer ihsan etti ve tekrar memleketine gönderdi. Fakat, Bayezid, Mutahharten'in kendisine tâbi olarak vergisini göndermesini bildirdi ise de Erzincan emiri buna yanaşmayarak keyfiyeti Timur'a yazdı; Timur bu münasebetle Bayezid'e hem tehdid ve hem nasihati içeren mektup yolladı fakat buna karşı Osmanlı hükümdarı sert cevap verdi; ve bu cevabında "seninle ne zamandan beri muharebe etmek isterdim, şimdi bunu fiile çıkarmağa azmettim; sen gelmezsen ben gelirim" demişti.

Timur Tarafından Sivas’ın Zabtı

Timur bundan sonra Gürcülere galebe çaldı vedaha sonra Akkoyunlu aşireti reisi Karayölük Osman bey'in teşvikiyle Erzurum üzerinden süratle Sivas'a, yürüdü. Ordusuna Karayölük ile Erzincan beyi Mutahharten rehberlik ediyorlardı. Sivas sıkı surette kuşatıldı. Sivas valisi şehzade Süleyman, kalenin müdafaasını Malkoç oğlu Mustafa Bey'e bırakarak çekilmişti.

Sivas on sekiz gün Timur'un tazyikine dayanabildi. Kale müdafii Malkoç oğlu, hiç kimsenin hayatına dokunulmayacağına dair Timur'dan söz aldı ve şehir işgal edildi; fakat kale müdafileri kanları dökülmeyerek diri diri hendeklere atılarak üzerlerine toprak örtülmek suretiyle öldürüldüler. Halktan aman parası alındı; bundan başka Timur pek mamur olan Sivas'ı harabeye çevirdi ve bir kısım şehir halkını alarak memleketine götürdü; bunlar arasında miktarı epey bir yekûn tutan kızlar da vardı.

Timur’un Suriye Seferi

Timur, hesaplı hareket ederek Sivas'ı alıp tahrip ettikten sonra Anadolu'ya yani Osmanlı memleketlerine dalmadı; bunun da sebebi casusları vasıtasıyla Osmanlılar hakkında tamamen haber alamamış ve Yıldırım Bayezid'in büyük askerî kuvvetleri hakkında malûmat edinememiş olması idi; bundan başka arada görüşmeler de devam ediyor ve Sivas hâdisesi dolayısiyle Bayezid'in boyun eğeceğini tahmin ediyordu.

Timur daha sonra Malatya'yı aldı ve 1401'de Suriye'yi işgale başladı. Onun bu hareketinde de yine Akkoyunlu reisi Karayölük rehberlik etmekte idi; müdebbir ve faal bir hükümdar olan Berkuk'un ölümü ve yerine çocuk bir hükümdarın geçmesi, Mısır beyleri arasındaki rekabet Timur'un Suriye istilâsını kolaylaştırmıştı. Timur Anteb (Gaziantep) Haleb ve Şam'ı aldı; Memlûklerin müdafaası fayda vermedi; dönüşte Mardin ve üçüncü defa Bağdad’ı zabtettikten sonra Tebriz'e geldi ve Karabağ'da kışladı. Osmanlı hükümdarıyla mektuplaşma devam ediyordu. Timur vaziyete göre aşamalı olarak isteklerini arttırıyordu. Bayezid tarafından memleketleri işgal edilerek onun yanına gitmiş olan Anadolu beyleri de Timur'ı Osmanlılar aleyhine tahrik ediyorlardı. Osmanlı hükümdarı, aradaki mektuplaşmalar dolayısıyla Timur'un maksadının Osmanlı devletini parçalayıp kendisini de nüfuzu altına almak istediğini anlamıştı; fakat Timur bu kuvvetli hükümdara karşı çok ihtiyatlı hareket ederek taarruza geçmiyordu.

Osmanlı Padişahının Durumu

Timur'un Bağdad'ı ilk defa almasını müteakip doğudan gelmekte olan tehlikeyi hisseden ve durumu henüz hayatta bulunan Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed, Osmanlı ve Mısır hükümdarlarına başvurarak endişe verici durumu anlatarak Timur'a karşı ittifak teklif etmiş ise de her iki hükümdar da bununla olan maceraları ve kendisine îtimadları olmamasından dolayı bu müracaata ehemmiyet vermemişlerdi.

Burhaneddin Ahmed'in ölümünden sonra Sivas, Malatya, Divriği ve havalisine sahip olan Osmanlılar Timur'un ilk hedefini teşkil ediyorlardı. Bundan dolayı Yıldırım Bayezid, Kadı Burhaneddin'in yaptığı gibi Memlûk sultanına müra Caat ile Timur'a karşı müttefikan hareket edilmesini teklif etti ise de Osmanlı hükümdarının Malatya'yı işgalinden müteessir olan Memlûk emirleri bu müracaatı kabul etmiyerek vaziyeti Timur'a müsait bırakmışlardı; o da bu gerginlikten istifade etmekte gecikmiyerek şaşırtıcı hareketlerle her iki devleti de ayrı ayrı vurmağa muvaffak oldu.

Sivas'ı zabt ve tahrip eden Timur bu suretle Osmanlılara ilk darbeyi indirdikten sonra daha ileri gitmemişti. Sivas'ın acıklı vaziyetini duyan Bayezid pek müteessir olmuş ve hazırlıksız olması sebebiyle, derhal mukabele edememiş ve Timur'un daha içeri gireceğini tahmin ile onu dahilde karşılamağı muvafık bularak Kayseri’ye gelip Timur'ı beklemişti; fakat Timur böyle yapmayarak Sivas önünden dönüp hemen Suriye üzerine yürümüştü.

Bunun üzerine Bayezid, bizzat ordusunun başına geçerek doğu hududuna gelmiş Erzincan ile Kemah'ı Timur'un müttefiki ve aralarının açılmasında âmil olan Mutahharten'in elinden almış ve kendisinin yüksek hâkimiyetini tanımak şartıyla yine ona vermiş ise de Kemah kalesini iade etmeyerek buraya muhafız koymuş ve rivayete göre Mutahharten'in ailesini de rehine alarak Bursa'ya göndermiştir (803 Zilhicce / 1401 Temmuz). Bu suretle Timur'a tâbi olan Erzincan ve Kemah beyine karşı yapılan bu muamele Bayezid'le Timur'un arasını büsbütün açmıştır.

Timur, Suriye seferi esnasında Bayezid'e gönderdiği tehdidi havi mektupta kendi muvaffakiyetlerini sayıp döktükten sonra neticede Bayezid'in kendisine itaat etmesini bildirmiş ve buna karşı Bayezid de elçisi Yakup Bey ile yolladığı mektup ile kendi aslını, neslini ve muzafferiyetlerini sayıp döktükten sonra karşısına çıkacak düşmana karşı hazır olduğunu bildirmiştir. Timur bu cevaba karşı arada kurulacak dostluğun kâfirlere karşı İslâm’ın kuvvetini arttıracağını söyledikten sonra oğullarından birisinin kendisine göndermesini bildirmiştir. Timur'un bu tarzdaki yumuşak görünen hareketi hakikatte Bayezid'i kendi nüfuzu altına almak olduğu için onun oğullarından birisinin kendi yanında bulunmasını, yani rehin olmasını istiyordu.

Timur'un zaferden zafere koştuğunu gören Osmanlı devleti erkânı başta vezir-i âzam Çandarlı zade Ali Paşa olduğu halde Yıldırım Bayezid üzerinde etkili olarak onu barışa meylettirmişler ve bu yolda Timur'a elçi göndertmeğe muvaffak olmuşlardır. Bayezid gönderdiği nâmede aradaki nefrete hiç bir sebep olmadığını ve bütün ecdadı gibi kendisinin de küffar ile gazada olduğunu beyan ile anlaşma teklif ediyordu; Timur, ilk baharda Anadolu hududuna gelerek Bayezid'in cevabını orada bekleyeceğini bildirerek elçilerin dönmesine izin vermiş ve kendi elçisini de onlarla beraber yollamıştı.

Timur, bilhassa Kara Yusuf'un ölü veya diri olarak kendisine teslimini istiyordu; Bayezid, bir mültecinin teslim edilemeyeceğini ve zaten Kara Yusuf'un evvelce gitmiş olduğunu ve tekrar gelecek olursa yine kabul edilmesinin misafirperverlik icabından olduğunu, mamafih Kara Yusuf'a hiç bir veçhile yardım etmeyeceğini cevaben bildirmişti.

Timur, Bayezid'e karşı diğer yerlerde olduğu gibi elindeki kuvvetle bir iş göremeyeceğini anlayarak, Orta Asya'da bulunan en güzide kuvvetlerini getirtmeğe mecbur olmuş ve kışı Karabağ' da geçirdikten sonra Anadolu'ya yürümeğe karar vermiştir. Bu sırada Çin İmparatoru ölmüş ve Çin'de karışıklıklar çıkmıştı; Timur Çin'in istilâsını iyi bir netice saymakta ise de burada bir netice almadan geri dönecek olursa Bayezid'in Irak, Elcezire ve Azerbaycan taraflarını elde etmesi ihtimalini düşünerek bu kuvvetli rakibi arkasında bırakmak istemiyordu; kendisini Anadolu harekâtından men etmek isteyenler ve muvaffakiyetin şüpheli olduğunu ve hezimet olursa neticenin felâketi mucip olacağını söyleyenler oldu ise de kendisini teşvik edenler de vardı. Nihayet ordusunu, getirttiği büyük kuvvetlerle takviye eden Timur, Bayezid'den başlıca aşağıdaki isteklerinin kabulünü istedi:
1 —Kemah'ın Mutahharten'e geri verilmesiyle ailesinin serbest bırakılması.
2 — Şehzadelerden birisinin kendi yanına gönderilmesi.
3 — Metbuiyet alâmeti olarak kendisine gönderilecek olan külah ile kemerin kabul edilmesi.
4 — Anadolu beylerinden alınan yerlerin yine eski sahiblerine iadesi.
5 — Kara Yusuf'un kendisine teslimi olup halbuki Kara Yusuf daha evvel Osmanlıların yanından ayrılmış olduğundan bunun ailesinin teslimi istenmekte ve diğer bazı tekliflerde bulunulmakta ve bunlara mukabil kâfirlerle muharebe eden Osmanlılara yardım edileceği beyan olunmakta idi.
Bütün bunlara karşı ihtiyatlı hareket edilmesini tavsiye eden vezir-i âzam Ali Paşa'ya Sultan Bayezid :
— "Şerefimiz ve karşı koyacak kuvvetimiz vardır; tâbi olamayız ve istiklâlsiz yaşayamayız" sözleriyle mukabele etmiş ve Timur'la harbin tahakkuk etmesi üzerine malûm şekilde imparatorla anlaşarak İstanbul muhasarasını kaldırıp oradaki askerini çekmiştir.

Diğer bazı kayıtlara göre Yıldırım'ın son gönderdiği hediyeler de Timur'un canını sıkmıştı. Hediyelerden her kısmın miktarı on adetti; halbuki Türklerde makbul rakam dokuz olduğundan hediyeler dokuzar olmalı idi. Bundan başka Bayezid nâmesinde kendi adını yaldızlı olarak iri harflerle yazdığı halde Timur'un adını siyah ve küçük harflerle yazmıştı.

Ankara Meydan Savaşı

Yıldırım Bayeizd’in Vefatı

Timur'un Batı Anadolu seferinde Yıldırım Bayezid de beraberdi; Zafernâme'ye göre Timur'un on beş gün gibi pek kısa bir zamanda İzmir'i zabt etmesine Bayezid hayret etmişti. Timur izmir'den dönerken kuvvet gönderip Uluborlu ile Eğridir kalesini zabtettirdi; buraları Osmanlılara ait kalelerden olup teslim olmamışlardı. Bayezid Eğridir’in zabtı esnasında hastalanmış olduğundan Timur, onu Akşehir'e yollamış ve kendisinin tedavisine de meşhur tabiplerinden İzzeddin Mes'ud-ı Şirazî ile Celâlüddin-i Arabi'yi memur eylemişti.

Yıldırım Bayezid gibi cevval, izzet-i nefis sahibi mağrur ve zaferden zafere koşmuş olan bir hükümdar, mağlubiyet ve esarete tahammül edemedi; Timur sohbet esnasında kendisini yine hükümdarlıkta bırakacağını söylüyorsa da o bu vaadlere inanmıyordu. Nihayet Timur'un kendisini Semerkand'a götüreceğini anlamış ve İzmir seferinden döndükten sonra parmağındaki yüzük taşının altında sakladığı zehiri alarak hastalanmış ve Akşehir'e geldikten sonra 14 Şaban 805 / 9 Mart 1403 Perşembe günü vefat etmiştir. Şerefeddin Yezdî ile Hafız Ebru ve Tacüttevarih ve Osmanlı tarihlerinin çoğu dinen memnu olan intiharını yazmıyarak kimi hummadan ve kimisi nefes darlığı ve hunnakdan vefat ettiğini beyan ederler. Padişahlığı on dört sene kadardır.

Ölümünü müteakip cesedi tahnit edilerek Akşehir'de Mahmud Hayrani türbesine konulmuş, Timur, yanında bulunan ailesine tâziyette ve ihsanlarda bulunmuş ve sonra Semerkand'a dönerken cesedi oğlu Musa Çelebi'ye teslim eyleyerek hükümdarlara mahsus merasimle defnedilmesini tavsiye eylemiş ve aynı zamanda Musa Çelebi'ye de babasının mülkünde hükümdarlık için kemer, murassa kılıç ve yüz at vermiştir.

Yıldırım Bayezid'in doğum tarihleri sarih değildir. Tarihî takvimler 754 veya 756 (1353 —1355) senesinde, bazı tarihler babasının hükümdar olduğu senede (yani 763 H.) doğduğunu beyan ile vefatında 42 ve 60 ve 57 yaşlarında bulunduğunu kaydetmektedirler; 1381'de evlendiğine göre 763 H./1362 M. doğumlu olduğu anlaşılıyor; hükümdarlığı on üç sene kadar oluyor.

Yıldırım Bayezid, Ankara muharebesinde bulunduğu sırada yanında yaş sırasıyla Süleyman, İsa, Mehmed, Musa ve Mustafa isimlerinde beş oğlu vardı; oğullarından Aydın sancak beyi Ertuğrul'un Kırkdilim muharebesinde maktulen vefat ettiği evvelce görülmüştür. Kabri Bursa'da yaptırdığı veya babası tarafından yaptırılan Tekecikoğlu mescidi haziresindedir. Küçük yaşta bulunan Kasım adındaki oğlu da Bursa'da bulunuyordu. Bayezid'in esir düştükten sonra kendi bulunduğu merkez kuvvetlerinin gerisinde bulunan Musa ile Mustafa'yı hatırlayarak Timur'dan bunların bulunmasını rica etmesinden bu iki şehzadenin diğer üç kardeşi yani Süleyman, İsa ve Mehmed'den daha küçük olduklarını göstermektedir ki Dukas da aynı kanaattedir.

Yıldırım Bayezid, azim ve irade sahibi, cevval ve şahsen çok cesur ve pek değerli bir kumandan olduğunu bütün harekâtiyle ispat etmiştir. Mizaç itibariyle asabi, şedid, hırçın ve inatçı olduğu da görülüyor. İçkiyedüşkünlüğü asabını bozmuştu. Buna rağmen ânî vakalar karşısında itidalini ve soğuk kanlılığını muhafaza eder, kararını verir ve ordusunu süratle istediği yere sevk ederdi. Bundan dolayı düşmanları pek ihtiyatlı davranıyorlardı; bir hamlede Anadolu beylerini ortadan kaldırarak Ege sahillerine ve Samsun havalisini zabtetmek suretiyle Karadeniz sahillerine inmiştir. Niğbolu muharebesinde sevkulceyş ve tabiye hakkındaki vukufu kendisinin üstün bir kumandan olduğunu göstermektedir; yine aynı suretle Timur'u baskın halinde Ankara önünde yakalaması askerî kudretinin diğer bir ispatıdır; fakat bu halden istifade etmek istemeyerek düşmana fırsat vermesi ve Osmanlı ordusıındaki Kara Tatarlarla Anadolu beyleri kuvvetlerinin Timur tarafına geçmeleri harbin kaybedilmesine sebep olmuştur.

Bayezid'in tebaasına karşı fevkalâde âdil olduğunda tarihler müttefiktir. Bayezid, harp ganimetleriyle bir çok tesisler vücuda getirmiştir. Başlıcaları Bursa'daki Ulucami ile Yıldırım Camii ve bunun karşısındaki darüşşifa, medrese, imaret ve misafirhane, hamam ve Kâzerunî dervişlerine zaviye, Edirne'de cami ve imaret ve Karaferye, Kütahya ve Balıkesir'de camileri vardır. Darüşşifa’sına Kahire'den tabib getirtmiştir. Bursa'da Akçağlayan suyunu şehre getirterek hem tesislerine ve hem halka vermiştir. Bütün tesisleri için geniş vakıflar koymuştur.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz