Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
2. Silâhtar Mehmet Paşa
Osmanlı Kaftanları
Ottoman peace (osmanlı barısı)
Lala Şahin Paşa
Estetiğin Mührü:Tuğra
XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna Kadar Gönüllüler
XVIII. Yüzyıl Başından Ortasına Kadar Osmanlı Ordusunun Durumu
Osmanlılar'ın Balkan Devletleri ve Prenslikleri ile İlişkileri
XVIII. Asırda Garp Ocakları
Bunları Biliyor muydunuz -I

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Zenbilli Ali Cemalî Efendi

Halk arasında Zenbilli Ali Efendi diye anılarak adı zamanımıza kadar gelmiş olan Ali Cemali Efendi, ilmî ve ahlâki fazileti ve dürüstlüğü ile tanınmış ilim adamlarımızdandır. Kendisi Molla Fenarî'nin hocası Cemaleddin Aksarayî neslinden olduğu için Cemalî mahlasını almıştır.

XVI. yüzyılın ilk yarısı içinde yetişmiş olan âlimler arasında vakar ve ciddiyeti serbest düşüncesi ve yüksek seciyesi ile kendisini göstermiştir; Molla Hüsrev'den ders gördükten sonra onun tavsiyesiyle Hüsamzade Mus1ihiddin'den okuyup hocasına hem muid (yardımcı) ve hem damat oldu.

Ali Cemali efendi, zamanın mütefekkirlerinden Sinan Paşa'nın meclisine devam edenlerdendi. Sinan Paşa'ya karşı rakip olan partinin başında bulunan Karamanî Mehmed Paşa bundan dolayı Ali Cemalî'ye düşman olmuş ve onun bir kısım müderrislik maaşını keserek sevmediğini göstermişti; bu halden mütessir olan Ali Cemalî Efendi derhal müderrislikten çekilerek o asrın irfan hayatında mühim rolü olan Şeyh Vefa'nın dergâhına intisap eylemiş ve bu suretle aynı tarikata mensup olan Sinan Paşa'ya karşı ilgisini paşanın sıkıntılı zamanında dahi muhafaza etmiştir.

Fatih Sultan Mehmed'in vefatı ve vezir-i âzam Karamanî Mehmed Paşa'nın yeniçeriler tarafından öldürülmesi üzerine arzu etmemesine rağmen Ali Cemalî yeni hükümdar Sultan Bayezid'in kesin emri üzerine tekrar müderrisliğe döndü ve hatta Bayezid'in yaptırdığı Amasya'daki Bayezid medresesine müderris tayin edildi; fakat bir müddet sonra Amasya valisi olan Şehzade Ahmed'e gücenerek istifa eyledi; kendisini takdir eden pâdişâh onu İstanbul'a, aldırıp Sahn-ı Seman medreselerinden birine tayin etti.

Bir aralık hacca giden Ali Cemalî Efendi oradan dönmeden evvel müfti (Şeyhülislâm) bulunan Efdalzade Hamidüddin'in vefatı üzerine Sultan Bayezid, onun yerine Ali Cemalî'yi tayin edip hacdan dönmesini bekledi ve o gelinceye kadar îcabeden fetvaların sahn müderrisleri tarafından verilmesini emretti (903 H. 1797 M.). Hicaz'dan dönen Ali Cemalî Efendi yüz akçe yevmiye ile yeni vazifesine başladı ve üç pâdişâh zamanında (Bayezid, Selim, Süleyman) ölümüne kadar yirmi dört sene dürüstlük ve ciddiyetle bu makamı muhafaza etti.

Sultan Bayezid İstanbul’da, camii karşısındaki medresesini (şimdi inkılâp müzesi) yaptırdıktan sonra yevmi elli akçe ile müderrisliğini Şeyhülislâm olanlara verdiği için ilk defa Ali Cemalî Efendi buraya müderris oldu.

Ali Cemalî Efendi yaşadığı müddetçe ders ve fetva işiyle meşgul oldu. Kendisinden fetva almak üzere gelenleri bekletmemek için penceresinden sarkıttığı bir zenbille istenilen fetvaları alıp cevaplarını yine zenbile koyup verdiği için halk tarafından Zenbilli Ali Efendi diye şöhret bulmuştur. Kendisi fevkalâde mütevazı ve mültefit olduğu için büyük ve küçük her tabakanın hürmetine mazhar olmuştur.

Yavuz Sultan Selim gibi gazaplı ve şedit bir hü¬kümdar bile bazı işlerine müdahale eylemesine rağmen Ali Cemalî Efendi'ye karşı hürmetini muhafaza etmiş ve onun çıkışma ve serzenişlerine tahammül göstererek hak söz söylediğine kail olduğu müftünün dediklerini yapmıştı.

Sultan Selim bir gün suiistimal sebebiyle hazine memurlarından yüz elli kişinin birden katlini emretmişti. Bunu haber alan veya bu felâketin önlenmesi kendisinden rica edilen Ali Cemalî Efendi, usul ve kanuna mugayir olarak derhal saraya divan-ı hümâyuna gelmiş, pâdişâha mâzuratı olduğunu söylemiş; gelmesine müsaade olunarak Sultan Selim'in huzuruna girmiş ve ziyareti sebebini arz ederek bu bîçarelerin katillerinin muvafık olmadığını ve müftülerin vazifelerinden birisinin de hükümdarların uhrevî mesuliyetlerini nazar-ı dikkate almak olduğunu söylemişti.

Yavuz Sultan Selim bu mütalaaya kızarak "sizin bu sözünüz saltanat umuruna müdahale ve taarruz olup pâdişâhlarla bu hususlarda görüşmek edebe ve terbiyeye aykırı harekettir” sözleriyle mukabele ile müftüyü azarladı, Ali Efendi buna karşı:

— Filhakika pâdişâhların işlerinde müstakil olmaları ve müdahaleden azade kalmaları lâzımdır; fakat işlerinde müdebbir, tecrübeli kemal ehli olanlarla müşavere etmeleri zaruridir; aksi ise memleketin zararınadır; benim müracaatım saltanatınız işine müdahale değildir, belki umur-ı ahiretinize hizmet olup bu¬nu böyle söylemek bana lâzımdır ve benim vazifemdir; bunların kanından geçerseniz ne âlâ geçmezseniz Allah indinde mes'ulsunuz cevabını verdi.

Şedid bir hükümdar olmakla beraber ismi gibi aklı selimi olan Yavuz bu doğru sözü kabul etti ve "affettim” dedi.

Ali Cemali Efendi, buna teşekkür ettikten sonra veda edeceği sırada vazifesi haricî olarak zarif bir ima ile:

— Bu adamların günahlarını af buyurdunuz; bu ahiretiniz için idi, bu defa bunları memuriyetlerine iade buyurursanız o zaman şân-ı saltanata lâyık olan mürrüvet ve şefekati yapmış olursunuz dedi.

Bunun üzerine Sultan Selim:

— Ben senin bu meramda şefaatini kabul eyledim, fakat hizmetlerindeki kusurlarından dolayı tâzir ederim deyince Ali Efendi:

— Orası size aittir; bizim muvaffak olduğumuz nesne bize yeter diye çıkıp gitmiştir.

Yine bu cümleden olarak Ali Cemali Efendi Edirne'ye giden pâdişâhı uğurlayıp dönerken Türkiye'den ipek alınmasını men etmiş olan pâdişâhın emrine muhalif olarak ipek alan dört yüz kişinin elleri bağlı sevk edildiklerini görüp sebebini sorup öğrendikten sonra hemen geri dönerek pâdişâhla buluşmuş ve bu halin zulüm olduğunu söyleyip ipek veren memurun bunlara ipek vermesi hükümdarın rızası olduğuna delildir diyerek itiraz etmiş ve sözünü bitirdikten sonra pâdişâhı selâmlamağa bile lüzum görmeden geri dönmüştür.

Bu müdahaleye canı sıkılan Yavuz Sultan Selim bir müddet at üzerinde düşünmüş ve sonra canı sıkkın bir halde yoluna devam etmiştir; bu vaziyet üzerine vezirler hayret ve korku içinde kalıp şaşırmışlar, bu hal ile Edirne'ye gelinmiş. Yolda vicdaniyle epey mücadele eden Sultan Selim Edirne'ye gelince dört yüz kişinin affını emreylemiştir.

Yavuz Sultan Selim, Zenbilli Ali Efendi'nin ciddiyetini ve hakikati söylemekten çekinmeyip şer'a muhalif iş görmediğini bildiği için Anadolu ve Rumeli kazaskerlikerini birleştirip kendisine vermek istediyse de Ali Cemalî Efendi bunu kat'î surette reddederek müftülük ve müderrislikle kanaat eyleyeceğini söyledi ve bu mütalaası padişahın çok hoşuna gittiğinden kendisine beş yüz filori (altun) gönderdi.

Kanunî Sultan Süleyman'ın ilk senelerinde müftülük yevmiyesine elli akçe zammedilerek yüz elli oldu ve bu suretle Sultan Bayezid medresesiyle beraber müftülerin yevmiyesi günde iki yüz akçeye çıktı ve bir sene sonra yani 932 H. 1525 M. de Ali Cemalî Efendi vefat etti.

Ali Cemalî Efendi'nin fıkıhtan ve fetva kitaplarından Muhtarâü’l-fetâvâ'sı meşhur olup bundan başka fıkhın fürunundan Âdabü’l-evsıyâ isminde bir risalesi vardır. Bu risale Mısır'da basılmış olan Samavnalı Bedreddin'in Câmiü’l-füsûlin ismindeki eseriyle beraberdir. II. Bayezid namına ahlâka dair bir eseri ile şeyhlerle ulema arasındaki devrana dair olan ihtilâfta devran'ın caiz olduğu hakkkında manzum bir risalesi de görülüyor.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz