Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Anadolu Beylikleri Antalya Hamitoğulları Beyliği
Hamdullah Subhi Tanrıöver
Adalet ve uzun ömür
Osmanlı Camileri
Tımarlı Süvari Sınıfının Bozulması
Divan Şiiri Nazım Şekli
Sarı Süleyman Paşa
Divan-ı Hümâyun
Yunus Emre Karamanlıdır
Kanuni Sultan Süleyman'ın Şahsiyeti

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Yunus Emre

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Edebî Kişiliği
Şiirleri
Bu yazı da ilginizi çekebilir

Hayatı

Yunus Emre ve hayatı hakkında elde çok az bilgi mevcuttur. Nerede doğduğu kesin olarak bilinmemekte, 1249 yılında Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine bağlı Sarıköy’de doğduğu ve orada öldüğü tahmin edilmektedir. Şiirlerinden güçlü bir öğrenim gördüğü, Arapça, Farsça ile devrin bütün ilimlerini iyice bildiği, tahsilini Konya’da yaptığı, Mevlâna ile görüştüğü, sema meclislerinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Sadece mutasavvıf bir şair olarak Moğolların Anadolu’yu istilâ izlerini görmüş, Azerbaycan-İran, Anadolu ve Suriye illerini dolaşmıştır.

Yunus Emre, Tapduk Emre adlı bir şeyhin müridi olmuş. İslâm tasavvufunun inceliklerini sadelikle, derinlikle ve hiçbir dar kalıp içine düşmeden dile getirmiştir. Hayatında ne işle uğraştığı belli olmamakla ekinci olduğu ve çiftliğinin zaviyesine vakfettiği, çiftlik ve hayvancılıkla uğraştığı, bu arada tekkelerde feyzalıp feyiz verdiği söylenir.

Şiirlerinden anlaşıldığı üzere uzun bir ömür sürmüş, evlenmiştir, 1321 yılında vefat etmiştir. Nerede öldüğü ve mezarının nerede olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Anadolu’nun 8 yerinde mezarı olduğu söylenir. Bunlar halkın çok sevdiği Yunus için oluşturduğu makamlardır. Bunlar için Sarıköy’deki mezarının gerçek olduğu söylenir. Şair Türkiye’nin manevî varlığıdır.


Edebî Kişiliği

Yunus Emre büyük bir mutasavvıf halk şairidir; ayrı bir ekolün temsilcisidir. XII. Yüzyılda Ahmed-i Yesevî ile Türkistan’da başlayan Türk tasavvufu halk edebiyatı, XIII. Yüzyılda Yunus Emre ile en üst düzeye ulaşmıştır. Ahmed-i Yesevî’nin Hikmet'lerine karşılık Yunus Emre “İlahi”ler söylemiş, saz şairleri ise koşmalar terennüm etmişlerdir.

Tasavvuf şairi olan Yunus Emre şiirlerinde, “Vahdet-i Vücûd (varlığın birliği)” felsefesini işlemiştir. Edebiyatımızın İslâmî vahdet-i vücûd görüşünü açık, sade, derin, samimi, heyecanlı, coşkun, içli ve lirik bir biçimde dile getiren en büyük şair Yunus Emre olmuştur.

Yunus bir mutasavvıf olarak Allah, İlâhî aşk, varlık-yokluk, hayat-ölüm konuları üzerinde durmuş; bunlara bağlı olarak dünyanın faniliği, ilimle gerçeğe erişilemeyeceği ve benzeri konuları da işlemiştir. Ölüm temini, onun kadar içli, duygulu ve derinliğine işleyen çok az şair olmuştur.

Yunus, Anadolu’nun yeni bir edebiyat dilinin kurulmasında belki en büyük rolü oynamış, Türk tasavvuf edebiyatına damgasını vurmuştur.

Yunus, çağdaşı öteki şairlere Türkçeyi edebî bir dil yapma yolunda büyük bir çaba göstermiştir. Daha çok daha diline dayanmış, bu dili eşsiz bir sanatçı olarak büyük bir güç ve hünerle ifade etmiştir. Dilin millî ses, çehre ve dehasını o devirde en iyi yansıtan o olmuş, en arı in işlek en güzel Türkçeyi o kullanmıştır. Bununla beraber halkın dilinde kullandığı kadar Arapça ve Farsça kelimelere de yer vermiştir.

Yunus Emre’den sonra dilimiz halk Türkçesi ve yüksek zümre yazı dili olarak iki koldan gelişmiştir.

Yunus Emre, ilâhilerini çoklukla hece vezniyle (genel olarak, 8+8=16’lı kalıbı tercih ederek) ve az da olsa aruz vezniyle yazmıştır. Çağına göre aruz veznini kullanmakta başarılıdır. Şekil olarak gazel-kaside tarzını kullanmıştır. Bunlar da çok defa “musammat”tır.

Şiirleri

Taşdın yine deli gönül

Taşdın yine deli gönül
Sular gibi çağlar mısın
Akdın yine kanlı yaşım
Yollarımı bağlar mısın

N’idem elim ermez yâre
Bulunmaz derdime çâre
Oldum ilimden avâre
Beni bunda eğler misin

Yavı kıldım ben yoldaşı
Onulmaz bağrımın başı
Gözlerimin kanlı yaşı
Irmak olup çağlar mısın

Ben toprak oldum yoluna
Sen aşırı gözetirsin
Şu karşıma göğüs geren
Taş bağırlı dağlar mısın

Harâmî gibi yoluma
Arkurı inen karlı dağ
Ben yârimden ayrı düştüm
Sen yolumu bağlar mısın

Karlı dağların başında
Salkım salkım olan bulut
Saçın çözüp benim için
Yaşın yaşın ağlar mısın

Esridi Yûnus’un canı
Yoldayım illerim hani
Yûnus düşde gördü seni
Sayru mısın sağlar mısın


Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlâ’m seni

Dağlar ile taşlar ile
Çağırayım Mevlâ’m seni
Seherlerde kuşlar ile
Çağırayım Mevlâ’m seni

Derdi üküş Eyyûb ile
Gözü yaşlı Ya’kûb ile
Ol Muhammed mahbûb ile
Çağırayım Mevlâ’m seni

Su dibinde mâhî ile
Sahralarda âhû ile
Abdal olup yâ hû ile
Çağırayım Mevlâ’m seni

Hamd ü şükr-i Allah ile
Vasf-ı Kulhuvallâh ile
Dâimâ zikrullah ile
Çağırayım Mevlâ’m seni

Gökyüzünde Îsâ ile
Tûr dağı’nda Mûsâ ile
Elindeki âsâ ile
Çağırayım Mevlâ’m seni

Bilmişim dünya hâlini
Terk ettim kıyl u kâlini
Baş açık ayak yalını
Çağırayım Mevlâ’m seni

Yûnus okur diller ile
Ol kumru bülbüller ile
Hakk’ı seven kullar ile
Çağırayım Mevlâ’m seni


Şol cennetin ırmakları akar Allâh deyü deyü

Şol cennetin ırmakları
Akar Allâh deyü deyü
Çıkmış İslâm bülbülleri
Öter Allâh deyü deyü

Hakk’a ‘âşık olan kişi
Akar gözlerinin yaşı
Pür-nûr olur içi dışı
Söyler Allah deyü deyü

Salınır Tûbâ dalları
Kur’ân okur hem dilleri
Cennet bağının gülleri
Kokar Allah deyü deyü

Ne dilersen Hakk’dan dile
Kılavuz ol doğru yola
Bülbül ‘âşık olmuş güle
Öter Allâh deyü deyü

Kimi yiyip kimi içer
Hep melekler rahmet saçar
İdris nebî hulle biçer
Biçer Allâh deyü deyü

Açıldı gökler kapısı
Rahmetle doldu hepisi
Sekiz cennetin kapısı
Açar Allâh deyü deyü

Hep nurdandır direkleri
Gümüşdendir yaprakları
Uzandıkça budakları
Biter Allâh deyü deyü

Rıdvân durur kapı açan
Hulle donlarını biçen
Kevser şarabını içen
Kanar Allâh deyü deyü

Aydan arıdır yüzler
Misk ü anberdir sözleri
Cennetde hûrî kızları
Gezer Allâh deyü deyü

Miskin Yûnus var yârına
Koma bugünü yarına
Yarın Hakk’ın dîdârına
Varır Allâh deyü deyü


Bir kez gönül yıkdın ise

Bir kez gönül yıkdın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil

Hani erenler geldi geçdi
Bunlar yurdu kaldı göçdü
Pervâz urup Hakk’a uçdu
Humâ kuşudur kaz değil

Yol oldur ki doğru vara
Göz oldur ki Hakk’ı göre
Er oldur alçakda dura
Yüceden bakan göz değil

Doğru yola gitdin ise
Er eteğin tutdun ise
Bir hayır da etdin ise
Birine bindir az değil

Yûnus bu sözleri çatar
Sanki balı yağa katar
Halka meta’ların satar
Yükü cevherdir tuz değil


Severim ben seni candan içeri

Severim ben seni candan içeri
Yolum ötmez bu erkândan içeri

Nereye bakar isem dopdolusun
Seni kanda koyam benden içeri

O bir dilber durur yokdur nişânı
Nişân olur mu nişândan içeri

Beni sorma bana bende değülven
Sûretim boş yürür dondan içeri

Beni benden alana ermez elim
Kadem kim basa sultandan içeri

Tecellîden nasîb erdi kimine
Kiminin maksûdu bundan içeri

Kime dîdâr gününden şûle değse
Onun şu’lesi var günden içeri

Senin ‘aşkın beni benden alıptır
Ne şîrîn dert bu dermandan içeri

Şerî’at tarîkat yoldur varana
Hakîkat ma’rifet andan içeri

Süleyman kuş dilin bilir dediler
Süleyman var Süleyman’dan içeri

Unutdum dîn diyânet kaldı benden
Bu ne mezheb durur dînden içeri

Dînin terk edenin küfürdür işi
Bu ne küfürdür îmândan içeri

Geçer iken Yûnus şeş oldu dosta
Ki kaldı kapıda andan içeri


Aşkın aldı benden beni

‘Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
‘Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni

‘Aşkın ‘âşıklar öldürür
‘Aşk denizine daldırır
Tecellî ile doldurur
Bana seni gerek seni

‘Aşkın şarabından içem
Mecnûn olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endîşem
Bana seni gerek seni

Sûfîlere sohbet gerek
Ahîlere ahret gerek
Mecnûnlara Leylâ gerek
Bana seni gerek seni

Eğer beni öldüreler
Külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra
Bana seni gerek seni

Yûnus durur benim adım
Gün geldikçe artar odum
İki cihânda maksûdum
Bana seni gerek seni


İlim ilim bilmekdir

‘İlim ‘ilim bilmekdir
‘İlim kendin bilmekdir
Sen kendini bilmezsen
Ya nice okumakdır

Okumakdan ma’nâ ne
Kişi Hakk’ı bilmekdir
Çün okudun bilmezsen
Ha bir kuru emekdir

Okudum bildim deme
Çok tâ’at kıldım deme
Eri hak bilmez isen
Abes yere yelmekdir

Dört kitabın ma’nâsı
Bellidir bir elifde
Sen elifi bilmezsin
Bu nice okumakdır

Yigirmi dokuz hece
Okusan ucdan uca
Sen elif dersin hoca
Ma’nâsı ne demekdir

Yûnus Emre der hoca
Gerekse var bin hacca
Hepisinden eyice
Bir gönüle girmekdir


Ma’nâ eri bu yolda melûl olası değil

Ma’nâ eri bu yolda
Melûl olası değil
Ma’nâ duyan gönüller
Hergiz ölesi değil

Ten fânîdir cân ölmez
Gidenler geri gelmez
Ölür ise ten ölür
Cânlar ölesi değil

Cevher seven gönüller
Yüz bin yol eder ise
Hakk’tan nasîb olmasa
Nasîb olası değil

Sakıngıl yârin gönlün
Sırçadır sımayasın
Sırça sındıktan geri
Bütün olası değil

Çeşmelerden bardağın
Doldurmadan kor isen
Bin yıl anda durursa
Kendi dolası değil

Şol Hızır’la şol İlyas
Âb-ı hayât içtiler
Bu birkaç gün içinde
Bunlar ölesi değil

Yarattı Hakk dünyâyı
Muhammed dostluğuna
Dünyaya gelen gider
Bâkî kalası değil

Yûnus gözün görürken
Yarağın eyle bugün
Gelmedi anda varan
Geri gelesi değil


Ey yârenler ey kardeşler korkarım ben ölem deyi

Ey yârenler ey kardeşler korkarım ben ölem deyi
Öldüğüme kayırmazam ettiğimi bulam deyi

Birgün görünür gözüme ayıbım vuralar yüzüme
Endîşeden del’olmuşum n’idem ben ne kılam deyi

Eğer gerçek kul imişsem ona kulluk kıla idim
Ağlayaydım bu dünyada yarın onda gülem deyi

Hemin geldim bu dünyâya nefsime kulluk eyleyi
İyi amel işlemedim azaptan kurtulam deyi

Ey bîçâre miskin Yunus günâhım çok n’eyleyeyim
Sığındım ol Allâh’ıma dedi hem afvedem deyi

Hak bir gönül verdi bana hâ demeden hayrân olur

Hak bir gönül verdi bana hâ demeden hayrân olur
Bir dem gelir şâdî olur bir dem gelir giryân olur

Bir dem sansın kış gibi şol zemheri olmuş gibi
Bir dem beşâretten doğar hoş bâğ ile bûstân olur

Bir dem gelir söyleyemez bir sözü şerh eyleyemez
Bir dem dilinden dür döker dertlilere dermân olur

Bir dem çıkar arş üzere bir dem iner tahte’s-serâ
Bir dem sanasın katredir bir dem taşar ummân olur

Bir dem cehalette kalır hiç nesneyi bilmez olur
Bir dem dalar hikmetlere Câlînus u Lokmân olur

Bir dem dev olur yâ perî vîrâneler olur yeri
Bir dem uçar Belkıys ile sultân-ı ins ü cân olur

Bir dem varır mescidlere yüz sürer orda yerlere
Bir dem vurur deyre girer İncil okur rûhbân olur

Bir dem gelir Îsî gibi ölmüşleri diri kılar
Bir dem girer kibr evine Fir’avn ile Hâmân olur

Bir dem döner Cebrâil’e rahmet saçar her mahfile
Bir dem gelir güm-rah olur miskin Yunus hayrân olur


Bu yazı da ilginizi çekebilir

Yunus Emre Karamanlıdır

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz