Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Tuyuğ (Tuyuk)
Divan Şiiri Nazım şekli ve Nazım Türü
Sultan Abdülhamid'in petrol savaşı!
DULKADİROĞULLARI BEYLİĞİ
MUHTASAR OSMANLI DEVLETI TARIHI
Terkîb-i bend ve Tercî/ '-i Bend
Menteşzâde Abdurrahim Efendi
Başlangıcından Bugüne Türk Öykü Kitapları Zamandizini 1 (1867- 1929)/ Ali ŞAHİN
Darendeli Mehmet Paşa
Osmanlı Padişahları

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Yemen'e Giden Osmanlı Askerlerinden Biri..

Sayfadaki Başlıklar


YEMEN
HUŞ DENEN MEVKİ
BURASI YEMENDİR

Dedem Yemen'e giden Osmanlı askerlerinden biridir. O'nun bana anlattıkları, Osmanlı'nın o günlerdeki durumunu ve Türk askerinin fedakarlığını gösteren ibretlerle doludur.

Zayıf ve sinirli, çok az gülen, güldüğü zaman yüzünde buruk bir ifade oluşan Dedem, çok dürüst ve inançlı bir kişiydi. 12 yıllık askerliğin 10 yılını Yemen ve Medine’de yaparken karşılaştığı sıkıntı ve korkular, O’na gülmeyi unutturmuş.

Beni yanına alır, Yemen’den, Medine’den, Araplardan, Çölden anlatırdı.Küçük dinleyicisinin anlayıp anlamadığına bakmadan, sonradan tarihte okuduğumuz birçok hadiseleri anlatırdı. Yemen cephesinde sol ayagının yarısını kaybettiği, için O’nu cepheden alıp, Medine Muhafızları arasında görevlendirmişler.

Medine Muhafızıı Fahrettin Paşa’nın çok yakınında İngiliz ve Araplarla çarpışmış, Fahrettin Paşa’yı çok seviyordu. Onunla beraber Peygamber şehrini müdafaa etmeyi hayatının en büyük şansı sayıyordu.

Lawrens’in arapları Türklere düşman yapmak için şeytanın bile aklına gelmeyecek hilelerini anlatırdı.

Lawrens Arapların altın hırsını bildiği için, “Türkler, size kalmasın diye altınlarını yutuyorlar” yalanına şahit olarak, birkaç Türk şehidinin iç organlarına yerleştirdiği altınları, daha sonra bu şehitleri kılıçla keserek, çıkan altınları gösteriyor. Dedem, Arapların devamlı Türk Şehitlerinin kılıçlarla mide bölümünü açmalarının sebebini önce anlayamadıklarını, ancak daha sonra bunu duyduklarını söylerdi.

Burada Nurettin Paşa ile ilgili olarak Hürriyet Gazetesi yazarlarından Sayın Emin Çölaşan’ın 14.4.2002 tarihli “Nurettin Paşa’nın gönderdiği hazine” başlıklı makalesinden alıntılar yapmak istiyorum.
________________________________________
…………
Fahrettin Paşa, dindaşlarına ihanet eden,Türk askerini çöllerde kesip donuna kadar yağmalayan Araplarla boğuşuyor.Medine’nin elden çıkacağını gören Paşa, Peygamberimizin bu entteki mezarınaOsmanlı Padişahları tarafından gönderilen hediyeleri, 1917 yılında bir muhafız kıtası eşliğinde ve mühürlü sandıklarla İstanbul’a gönderip ülkemize kazandırıyor. Allah Rahmet eylesin,ne iyi yapıyor.
…………
Merakımdan soruyorum, bu hazine acaba şimdi nerede ?
Kültür Bakanlığı yanıt verirse burada açıklarım ve kamuoyunu bilgilendirirrim.
* * * *
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Türk askeri, İngilizlerle işbirliği yapan Araplar tarafından arkadan vurulmuştur. O savaşta arap ihaneti, unutulacak şey değildir. Ortadoğu’nun dört bir yanında; Filistin, Hicaz, Irak, Suriye cephelerinde bu ihanet olmuştur.

İngilizlerle savaşan onbinlerce Türk askeri, satılmış Araplar tarafından öldürülmüş, cesetleri yağmalanmış, belki altın yutmuşlardır diye cesetlerin mideleri bile bıçakla deşilmiştir.

Size geçen hafta sözünü ettiğim Naci Kaşif Kıcıman’ın Medine Müdafaası isimli eserini 1976 yılında İslamcı bir yayınevi olan Sebil çıkarmış.Bakınız Önsözünde İslamcı Sebil Yayınevi bile ne diyor:

“Rica: Sevgili Okuyucu !

Bütün İslam alemini Türk’ün liderliği altında tek bir devlet olarak birleştirmek ve bu birliği devam ettirebilmek uğrunda dayanılmaz eza ve cefalara katlanan şehit ve gazilerimizin örnekleri arasında en talihsizleri, Medine savunucularıdır.

Çünkü, Peygamberimizin mübarek mezarını İngilizlerin aldatmasına kapılmış sözde Müslüman Arap reislerine karşı yetersiz yiyecek-içecek ve silah imkanlarıyla, amansız çöl sıcakları altında savunma mecburiyetinde kalmışlardır.

Bu acı fakat şerefli savunmanın aziz şehit ve gazilerinin ruhlarını bir Fatiha ile hoş etmek, halen sağ bulunanları ise sağlık ve selamet dilekleriyle anmak, din ve vatan borcudur.”
* * * *
İçimizden bazıları o günleri ya hiç görmemiş, ya da Arap ihanetini görmezden geliyorlar.

Onlar şimdi, dedelerini İngiliz altınlarıyla şehit edenleri, Filistin kamplarında PKK dahil her çeşit teröristi eğiterek Türkiye’nin başına bela edenleri, teröristler tarafından öldürülen binlerce insanımızı unutmuş, cami avlularında, entel meyhanelerinde ve sokaklarda hep birlikte yobaz, travesty, entel solcu vesaire el ele, kol kola, diz dize, Filistin goygoyculuğu yapıyorlar !

Yapsınlar da, yakın tarihi cahilce göz ardı etmesinler.

Bilmemek ayıp değil, biraz okuyup öğrensinler. Şehitlerin ruhlarını sızlatmasınlar.. (*)
________________________________________
(*) Emin Çölaşan – Hürriyet 14/Nisan/2002

Dedemi çok genç yaşta ve yeni evli iken askere almışlar ve doğru Yemen Cephesine göndermişler. Yemen’de “Ester Suvari Alayı”nda görev yapmış. Ester, “katır” demekmiş. Dedem kendilerine 3 şeyin zimmetlendiğini, bunları ölümleri pahasına korumaları gerektiğini komutanların istediklerini söylerdi. Birincisi ve en değerlisi “Ester” miş. İkincisi, katıra yüklü olan mitralyöz ve mermileri, üçüncüsü de, sırtlarında taşıdıkları mavzerleri. Kendilerini telef edebilirler, ama bunlara zarar gelmemeli imiş. Zira, arkadan gelecek başka binek ve silah yok.

Dedem, her gün bir ölçek arpa tahsisatları olduğunu söylerdi. Bu, hem kendilerinin hem de katırın günlük gıdası imiş. “Arpayı biz yesek katır aç kalır, yürüyemez. Katır yese biz aç kalır, yürüyemezdik” diyordu.

Sonunda, bunun çaresini bulmuşlar. Arpayı önce katıra yedirirler, sonra da katırların arkasına geçer, onların pislemelerini beklerlermiş. Zira katır bütün arpayı hazmetmez, bir kısmını dışkı içinde tane olarak dışarı atarmış. Katırının pislediğini gören asker hemen dışkıyı alır, güneşte kurumaya koyarmış. Çöl güneşinde kuruyan dışkı ufalanır, içindeki tane arpalar ayrılır, bunlar ezilerek un haline getirilir ve o günkü “tayın” (*) ortaya çıkarmış. (*) Tayın= günlük yemek

Bir defasında günlerce hayvanlardan askere fazla bir yiyecek kalmadığı için, bazı askerlerin çarıklarını ıslatıp, yediklerini de anlatığını hatırlıyorum.

Rahmetli, bunu hiçbir zaman unutmadı. Köyde sofraya oturulduğu zaman, dökülen ekmek kırıntılarını toplayıp, yer ve yedirirdi. Bu konuda o kadar katı idi ki, bunu yapmayanlar çok şiddetli bedelini ödemek zorunda kalırlardı. Aylarca, ekmeğini, katırın pisliğinden çıkaran kişi için bu tepki hoş görülürdü.

YEMEN

Osmanlı yüzbinlerce şehid verdi Yemen’de. Bugünkü işgal kuvvetleri gibi, Yemende madenler bulunduğundan değil, Petrol gelirlerine el koymak için değil; sadece, Mukaddes Toprakları koruyabilmenin yolu buradan geçtiği için.. İslam topraklarının en uç kalesi olduğu için..

Bir asır önce Yemen’e gelen askerimiz, sert bir çöl yolculuğundan sonra yüksek Dağların zirvesindeki Menaha’ya ulaşır; buradan Heyma vadisinden geçerek Sana’ya ulaşırmış. Bu yolda hayvanlar bile basacağı yeri önce ayaklarıyla yokladıktan sonra basarlarmış. Böyle sarp yamaçların bulunduğu yolda bazen develer bile, tökezler uçuruma yuvarlanırlarmış.

Eman Turizmin çıkardığı EMAN NAME’de Sayın Muhsin Öztürk şunları yazıyor: <

HUŞ DENEN MEVKİ

Belkis’in sarayının bulunduğu Sebe Yemen’de. Dünyanın en eski su barajları, su bentleri Yemen’de..Türk Mahallesi, Türk mezarlığı, Yahudi kenti Habbabe Yemen’de

Tarihi, ve stratejik ülke Yemen’e Osmanlı gereken önemi vermiş, yüzbinlerce evladını bu yollarda feda etmişti..

BURASI YEMENDİR

Geçen asrın başlarında Yemen o kadar uzak, gidilemeyen, gidilse de dönülemeyen, dönmeyenlerin hikayeleri ile bilinen bir yer.. Yemen’e gönderilen asker evinden ayrılırken yakınlarına son vedasını yapar, helallik diler, en katı yürekliler dahi gözyaşlarını tutamadan yolcu edilirdi.

Burası Yemedir, gülü çemendir,
Giden gelmiyor acep nedendir ?

dedirten bir yolculuk.. Dedem de böyle yolcu edilmiş.. Gelemeyeceği kabul edillerek yolcu edilmiş.. Ancak, 12 yıl sonra askerden terhis edilip, köye geldiğinde, evde 10 yaşında bir erkek çocuğunu görünce deliye dönmüş. “Bunu kimden peydahladın ? ” diye rahmetli Babaannem’e saldırmış. Araya girenler,
-Seyin Ağa, sen Yemen’e giderken köye izinli geldiğini unuttun mu ? diye ikna ederler.

10 yaşındaki oğluna askerden dönemez diye kendi adı verilmiş. Bu, 10 yaşındaki Hüseyin oğlu Hüseyin Deligöz, benim babam olan Hüseyin Deligöz dür.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz